22 Eylül 2017 Cuma

Kadir YAVUZ / Ajans32

Onlarla Birlikte Öldük…

23 Mayıs 2014 Cuma 16:31

Soma’da kömür madeninde bir katliam yaşandı… Tam 301 kişi yanarak can verdi… Şehit oldular.

Onlarla birlik olduk… Her gün yeraltından kaç ölü çıkacak diye bekledik. Onları her gün aileleriyle birlikte toprağa gömdük. Belki uzağımızda bir yer Soma, sanki bağrımızda bir yerdeydi gibiydi. O kadar ki, acı içimize sinmişti; kömür karası yüzümüze nüksetmişti, daha ötesi sağ kalan yakınlarının ağlayışları, ağıtlar yakışları bizim bulunduğumuz yeri de yangın yerine çevirmişti.

Bir babanın iki oğlu birden maden ocağında ölmüştü. Baba, kanser tedavisi görüyormuş, çocuklar tedavisini yapıyorlarmış, ilacını temin ediyorlarmış ve bir yandan da metrelerce yerin dibinde karalar içinde çalışıyorlarmış. Ağlıyordu baba ‘Onların yerine ben ölmeliydim, onlar öldüler’ diyordu.

Gözyaşlarımı tutamıyordum, babayı izlerken!

Bir kadıncağız ağlıyordu… İki çocuğuyla kalmış, eşi maden ocağında yanmış. O da yanmış gibi ağlıyordu. Bizde ağlıyorduk. Çocuklardan biri rahatsız, belli hareketlerine bakamıyorum çocuğun; babası çocuğu için maden ocağında çalışıyordu. Onun ilacı, doktoru, hastanesi için… Kim götürecek bu çocuğu tedaviye! Anne ağlıyordu.

Onlarla birlikte olduk! Elimizle gömdük toprağa! Toplu mezarlar kazıldı, kazma kürek elimizde, bizde oradaydık.

Biri yüzlerce, binlerce metre yerin dibinden sağ kurtarılmıştı. Ağlıyordu… Gözyaşları kömür karası siyahlığında, damlarken toprağa karartıyordu aktığı yeri, o ıstırap içinde bir şeyler diyordu ‘Beni oraya aldığınız yere bırakın, benim yerime yanımda kurtarılmayı bekleyen bir arkadaşım vardı, onu kurtarın. Onun eşi hamileydi, doğum yapmak üzereydi, o doğacak çocuğunu görsün, ne olur çocuğu babasız doğmasın, benim yerime onu kurtarın!’ diyordu. Onlarla birlikte olduk. Ben ağlıyordum, annem, eşim ağlıyordu. Türkiye ağlıyordu, dünya ağlıyordu. Nasıl bir manzaraydı Allah’ım? Bakılmıyor ki, bakasın.

Kendisinin kurtarılmasına sevinmeyen gencin fedakârlığına ağlıyordum. Bu devirde böyle arkadaşlar, böyle arkadaşlıklar var mıydı? Neler gösteriyordu, maden ocağı bizlere?

Birisi o cehennem çukurundan çıkarılmış, ambulans oracıkta; görevliler sedyeye yatırmak istiyorlar, ilk müdahaleyi yapacaklar, o ne diyor biliyor musunuz? ‘Çizmelerim sedyeyi kirletmesin, onları çıkarabilir miyim?’ Hemşire ‘Dur, ne yapıyorsun, bırak kirlensin’ diyor. Hüngür hüngür ağlıyorum.

Günlerdir içeride zehirli gaz, günlerdir fazladan çalışan insanlar, neymiş normalinden fazla kömür çıkarmak içinmiş, bütün bu yapılanlar… İhmaller, yaşam odası olmayan maden ocağının yığınla eksikleri, küflü maskeler, devre dışı bırakılan gaz ölçü cihazları… Geliyorum diye önceden haber vermiş bir facia! Katliam!

301 cana karşı kaç ton fazladan kömür çıkardık. Ne kadar kâr ettiniz? Nasıl rahat mısınız? Rahat ölecek misiniz? 301 canın ölümü, toplu katliam değil de ne sizce?

Maden mühendisi olmuş genç kadar maden ocağındaki işçileri kurtarmak için bir gayret gösterdiniz mi? O maden mühendisi birkaç kişiyi daha kurtarayım derken ölmüş, duydunuz değil mi?

Ey Soma Holding’in patronu, sen o an neredeydin? Hangi otelde, hangi saunada, hangi restoranda keyif çatıyordun acaba?

Gölcük depreminde ‘Çürük evler’ yapıp satan bir müteahhit vardı, orada da hatırlıyor musunuz, az can vermedik? Hakikaten o müteahhit nerede şimdi?

Yarın öbür gün 301 kişinin canına kıyanlar da, sıyıracaklar mı dersiniz? Benim görüşüm değil bu dediklerim! Televizyon haber yorumcularının görüşleri… Bekleyelim görelim mi?

Bugün yan maden ocakları faaliyete geçmişler bile! Ne çabuk unuttular, değil mi? Soma Holding’in, ihmalleriyle ilgili alınmamış tedbirleri aldılar mı?

Yeni acılar yaşatmayın bizlere!

Kime söylüyorum ki?

                                  ***

Yazımı tam bağlamıştım ki, geçte olsa aklıma geldi, en azından hatamı telafi edebiliyorum ya; nedir diyecekseniz veya hayırdır inşallah filan diyeceksiniz şimdi?

İstanbul seyahatimin ardından, gezi notlarımı yani anılarımı sizlerle paylaşmak istediğim yazımı gönderdiğim ve yayınlandığı günler, 10-15 günlük o gezi günlerimde televizyondan koptum.

Bazen televizyondan ayrıldığım, uzaklaştığım zamanlar çok mutlu oluyorum. Yazıyorum hep o arada ve televizyondan uzak kaldığım o zamanlar dinleniyorum. Ama ne var ki, hayati önem arz eden bazı olayları kaçırıyorum. Tıpkı, Soma maden ocağı faciasının yaşandığı o günden habersiz benim İstanbul seyahati yazımı gazeteye göndermiş olmam ve onunda o gün veya ertesi gün yayınlanması gibi!


Böyle bir veya iki olay yaşamışımdır. Bilmeden!

Buna rağmen böylesi bir olay yaşadığım zamanlarda kendimi affetmiyorum. Duyarlı olmak gerekli diye düşünüyorum. Televizyondan veya gazetelerden en azından haberleri takip etmeliyim, olaylardan haberdar olmalıyım. Ben duyarlı olmak zorundayım. Doğru mu?

Bakın neredeyse ‘Bosna-Hersek’teki sel felaketinden bahsetmeden geçecektim. Daha sonraki yazımda ele almış olsam size o yazımın ulaşması 15-20 gün ve belki de 30 günü bulacaktı… O zamanda iş işten geçmiş olacaktı.

Her nerede olursa olsun Allah böylesi felaketler kimseye yaşatmasın. Daha büyük felaketlerden bizleri korusun.

Buradan Somalılara ve Bosna-Herseklilere geçmiş olsun diyorum.     

   

* Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya ilk yorum yapan siz olun.
YAZARLAR