20 Eylül 2017 Çarşamba

Onur ERCAN (Sesli & Yazılı Makale) / Ajans32

Reorganizasyon Mu, Yıkıp Yeniden Başlamak Mı?

29 Haziran 2013 Cumartesi 09:54

Kumdan bir kale düşünün. Çevresine güzel su kanalları yapmış, hendekler kazmışsınız.


Yalnız öyle bir yere inşa etmişsiniz ki kalenizi, dalgalar güçlendikçe önce su kanalları doluyor, sonra heybetli surlarınız tuzlu suyun ellerinde giderek erimeye başlıyor.

Sizse elinizde küçük plastik kovanız, sahilden topladığınız kuru kumlarla surları onarmaya çalışıyorsunuz. Yaptığınız yamalar, bir sonraki dalganın darbesiyle çirkin şekiller almaya başlıyor. Küçük plastik kovanızla devamlı koşturup duruyorsunuz. Kan, ter ve panik içinde! O kadar odaklanmışsınız ki “onarmaya”, bu yıkımın artık sizin kontrolünüzde olmadığını göremiyorsunuz.

Oysa bir dursanız, durup da yukarıdan baksanız kaleye, çamur haline gelmiş surlara ve dalgalara; onarmaya harcadığınız sürede yepyeni bir kale inşa edilebileceğini göreceksiniz. Denizin biraz ötesinde, yeni bir başlangıç yapabileceksiniz.

Yaşam da birçoğumuz için böyle geçip gidiyor.

Çekilmez hale getirilen bir işimiz, sevmediğimiz bir çalışma ortamımız ya da anlaşamadığınız bir yöneticimiz oluyor bazen.

“Alışmaya” çalışıyoruz. İncinen yerlerimize her gün küçük yamalar dikiyoruz.

Ertesi gün sökülüyor yamalarımız, yara bere içinde, delik deşik, yorgun argın dönüyoruz evlerimize. “Ortamı sevmiyorum ama dayanmak zorundayım!” diyoruz. Her şeyi bırakıp düşlerimizin peşinden gitmek, bir lüksmüş, şımarıklıkmış gibi görünüyor gözümüze. Öyle ki utanıyoruz da bazen, gitme düşlerimizden!

Parasal anlamda risk alalım ya da almayalım; “Çevrem ne der? Yıllardır çalışıp aldığım tecrübelerim ne olur?” kaygılarımız, hırslarımızdan ve profesyonel (!) değerlerimizden vazgeçemeyişimiz ve daha birçok neden bile bizi yeni başlangıçlardan alıkoyabiliyor.

Bazen bir şeyi onarmak için, önce tamamen değiştirmek yıkmak gerekmez mi?

Elbette her değişim bir ürperti yaşatır ama beraberinde umudu da var eder. İnsan hem tedirginliği hem de umudu birlikte yaşıyor. Umudun kökeninde, yıllarca eskimiş yorulmuş düzeninin yavaş yavaş yenilenecek olması yatıyor. Ürpertinin kökeninde de, yerine gelecek olan sistemin tam olarak ne olacağının tam olarak bilinememesi var.

Ama en sevindirici durum, sisteme sürekli genetik müdahalede bulunup, onu hasta yatağına düşüren sistem mühendisliği uygulamalarından kurtuluyor olması. Artık kendi iç dinamiğinde gelişen, kendi iç çalışmaları, mücadeleleri ile biçimlenen daha sağlıklı iyi işleyen bir sistem olmak artık daha mümkün görünüyor.

Mark Twain’in düşündürücü bir lafı var. “İsteklerinizi, hayallerinizi küçümseyen kişilerden mümkün mertebe uzak durun!” “Ruhu küçük insanlar başkalarını da daraltmak, azaltmak ister”

* Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya ilk yorum yapan siz olun.
YAZARLAR