24 Eylül 2017 Pazar

Kadir YAVUZ / Ajans32

Niyazi Can...

02 Ağustos 2013 Cuma 16:04

ISPARTA VALİ YARDIMCISI NİYAZİ CAN İSTANBUL VALİ YARDIMCILIĞINA ATANDI…
Haberi duyduğum an yanına koştum… Hem üzülmüştüm, üzüntümü paylaşacaktım; hem de, onun adına sevinmiştim, sevincimi paylaşacaktım.
Neden sevinmiştim? İstanbul’a gitmek ona bir ödüldü...

Her vali yardımcısına nasip olmaz, İstanbul’da çalışmak. Niyazi Can, çalışkandı. O mesaisini Ispartalıya harcamaktan zevk alıyordu. Fedakârdı...

Evet gerçekten fedakârdı, işinin başında rahatsızlığını atlatmaya çalışan biriydi. Kış boyunca hasta oldu “Gidip, dinlenmen lazım... Birkaç gün yatakta geçirip, terletmezsen bu hastalığı atamazsın!” dediğimde, o “Zamanım yok! Beni, bekleyen bir sürü iş var” derdi.

O makamını, Ispartalıya, Isparta’yı düşünen herkese açık tutardı. Hele makamla ilgili bir gün söylediği şu söz hep beni düşündürürdü. “Bu makamlar gelip geçici, bugün ben buradayım yarın bir başka biri gelip oturacak. Hiç kimsenin değil buralar sizin malınız... Halkın malı!” demişti.
Ben, ilk kendisiyle nasıl tanışmıştım. Dönem dönem yeni atanan vali yardımcılarını ziyaret ederim. Elimde o gün için hangi kitabım varsa, onu da kendilerine hediye ederim. Sevgili dostum, Niyazi Can’ı ziyarete gittiğimde, yanımda Unlu Mamuller Sahibi olan Mehmet Bey’in sponsor olduğu bir eserim vardı... Onu verdim. Konuştuk, sohbetin ardından ayrıldım.

Birkaç gün sonra telefonla beni aramış “Bu Unlu Mamuller Sahibi kim? Onunla tanışmak istiyorum. Mümkün mü?” demişti. Birkaç gün sonra Mehmet Bey’i ayarladım, Niyazi Bey’in yanına götürdüm. Epeyce bir sohbetten sonra “Ben şimdi kimi bekliyordum biliyor musunuz? Unlu mamullerle uğraşan birinin her tarafının un olması lazım değil mi? Ama gördüm ki, gayet kibar, şık giyimli, beyefendi biri Mehmet Bey! Öncesinde demiştim ki, unlu mamulcü kitap bastırmaya yardımcı olur mu, yani sponsor olur mu?

Pek, beklemiyordum açıkcası! Kitap bastırtmak, onu yazmak kadar önemli bir şey!” demişti. Böyle başladı dostluğumuz ve gideceği şu son güne, günlere kadar geldi. Onu ziyarete gittiğimde bazen beklerdim, prosedüre uyardım. Beni, bir defasında görmüş “Sen, bir köşe yazarısın. Sen, niye bekliyorsun. Geldiğinde, direkt şu kapıdan girebilirsin!” dediği halde ben hiçbir zaman o kapıyı kullanmadım. Her vatandaş gibi sıramı bekledim.

Dönem dönem görüşür, Isparta’nın birçok çözüm bekleyen veya çözüm gerektiren sorunları üzerinde konuşurduk. Her konuşmamızın sonunda mutlaka bir yazı yazardım. Ama çoğu yazılarımda isim kullanmazdım. O bunu pek istemezdi. “Isparta’ya faydalı olalım da, kim yaparsa yapsın!” derdi.
Niyazi Can, candı. O bir gerçek dosttu. Üzüldüğümse onu kaybettiğimdendi. Isparta’nın kaybettiğindendi. Yanına koştuğum an o üzüntümü ve sevincimi kendisine izah ettim. Üzüldüm... Hâlâ üzgünüm, o can dostumu nasıl anlatacağımı, neler yazacağımı kestiremiyordum.

İnanın, tam o tayini duyduğum günden beri bir veda yazısı yazacağım, aksilikler peşimi bırakmıyor, bir türlü yazamıyordum. Bilgisayarım arızalandı, bilgisayarcıya götürdüm. O arada İl Halk Kütüphanesinde yazayım, dedim. Sayım dolayısıyla kapalı olduğundan yazamadım. Nihayet dün kütüphane açıldı. Dün yazdım, tam yazıyı bitirdim, son kontrolümü yapıp, gazeteye meyille gönderceğim an sürem dolmuş meğer ekran kapandı, yazım silindi.
Dün akşam üzeri bilgisayarımı almıştım ama dierkt eve gitmedim... Gece, bilgisayarı masama kurdum tam yazıya başlayacağım adaptörüm çalışmadı. Bu üçüncü teşebbüsüm ve şimdilik sıkıntı yok! Sonuna geldim hatta nasıl bağlamalıyım son cümlemi! Isparta’yı seven, bizlerin gönlünü fetheden o güzel insanı güzel cümlelerle uğurlamalı, değil mi?

Allah yolunu açık etsin. Yeni görev yerinin hayırlara vesile olmasını diliyorum. Bu koltuklar boş kalmaz, Can Dostum Niyazi Can’ın da dediği gibi “Biri mutlaka gelecek, bu makama!” Ne diyelim! Söylenecek pek fazla bir şey yok!
Valiliğin Koridorunda, vedalaşmış, sarılmış, kucaklaşmıştık. İçimden bir şey kopmuştu sanki! Canımdan bir parça kopmuştu. Bu tip vedalaşmaları pek beceremem... Boğazım düğümlenir, ne ağlarım, ne ağlamam... İkisinin arasında sıkıntılı bir durum yaşarım.

Hâlâ tesirindeyim o vedalaşmanın... Oldum olası şu vedalaşmaları sevmem. Ben ayrılırken de, veda töreni yapılmasını istememiştim ısrar edilmesine rağmen resmen o tip şeyleri “Sevmediğimi!” söyleyerek, yapılmasına engel olmuştum.

Can dostumu da, aynı şekilde göndermek en iyisi! Son sözüm, uğurlar olsun can dostum; yolun açık olsun. Soyadın her yerde ünvanın olsun...

Cana CAN olsun.

* Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya 3 yorum yapıldı.
    YAZARLAR