21 Eylül 2017 Perşembe

Kadir YAVUZ / Ajans32

Rahmetli Kavunu Çok Severdi...

10 Ağustos 2011 Çarşamba 11:56

RAHMETLİ KAVUNU ÇOK SEVERDİ…

Aydın dolaylarında, kavunu meşhur bir ilçede adamın biri hastalanır, hastaneye kaldırırlar.

Doktorun muayenesinde kolesterol’ünün yüksek olduğu tespit edilir. Hemen kontrol altına alınır. Doktor, her sabah kolesterol’ü fazlalaşan hastanın; kolesterol’ünü akşam hastaneden ayrılacağı saate kadar uğraşır, didinir, normale indirir. Ama, sabah geldiğinde yine yükseldiğini görür. Gözlerine inanamaz. “Ben, her türlü şeyi denememe rağmen neden bunun kolesterol’ü normalden birden anormale dönüyor.” Diyor. Bir sabah yine hastayı ziyarete gelen doktor, hastanın odasında olmadığını ve birinin kavun taşıdığını görüyor. “Hayırdır, hasta nereye gitti? O senin kavunların burada ne işi var?” diye sorduğu, hasta yakınından şöyle bir cevap alıyor “Doktor Bey, hastamız sizlere ömür rahmetli oldu. Rahmetli kavunu çok severdi… Bizim de yörenin insanı kendisine gelirken kavun getirirdi. Gelen kavunlar çok olunca ne yapayım bende eve götürüyorum.” Diyor.

Doktor, hastanın kolesterol’ünün neden aşırı yükseldiğini şimdi anlıyor ama hasta yakınları, kavunda kolesterol maddesinin olduğunu bilmediğinden ha bire kavun taşıyorlar, hastaya! Ne yapsınlar, rahmetli de kavunu çok seviyormuş. 

Fıkra gibi bir olaya daha ne dersiniz? Bu fıkra gibi olay da, Isparta’dan… Bana anlatılanın aynısını anlatıyorum… Eklemeden. Ben, o kişinin yalancısıyım. Sıkı durun ve dinleyin. Olmaz demeyin. Zamanın meşhur Cumhurbaşkanı, doğup büyüdüğü şehrine geleceği zaman; şehrin girişinde, davullar zurnalar çalar. Kasaplar sıraya dizilir. Herkes tüm hünerini gösterir. Zenginler sıraya girer. Göze girecekler ya… Sıra sıra büyükbaş hayvanlar, kasapların ellerinde bıçaklar ve Cumhurbaşkanımız her selamlayışında, bir bıçak iner…  

İşin ilginçliği nerede biliyor musunuz? 

O gün kasapların, mezbahana da kesilecek hayvanlarını meğer herkesin gözü önünde Demirel’e kurban ediliyormuş gibi kesiyorlar ve cumhurbaşkanı geçtikten sonra hayvanlar direk kasapların dükkânlarına taşınıyormuş. Herkeste dışarıdan baktığında 5o adet hayvan kesildiğini sanıyormuş. 

Deli Mustafa(İsmi yanlış hatırlıyor olabilirim)lakaplı biri varmış o da bir gün yine Süleyman Demirel geldiğinde, elinin altındaki eşeğini alır gider, karşılama töreninde kesmeye! Büyükbaş hayvanların yanına yatırır. “Ya sen deli misin? Ne yapıyorsun… Hiç eşek kesilir mi? Demirel’e karşı ayıp olmaz mı?” derler. 

O da derki: “Herkes elindekini kurban ediyor… Benimde elimde bu vardı, onu getirdim… Kesmeye!” der. 

Arkadaşın birinden, çok zengin ve ünlü birinin kurban taktiğini öğreniyorum. O da, Demirel’i çok severmiş. Birbirlerine çok yakınlarmış. Kurban edilecek hayvanların arasına girip, hayvanı yere uzatıyoruz. Ben, hayvanın ayaklarını bağlarken ters düğüm atılması gereken ayaklardan ikisini bağlatmıyorum. Kasaplar, bıçak bilerken, bizim hayvan can havliyle yerinden fırlıyor. Biz hayvanın arkasından koşuyoruz. Bir büyükbaş hayvan kurban etmekten kurtulmuş oluyorum. Diğer kesilen hayvanların arasında kimse bir şeyin farkına varmıyor bile! Bu hesabı herkes yapamaz. Tabii “Bunu çok sonraları kendisi anlatır… Hayvan kurban etmeden kâr etme yolları nelerdir?” gibi bir soru başlığı altında sorusunu sorar, bilmeyene ballandıra ballandıra anlatır. 

Ancak, Demirel’in yakın dostu olduğundan bu yaptığını cesaretle de her yerde anlatır. Yani, yaptığını gizli saklı yapmaz. Sonrasında espriye çevirir, gülünsün diye! 

Yine bir espriyle bağlamak istiyorum satırlarımı… Siz gayri esprisini çözün.

Adamın biri bayan diş hekimine gidiyor… Diş hekiminin yanında duran eşine “Ben eşinizin hastasıyım” diyor. Dediği an, bir yumruk yiyor gözüne! 

Espri yapın ama bu denli şiddete maruz kalacağınız cinsten olmasın.    

* Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya ilk yorum yapan siz olun.
YAZARLAR