22 Eylül 2017 Cuma

Neriman CANBOLAT / Ajans32

Özür Özürlü Toplumuz

11 Nisan 2013 Perşembe 18:13

    Özürlülerin en büyük düşmanı stigma, yani damgalanmadır. Damgalanma toplumun sosyo-kültürel yapısından gelen önyargıların oluşturduğu olumsuz bir yaklaşımdır. Toplumun yapıştırdığı stigma sonucu; özürlü denince akla hasta, zavallı, çaresiz, muhtaç, yetersiz, asalak gibi olumsuz düşünceler gelir. Tarih boyunca özürlüler; her zaman insanlık dışı en kötü muamelelere uğrayan, ezilen, dışlanan, istismar edilen bir kesim olmuşlardır. Eğer özürlüler bazı hakların elde edildiği, bazı olanakların sağlanabildiği, yaşam koşullarında belli düzeyde iyileşmenin gerçekleştirilebildiği bugünlere ulaşabilmişlerse; bunun arkasında çok uzun yıllara dayanan çetin mücadeleler, büyük fedakârlıklar, ağır çileler, derin acılar vardır. Bunun için özürlülerden gecikmeli de olsa defalarca özür dilememizin yanında, bunca çilelere rağmen bu günlere gelen özürlülerimize her türlü maddi ve manevi yardımı yapmalıyız.

   B ir insan engelli insanlara davranışını insanın ahlakı değerleriyle ve kültürüyle sosyal yapısıyla bağlantılıdır. Bununla alakalı bir engellimiz:
biz engelliler öyle bir tavır sergiliyoruz ki sanki engelli olmak sağlıklı insanların korkulu rüyası lütfen bu önyargıyı yıkalım hem kendi içimizde hem de sosyal yaşam içinde demektedir.

  Her sağlam insanın özürlü adayı olduğunu unutmadan, çevresine duyarlı yaşamayı toplum olarak biraz daha özveriyle yerine getirmeliyiz. Son yıllarda öncelikle omurilik felçlileri olmak üzere tüm ortopedik özürlülerin tıbbi, mesleki, ekonomik ve sosyal sorunlarının çözümlerine yönelik ulusal ve uluslararası alanlarda çalışmalar hız kazanıyor. Özürlülerin sosyal yaşama tam etkin katılımını sağlamak amacıyla başlatılan çok sayıdaki projelerin hayata geçmesiyle onlara verilen değer biraz daha artmaktadır.

   Yaradan’ın tüm organlarını eksiksiz yarattığı bir insan, bir gün engelli olabilir veya doğabilir. Hayatımız iyi veya kötü sürprizlerle dolu. Herkes her an özürlü olabilir, özürlü bir çocuk sahibi olabilir. Onlarla tanış olduktan sonra, iç içe girdikten sonra böyle bir konuya mutlaka değinmem gerektiğini anladım.

  Onlardan ve ailelerinden, öğretmenlerinden izin alarak yazmaya karar verdim. Yüreğimde özel bir köşe ayırdım onlara. İnsan hayatının en temiz en duygusal anlarını onlarla yaşıyor. En insani toplumsal görevimiz onların ayağı, gözü, kulağı olmak, sevgi, ilgi ve eğitimle bu çocuklarımızı hayata kazandırmak mümkün.

   Türkiye’de bulunan engelli sayısı düşünüldüğü zaman, bu kadar öğrenciye öğretmen ve okul için çok büyük bir bütçe gerekmektedir. Zihinsel engellilerin eğitimi; ciddi bir donanım, bilinçli ve insani duyarlık gerektiren çok önemli ve hassas bir konu. Devlet bu çocukların eğitim ücretlerinin bir kısmını üstlenmiş durumda, İş imkânı sağlaması da ayrıcalık. Kamuda başkasına muhtaç olmadan çalışabiliyorlar.

Onlara istihdam sağlayarak, onları üretim çarkının, sosyal yaşamın içine alarak kendilerine yeten, üretken birey konumuna getiriliyorlar. Yeteneklerine göre çalışma olanağı sağlanıyor. Yalnız eğitim merkezlerinin daha fazla çoğaltılmasını da talep etmeden geçemiyorum
İnsan görünümlü meleklerimizin ailesi de, öğretmenleri de özeldir. Annesi olmak, diğer ismiyle adanmışlıktır. Onlar ki gece gündüz çalışan anneler. Doğumundan, ölümüne kadar tüm bakımlarını üstlenirler. Asla şu cümleyi kullanamazlar “ çocuğum büyüsün de, rahat edeyim”. Onların çocukları yaşlansalar da asla büyümezler.

   Anneleriyle yaşlanıp, ölürler. Bu annelerin bir çoğunluğu psikiyatrik destek almaktadır. Hayata ilaçlarla tutunmaya çalışmaktadır. Anne kendisine çizmiş olduğu daire içine kapatır. Baba bir nebze olsa evden uzaktır. Tek düşündükleri, canlarını acıtan “ ben öldükten sonra ne olacak” sorusu dur.

  Gerçi cevabını onlarda bilmez… Bunun için kendi sağlıklarına da dikkat etmek zorundadırlar. Çünkü kendilerinden sonra çocuklarına kimsenin bakamayacağını bilirler. Bu emektar annelere, çocuklara bağlanan maaş haricinde, kendileri için maaş ve sigorta bağlanmalı bence. Yılın annesi olarak özürlü çocuğu olanların hepsi seçilip sık sık ödüllendirilmelidirler.
Peki ya engelli öğretmen olmak sizce nasıl bir duygudur?
Her işin ayrı bir sorumluluğu ve zorluğu vardır.

   Ama bu branşta öğretmenlik daha bir sorumluluk, sabır, sevgi, merhametli olmayı gerektirir… Tercih yapmadan önce çok teferruatlı düşünmek gerekir. Özel eğitim gerçekten çok hassas bir alan olduğu için, çok dikkatli olmak ve özveriyle çalışmayı gerektirir. Onlara bir şeyler öğretmek o kadar zordur ki! Unutacaklarını bile bile, damla olsun bilgi aktarmak için tüm çabalarını gösterirler. Yeri gelir sınıfta tuvaletlerini yapabilirler Öğretmen temizlemek zorunda kalır. 

   Ona kızamaz, yargılayamaz çünkü karşısındaki bir engellidir.. Yemeklerini yedirmek zorundadırlar Ayakkabısını giydirirken her an yüzüne tekme gelebilir. Öğretmen onun başını okşarken karşılık olarak küfür, hakaret bağırtı alabilir. Yetişkin kız öğrenciyi erkek öğretmen tuvalete götürmek zorunda kalabilir. Normal bir öğrencisini yıllar sonra karşısında görerek “öğretmenim” diye elini öpmesiyle öğretmen olmanın farkında lığını yaşar onur duyar. Fakat engelli öğretmeni olduğunuz zaman “ öğretmenim “ diyen öğrenciyi bulamazsınız.

   Çünkü hatırlayamazlar. Onları en çok üzen, insanların onlara acıyan bakışlarla bakmalarıdır ve engel üstüne engellerle karşılaşmalarıdır. Zihinsel veya bedensel engelliler normal insanlardan farklı değillerdir. Onlarda insan, onlara da fırsatlar vermeliyiz. Hepimizin destekleyici, yapıcı olması gerekiyor. Neticede hepimizin başına gelebilir. Duyarlı insanlarımız o kadar fazla ki! mavi kapak kampanyasıyla bir çok özürlü insanımız tekerlekli sandalyeye kavuşmuştur. Her köşede görmüş olduğum mavi kapak toplama alanlarını görünce inanılmaz duysallaşıyor, benimde katkım olsun diyerek biriktirmiş olduğum kapakları kutulara dua ederek atıyorum.

  Bu satırları kaleme almamdaki amacım Zihinsel engellilerdeki görevini başarıyla sürdüren öğretmenlerden bir tanesinin oğlum olmasından dolayı onları çok yakından tanıyor olmam, içsel dünyalarını bilmem olmamdır.  Zaman zaman yanıma gelmelerinden duyduğum hazzı hiç bir şeyde duymuyorum. O annelerinin vermiş olduğu mücadeleyi yakından takip ettiğimde. “İşte diyorum. İşte gerçek anne bu anneler. Yazarken bile o sahneler gözümün önüne geliyor ve gözyaşlarımı tutamıyorum. Ya öğretmenleri nasılda tüm sevgilerini aktarıyor, mücadele veriyorlar. Elleri öpülesi anneler, elleri öpülesi öğretmenler önünüzde saygıyla eğiliyorum ve yaş farkı gözetmeksizin ellerinizden öpüyorum.

   Türkiye’de milyonlarca bakıma muhtaç zihinsel engelli insan yaşam mücadelesi veriyor. Bütçelerimizin el verdiği cüzi miktarları engelli insanların daha rahat, daha geliştirilmiş şartlarda yaşamaları için mücadele veren derneklere bağışlamalıyız. Küçük bir yardımla büyük mutluluklar filizlendirmek için güzel bir fırsat. Onları sevmeli zaman zaman evlerimize misafir etmeli, bir lokantaya veya eğlence yerlerine, hatta sinemaya davet etmeliyiz. Anne ve öğretmenleri yanlarında olduğu için kontrol altında oluyorlar. Ya o öğretmenlerin gözündeki ışık, annelerinin sevinci yazıyla anlatılamaz görmek gerek, yaşamak gerek.

     Beni tek üzen, sağlam fakat düşünce engelli olup, her şey den şikâyet eden, şükür kültürü olmayan, isyankâr, doyumsuz, asi bir topluluk haline gelmiş olmamız. Aslında ne kadar şükretmemiz gereken hazinelere sahip zaman zaman empati yapıp farklı hayat çizgilerinde kendimizi olduğumuzun farkındalığını yaşarız. Haydi, bu hafta hepimiz bir ilk yapalım. Bölgemizde bulunan zihinsel engelliler okuluna gidip bütçemizin yettiğince öğrencilere bir etkinlik yaptıralım. Gözlerindeki mutluluğu, ışığı görelim.

Mutluluk, sağlık dolu günler hepimizin olsun…

* Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya 4 yorum yapıldı.
    YAZARLAR