26 Eylül 2017 Salı

Neriman CANBOLAT / Ajans32

Neler Oluyor Bize, Yine Neler Oluyor?

09 Şubat 2014 Pazar 19:30

Evet, uzun bir aradan sonra tekrar sizlerleyim değerli okurlarım. Yoğun bir çalışma tempomdan dolayı biraz mola verdim. Bunun için sizlerden özür diliyorum. Birçok okurumdan neden yazmadığıma dair mailler aldım. Hatta “ konu bulamıyorsanız yardımcı olalım” diyerek espri ile yaklaşanlarda oldu. Bundan sonra kısmetse daha sık sizlerle olacağım.

Bir konuyu iki kez yazmayı aslında pek sevmem. Ama bu konuyu tekrar yazmadan geçmek istemedim. Şöyle bir etrafıma bakıyorum, yaş fark etmeden herkes hayattan bıkmış, dünya canlılar için yaşanmaz hale gelmiş adeta. Dünyanın sonu sanki. İnsanlar keyif almaz oldu hayattan. Hayat yaşlandım mı ne? Anlamadım. Gerçi dünyanın ne kadar ömrü kaldı oda ayrı bir tartışma konusu... Bende farkındayım gerçekten hiçbir şeyin eskisi gibi tadı yok. Ne eski dostların, ne eski aşkların, ne eski gençliğin, bilhassa eski evliliklerin.

 Mutluluk, bereket fışkıran memleketimize ne oldu. Yaş sınırı olmadan İnsanlar avuç dolusu depresyon ilaçları ı içiyor. Oysa insanoğlunun hayata dair dileklerinin en başında mutluluk gelmiyor muydu? Peki ne değişti şimdi? Veya neler kimler değişti? Modern yaşamın hayatımıza getirdiği birçok kolaylığın yanı sıra, kaybettirdiği değerlerde çok fazla. Her şeyin eski büyülü ortamı kayboldu ne hale geldik, ne hale getirildik. Boşluklardan mutsuzluklar oluştukça yalnızlaştık. Yediklerimize şükür azaldı, daha iyisi varmış diye yanımızdakilere, elimizdekilere teşekkür azaldı. Her şeyin dışıyla ilgilenir olduk.

 En güzeli olsun diye, en iyisinden uzaklaştık. Estetikler çoğaldı, maskeler diz boyu. Bir insanın her yerine estetik yapılabilir ama beynine kişiliğine asla. Özümüzü unuttuk. Ne kadar çok şeyi unuttuk değil mi? Sürekli başkalarının hatalarını görmekten kendi ayıplarımızı yücelttik... Çılgınlar gibi somut şeylerle doldurduğumuz dünyamızda, soyut duyguları koyacak yer kalmadı. Bayramları bile sadece tatil fırsatı olarak değerlendirir hale geldik. Sudan sebepten ailelerin çöküntüsünü izliyoruz.

 İstatistiklere göre doğumdan fazla ölüm, evlilikten fazla boşanmalar mevcut. Oysa her insanın özlem duyduğu “Aşk, Aile ve çocuklardır”. Bir anlık kararla evlenip, bir anlık kararla boşanıyoruz. Aile kutsalı nerede kaldı peki. Bugün toplumumuzda eşlerin kendisine olan ilgisizliğinden yakınan çok sayıda insan var. Bazı insanların iletişim becerileri gerçekten çok zayıf. İnsanlar karşısındakini dinlemiyor. İkisi de aynı şeyi söylüyor, ama dinlemediği için farkına bile varmıyor. İki tarafta karşısındakini günah keçisi haline getiriyor.

 Sanki eşler birbirlerini rakip gibi görüyor. Günümüzün ilişkilerindeki en büyük eksiklik saygıyı kaybettikleri ve biri birine alan açmadan, kendi isteklerini forma sokmaya çalışmaları. Aslında karşı tarafı düzeltme yerine, herkes birazcık çeki düzen verse yargılasa kendini, objektif baksa olaylara hiç bu üzücü hadiseler meydana çıkmayacak. Taraflar hep kendi bakış açısını doğru olarak görüyor. İki tarafta ruhunun okşanmasını istiyor.

Yalnız taraflardan biri kalkıp ta egosunu yok edip bir adım atmıyor. Yani senin rakip gördüğün, inatlaştığın kim? Bir zamanlar uğrunda canını verebileceğin, hani sabaha kadar onu düşünmekten uykusuz kaldığın, seni seviyorum kelimelerini sıraladığın eşin değil mi? Peki, ne oldu şimdi? Ne değişti? Şimdide kafasında hangi vazoyu kırsam diye düşünüyorsun... Eşler birbirlerinden fazla beklenti içerisine girmiş. Belki de sanal bir hayat aileleri bu hale getirdi. Küçük ölçekli bir aileye gelin birlikte göz atalım.

Erkek eve gelir kendisini kanepeye zor atar, ne çocuklarla, nede eşiyle ilgilenmez. Eğer bayanda çalışıyorsa zavallı kadın koştura koştura eve gelir bakar ki yemek yok, hemen üzerini değiştirip mutfağa koşar apar topar hazırladığı iki tencere yemeği çocuklarının eşinin önüne koyar. Beyefendi eline sağlık bile demeden bıraktığı yerden sabit gözlerle dizisine devam eder tabi bu arada da uzatmıştır bacaklarını keyif yapıyordur. Kadıncağız masayı toplar, bulaşıklarını yıkar, bakar ki çamaşır birikmiş çamaşırla uğraşır, bu arada ütü dağ gibi olmuştur geçer ütünün başına artık kaç saat sürer bilinmez.

Beyefendinin canı çay istemiştir bıdırdanarak çay ister. Kadının on elimi var sanki? Başlar homurdanmaya “sen zaten ne işe yararsın” diyerek. Ne olur sanki kadıncağız ütüsünü yaparken beyefendide çayı yapsa? Değil mi? Sıra yatmaya gelmiştir yine bir gün daha geçmiştir ve eşler birbirlerini dinlemeye ilgilenmeye ve en önemlisi çocuklarıyla sohbet etmeye zaman bulamamışlardır. Bunun tam tersi olan ailelerde var. Bayan akşama kadar gün gezmelerinden, dizilere bakmaktan veya internet başında oturmaktan ne çocuklarıyla ilgilenir ne yemek yapar zavallı kocası yorgun eve gelir bir bakar yemek yok sıcak bir karşılama yok.

Sabah kalkar giyecek temiz bir gömlek pantolon bulamaz. Çıkar artık aile faciası. Bunlar birikimdir. Bir anda patlak vermez. Kadınların en büyük şikâyeti eşlerinin kendilerine yardımcı olmamaları, her işi ona bırakmaları. Erkeklerinde en büyük şikâyetleri kadının ilgisizliği, pisliği dağınıklığı vs. uzar gider. Sarmaşık gibi bir yaşam. İnsanlar kendisini baskı fanusunda zannediyor adeta. Hiç kimse dört dörtlük değil tabi ki. Karşımızdaki kişi her zaman beklediğimiz gibi davranmayabiliyor.

Önemli olan olumsuzlukları büyütmemek ve ne kadar kızarsak kızalım mutlu olduğumuz anları hatırlamak. Sık sık birlikte zaman yolculuğuna çıkmak. Bu yöntem bir nebze olsun mutluluğu geri getirmeye yetecek kıvılcım oluyor. Oysa birlikte görev paylaşımı yapılsa eşler birbirleriyle ilgilenmeye hem zaman bulacaklar, hem de mutlu olacaklar. Anne babanın günahını o çocuklar çekmeyecek. Sokaklar sevgiden yoksun suç makinesi haline gelmiş çocuklarla, gençlerle dolu.

 Niçin, neden, nasıl sorularını kendimize soralım. Unutmayın Çözümün parçası değilseniz, o zaman sorunun parçasısınız. Aşk kendini yenilemezse ten ve yürek çürüyor ve paslanıyor. Sonrasında Aşk cazibesini kaybediyor ve eşler artık birbirine yabancılaşıyor. Burada düşünceler ve enerjide çok önemli bir nokta. Zaman zaman eşler arkadaşlarıyla bir araya gelip hep eşlerinden şikâyet ederler.

Çayın kahvenin yanında eşleri meze yaparlar. Bu olumsuz enerjiler tabi ki eşe yansıdığı için bir araya geldikleri zaman mutsuzlukları kat kat artar. Çünkü gün boyu olumsuz sevgisizlik enerjisini büyütüp göndermiştir. Oysaki sevgi enerjisi yaratan sevgi bulur, bunun istisnası yoktur. Önce insan kendini sevmekle başlamalı. Biz kendimizi sever mutlu olursak, eşimizde çevremizde bizi sever.

Unutmayalım güzel olmak okka gibi bir burun kusursuz bir beden değildir. Gülümseyen bir yüz ve pırıl pırıl parlayan gözler güzelliğin en büyük anahtarıdır. İnsanlar önce karşısındaki insanın enerjisinden etkilenir. İnsanların mutlu olmak değil, mutluluğu korumak gibi bir problemi var. Haydi, önce içimizdeki ışığı yakın ve aydınlatın çevrenizi. O ışığı görenler hem size hem de etraflarına yaysın ışığı. Çünkü gözlerin ışığı güneşten daha aydınlıktır. Benim hayata bakış açım mutlulukla örtüştüğü için, ben hep mutlu olmaya çalışırım.

KARANLIK BİR MAĞARADA YÜRÜMEKTİR HAYAT. UMUDUN ELİNDEKİ FENERDİR.  AZALIRSA KARANLIK, ÇOĞALIRSA AYDINLIK OLUR HAYAT.   

İşte bunun için umudunuz bitmesin. Hiç bir şey için geç değil.

Sevgililer günü yaklaşmışken bizim her günümüz sevgililer günü olsun. O güzel yuvalar yıkılmasın, çocuklarınız boynu bükük kalmasın. Sevgiyle umutla kalın...

* Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya 2 yorum yapıldı.
    YAZARLAR