23 Eylül 2017 Cumartesi
Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
09 Mayıs 2012 Çarşamba 15:04

Özyürek: “Bedelini Ödersiniz; Ödeteceğiz!”

Isparta ADD Şube Başkanı Mahmut Özyürek: “Bedelini Ödersiniz; Ödeteceğiz!”
Özyürek: “Bedelini Ödersiniz; Ödeteceğiz!”

Isparta ADD Şube Başkanı Mahmut Özyürek yazılı bir açıklama yaparak, Tapu ve Kadastro Kanunu’nda değişiklikle böylece yabancılara satılacak taşınmazların toplamına ilişkin yeni düzenleme yapıldığını, “Bakanlar Kurulu'nca belirlenen ülkelerin vatandaşı olan yabancı uyruklu gerçek kişilere Türkiye'de taşınmaz satılmasına olanak sağlayan kanun tasarısı, TBMM Genel Kurulu’nda kabul edilerek yasalaştığı”nı belirterek, ülkenin Osmanlı gibi paylaşıma konu bir ülke haline getirildiğini iddia etti.

Tapu ve Kadastro Kanunu'nda yapılan değişiklikle yabancılara satılacak taşınmazların toplamına ilişkin yeni düzenleme yapılması üzerine bir açıklama yapan ADD Isparta Şube Başkanı Mahmut Özyürek, Bakanlar Kurulu'nca belirlenen ülkelerin vatandaşı olan yabancı uyruklu gerçek kişilere Türkiye'de taşınmaz satılmasına olanak sağlayan kanun tasarısı, TBMM Genel Kurulu’nda kabul edilerek yasalaştığını vurgulayarak, “Lozan’la kazanıp kurduğumuz Türkiye cumhuriyetinin, tek bir kurşun atmadan yabancılara teslim edilişinin kapısını ardına kadar açacaktır. Yabancıya toprak satmak bir cinayettir, gelecek kuşakların bağrına hançer saplamaktır.” Dedi.

Özyürek şu görüşleri ileri sürdü:

Söz konusu yasaya göre:

—Yabancıya mülk satışında karşılıklılık şartı kaldırılıyor. Dünyada isteyen herkese, karşılıklılık (mütekabiliyet) ilkesi aranmadan gayrimenkul satılabilecek.

—Yüzde 10 sınırı kaldırılıyor. Bu defa, yabancılara satılacak arazi miktarı ülke genelinde %10'u geçmeyecek. (Demek ki Türkiye’nin yüzölçümüne göre 78 bin km2’lik alan satılabilecek). Yürürlükteki uygulamada il ve ilçelerin yüzölçümünün en fazla yüzde 10’luk bölümü yabancılara satılabiliyordu. Son değişiklikle ilçelerin ve illerin tamamı, hatta bir bölgenin tamamı yabancıların tapulu malı olabilecek.

Yabancıya satışta sınır; önce il imar planının binde 5’i idi, sonra yüzde 10’una çıkarıldı, bu yasa ile ise ülke genelinin yüzde 10’una çıkarılıyor.

—Tasarıda toprak satışı kişi başına 30 hektara yükseltiliyor, yani 300 dönüm veya 300.000 m2…

—Alınan arazinin işyeri ve mesken olarak kullanılması şartı kaldırılıyor. Böylece, tarım alanları da satış kapsamına alınmış oluyor.

Aynı zihniyetle 2B yasası da çıkarıldı ve yürürlüğe sokuldu. Yabancılara taşınmaz satışıyla ilgili yasanın kabul edilmesinin ardından AKP iktidarı şimdi de demiryollarını satmak için hazırlıklarını hızlandırdı.

“Türkiye Cumhuriyeti devlet Demiryolları (TCDD) Ecorys Researchand Consulting Ltd. bünyesindeki konsorsiyum ile sözleşme imzalayarak, özelleştirme hazırlıklarına başladı. Birinci Dünya Savaşı öncesi İngiltere, Fransa ve Almanya ve Amerika, inşa edecekleri demiryolunu 99 yıl süreyle işletecek; hat yolunun her iki yanında 20’şer km’lik saha içinde maden arama, taş ve kum ocaklarını işletme, hat yolu üzerindeki miri araziyi kullanma ve özel araziyi de istimlâk kanunu dâhilinde satın alma yetkisine sahip olacaktı. Yanılmış olmayı çok isteriz ama AKP hükümeti TCDD’nin özelleştirilmesinde aynı yolu izleyecektir.”

Türkiye'de 2002 yılına kadar yabancılara satılan alanın 795 hektar olmasına karşın, AKP’nin iktidarda olduğu 2002 -2012 yıllarında satılan taşınmaz(toprak)3 bin 394 hektardır.

Öyle anlaşılıyor ’ki ülke toprakları Lozan delinerek yabancılara pervasızca satılmaya devam edilecek. Ulusal değerlerimiz ve varlıklarımız, kapitülasyon uygulamasını aratmayan yöntemlerle yabancılara devrediliyor.

Büyük bedeller ödeyerek elde ettiğimiz Lozan Antlaşması ile dünyaya kabul ettirdiğimiz Misak-ı Milli sınırları Sevr’e dönüştürülerek yok ediliyor.

Türkiye, tıpkı 19. yüzyılın hasta adamı ilan edilen Osmanlı İmparatorluğu’nun son yıllarında olduğu gibi, bugün de üzerinde paylaşım hesapları yapılan bir ülke haline getirilmiştir. Batılı ülkelerin Osmanlı devletine de dayattığı toprak satışı 1856’da Islahat Fermanı’yla hukuk sistemine sokulmuş, İmparatorluğun parçalanma ve paylaşılmasının önü böylece açılmıştı.

Konu ile ilgili tarihi süreç, sanırım her yurttaşın ilgisini çekecektir.

Savaşlarla ekonomisi iyice bozulan Osmanlı, 1860`da İngiltere’ye başvurduğunda, yabancılara taşınmaz satışı ve kiralanması dayatmasını önünde buldu.
1868de çıkarılan İstimlâk Nizamnamesi ile karşılıklılık ilkesi çerçevesinde yabancıların taşınmaz edinmelerinin önü açıldı.
İngilizler İzmir’deki tarım arazilerinin 1/3ünü kısa sürede ellerine geçirdi.
10 yıl içinde Egedeki tüm tarım arazileri İngiliz tüccarların oldu. Ayrıca İngiliz, Fransız ve İtalyanlar, hızla Akdeniz bölgemizde taşınmaz edinimine başladı.

1913’te yapılan bir düzenleme ile yabancı şirketlerin de taşınmaz edinimi sağlandı. Ancak topraklarını satmak Osmanlı İmparatorluğunu kurtaramadı, tam tersine yok etti!
Emperyalist ülkelerin sömürgelerini genişletmek ve açık denizlere egemen olma amacı taşıyan I. Dünya Savaşı sırasında Anadolu toprakları işgal edildi.
1920’de imzalanan Sevr Antlaşması ile Osmanlı Devleti sona erdirilmek istendi. Ancak Mustafa Kemal Atatürk’ün önderliğine, Kurtuluş Savaşı ile ülke toprakları işgalden kurtarıldı.

Kapitülasyonlara, 1923’te imzalanan Lozan Antlaşması çerçevesinde son verildi. Buna karşın I. Dünya Savaşı’nda yenildiğimiz ülkelerin yurttaşlarına karşılıklılık ilkesi çerçevesinde taşınmaz edinme hakkı tanındı.
Mustafa Kemal ATATÜRK, yeni kurulan Türkiye Cumhuriyeti devletinin başına gelen Batı kaynaklı felaketlerden aldığı dersle, yabancılara taşınmaz satışını zorlaştırmak amacıyla 1924`te Köy Kanunu’nun çıkarılmasını sağladı. Bu kanunun 87. maddesi çerçevesinde nüfusu 2 binden az olan köylerde yabancıların taşınmaz almaları yasaklandı.
1934`te çıkarılan Tapu Kanunu’nun 35. maddesi ile karşılıklı olmak ve yasalarla konulmuş kısıtlamalara uymak koşuluyla yabancılara taşınmaz edinme hakkı verildi.
Köy Kanunu ve Tapu Kanunu, ülkemizde neoliberal politikaların hayata geçirildiği 80’li yıllara değin değiştirilmeden uygulamada kaldı.

1984 yılında Köy Kanunu ve Tapu Kanunu’nda yapılan değişiklikle yabancıların taşınmaz ediniminde aranan karşılıklılık ilkesinde, kimi Arap ülkelerine imtiyazlar sağlandı. Anayasa Mahkemesi bu değişikliği iptal etti.
Ancak iptale kadar geçen sürede İstanbul Boğazı’ndaki Sevda tepesi bilindiği gibi Araplara satıldı. 1986`da aynı imtiyaz, yabancı şirketlerin ve ülkelerin de taşınmaz edinimlerine olanak verecek şekilde genişletilerek yeniden getirildi. Anayasa Mahkemesi bu düzenlemeyi de iptal etti.

2003`te yabancıların köylerde taşınmaz edinimlerini sınırlayan Köy Kanunu’nun 87. maddesi ne yazık ki AKP hükümeti tarafından iptal edildi.
Tapu Kanunu’nun 35. Maddesinde yapılan değişiklikle taşınmaz alımında aranan karşılıklılık ilkesi kaldırıldı ve 30 hektarın üzerindeki taşınmaz satışları Bakanlar Kurulu kararına bırakıldı.

Anayasa Mahkemesi bu değişikliği de iptal etti. Tapu Kanunu`nda 2005`te yapılan değişiklikle yabancıların edinebilecekleri taşınmaz miktarı 2,5 hektar ile sınırlandırıldı ve Bakanlar Kurulu`na bu miktarı 30 hektara kadar yükseltme yetkisi tanındı. Anayasa Mahkemesi Bakanlar Kurulu`na bırakılan yetkiyi de iptal etti.

“Cumhuriyet tarihinde 4 Haziran 2003 tarihi bir dönüm noktasıdır. İktidar Partisi AKP ve Mecliste temsil edilen tek muhalefet partisi olan CHP’nin oyları ile Türkiye Büyük Millet Meclisi’nden yangından mal kaçırırcasına gibi alelacele geçirilen “İkiz sözleşmeler” Türkiye Cumhuriyeti topraklarının yağmalanmasının ve ülkenin parçalanmasının önünü açmıştır.

“Birleşmiş Milletler Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklar Sözleşmesi” ve “Birleşmiş Milletler Medenî ve Siyasal Haklar Sözleşmesi” Birleşmiş Milletler tarafından 16 Aralık 1966’da kabul edilmiştir. Türkiye bu sözleşmeleri, ulusal çıkarlarına aykırı bulduğu için tam 37 yıl boyunca imzalamamıştı.

1856 yılında yayımlanan “Islahat Fermanı’ndan daha yıkıcı sonuçlar yaratacak olan “ikiz sözleşmeler Küresel Çetenin Türkiye’ye Yugoslavya benzeri bir müdahalesi için gerekli hukukî zemini hazırlamıştır. Bu sözleşmeler “azınlıkların siyasal ve kültürel hakları ile halkların ‘kendi kaderini belirleme’ (self-determinasyon) hakkını tanımayı öngörmekteydi.

Türkiye’nin temellerine yerleştirilen dinamit olan ve “Sevr” hükümlerinin uygulanmasının hukuksal alt yapısını oluşturan yasalar aynı zamanda “iç hukukun üzerinde yer almaktadır”. Türkiye gibi bir ulus-devlet açısından, büyük tehlike içeren yönleri ise şudur: Sözleşmeler “tüm halklarla, hükümeti olmayan ya da vesayet altında bulunan halkların kendi geleceğini belirleme hakkını” içermektedir.

Türkiye'nin belirli bölgelerinde, yıllardır, “toprak ve nüfus” dengesi sistemli ve örtülü bir şekilde Türkiye'nin aleyhine değiştirilmeye çalışıldığı bilinen ve resmi kaynaklarca yalanlanamayan bir gerçektir. Yasa ile İl bazında Yüzde 10 sınırı kaldırılıyor. Ancak yabancılara satılacak arazi miktarı ülke genelinde %10'u geçmeyeceği hükme bağlanıyor. Buradan şu sonuca varılabilir. Türkiye topraklarının yüzölçümüne göre 78 bin km2’lik alan satılabilecek veya alıcı bir bölgeden 78 bin km2 toprak alabilecektir. Ermenistan'ın toplam yüz ölçümünün 29.743 km2 olduğu göz önüne alınırsa, ülkemiz içinde üç ayrı bölgede, Ermenistan büyüklüğünde üç devlet kurulabilecektir. İç hukukumuzun üzerinde ve yürürlükte olan, İkiz sözleşmeler gereği “tüm halklarla, hükümeti olmayan ya da vesayet altında bulunan halkların kendi geleceğini belirleme hakları” olduğuna göre, Türkiye Cumhuriyeti sınırları içinde üç devletin kurulması bir senaryo değil, çırılçıplak bir gerçekliktir.

Bunun gerçekleşmesi için hukuksal tüm engeller Türküye Cumhuriyeti Hükümetlerince kaldırılmıştır. Hukukçu değilim ama iddia ediyorum; bu parçalama, paylaşma ve yıkımın gerçekleşmesinin önünde en küçük bir hukuksal engel olduğunu kanıtlayabilecek birisi çıkmayacak/çıkamayacaktır.

“Yabancılara taşınmaz satılmasına imkân sağlayan kanun”, Yürürlükteki Anayasa’ya, yasalara aykırıdır. Anayasa Mahkemesi yabancılara toprak satışına ilişkin TBMM de çıkartılan iki yasayı, 1985 / 7 ve 1986 yıllarında verdiği kararlarla “toprağın bir devletin kurucu unsuru olduğu gerekçesiyle” iki kez iptal etmiştir.

Yüksek Mahkeme gerekçeli kararında şu hukuksal görüşlere yer vermiştir:

“ Ülke, devletin asli ve maddi unsurlarından biridir. Ülke olmadan devlet olmaz. Ülke, devlet otoritesinin geçerli olacağı alanı belli eder. Devlet, sahip olduğu kurucu unsur niteliğini taşıyan üstün kudretine dayanmak suretiyle ülkede yerleşik olan ve devletin diğer asli maddi kurucu unsurunu oluşturan insan topluluğunun güvenliğini ve yararını kollamak ve gözetmek durumundadır. Bu asli görevi nedeniyledir ki, ülke üzerinde, egemenliğe dayalı üstün bir hakka sahiptir. Toprak ile ilgili konuda insan haklarına saygılı, ölçülü adil bir sınırlama, devlet için “ nefsi müdafaa “ tedbiri niteliğindedir.

Ülkede yabancının arazi ve emlak edinmesi, salt bir mülkiyet sorunu gibi değerlendirilemez. Toprak, devletin vazgeçilmesi olanaksız temel unsuru, egemenlik ve bağımsızlığın simgesidir.

Ülke ile ulus arasında bağlantı vardır. Ülke, bu ulusun bireylerine aittir. Belli bölgelerde toprak alacak yabancılar, bu hükümlerden yararlanarak o bölgelerde çoğunluk sağlayıp etkinlik kazanabilecektir. Bu yöndeki bir gelişme ile satılan, yabancılar tarafından mülk edinilen ülke toprağı ülkeden kopma durumuna gelebilecektir.

Tarihte böyle olaylar yaşanmıştır. Arap topraklarında Yahudiler bu yolla etkinlik sağlamış ve bunun sonucu olarak da orada İsrail Devletini kurmayı başarmışlardır. Bu nedenle, ülke topraklarının satışına cevaz veren her iki madde de; Anayasamızın devletin ülkesi ve ulusu ile bir bütün olduğunu saptayan başlangıç hükümlerine de aykırı bulunmaktadır.“

Anayasa Mahkememiz 1994 / 45–2 sayısı kararında ise: “Anayasa Mahkemesi, Anayasa’ya aykırı bularak yabancılara taşınmaz mal satışı yolunu kapatmıştır...”

Anayasa Mahkemesince yabancılara toprak satışının Anayasaya aykırı olduğuna ilişkin iki kararları ortada dururken, yasama organının parlamentodaki sayısal çokluğuna dayanarak, bazı yasa maddelerini değiştirerek Anayasa Mahkemesi kararlarını işlemez hale getirmiştir.

Yabancıya toprak satışı aynı zamanda Lozan’ın “butlan” (yok hükmünde) sayılması anlamına geliyor. Dolayısıyla, Türkiye topraklarının yabancı ülkelere satılması demokrasi ve hukuk devleti için bir tehdittir, ülkemizin güvenliği ve geleceği açısından büyük bir tehlikedir. Toprak bir millet için devlet olmanın temel şartıdır. Toprağı satmak devleti satmaktır. Toprağından vazgeçmek, devletinden, egemenlik ve bağımsızlığından vazgeçmek demektir.

Türkiye topraklarının yabancılara satışı yeni azınlıkların oluşumunu, hızlandıracaktır. Diğer yandan küresel sermayeyi elinde tutan zengin uluslar gelişmekte olanları uluslararası anlaşmalarla kolonileştirmektedirler. İleride çıkması kaçınılmaz bir kıtlık veya gıda ürün fiyatlarındaki artışlara karşı kendi uluslarını korumak amacıyla kalkınmakta olan ülkelerden yapılan toprak satın alımları, (yani onların söylemiyle “land grabbing” yani “toprak koparma” veya “toprak araklama”) kolonyalizm'in hangi amaçlar için yapıldığını da gözler önüne sermektedir.

AKP iktidarının yaptığı yabancılara taşınmaz satışı ile ilgili bu son düzenleme, Lozan’la kazanıp kurduğumuz Türkiye cumhuriyetinin, tek bir kurşun atmadan yabancılara teslim edilişinin kapısını ardına kadar açacaktır.

Yabancıya toprak satmak bir cinayettir, gelecek kuşakların bağrına hançer saplamaktır. Biz bu toprakları milyonlarca kan ve can karşılığı, bedel ödeyerek “vatan” kıldık. Bu vatana, tarihimize, şehit ve gazilerimize ihanet edenler bu “bedeli” ödeyeceklerdir. Ödeteceğiz.

* Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu habere ilk yorum yapan siz olun.
YAZARLAR