20 Eylül 2017 Çarşamba

Kadir YAVUZ / Ajans32

Sakarya-Fırat.. Osman Sınav.. Kapıcak Köyü...

27 Kasım 2010 Cumartesi 13:04

SAKARYA-FIRAT… OSMAN SINAV ve OSMAN KANAT… KAPICAK KÖYÜ… MUSTAFA CAN… BİR BAYRAMI DAHA GERİDE BIRAKIRKEN HATIRDA KALANLAR…

 

Geçirdik bir bayramı daha… Yarı acı, yarı tatlı anlarıyla! Yarı sevindik yarı üzüldük… Çocuklar dışarıdalar… Yani Isparta dışındalar… Onlar geldi sevindik… Memlekete gidemedik üzüldük.  

 

Hâliyle onları beklerken, gelinceye kadar yani varıncaya, kadar da üzülüyoruz. Geldikleri an seviniyoruz. Sağ salim buluşma ve ardından yaşadığımız sevinç, ardından bayramlaşma! En büyük mutluluk, biz yaşlılar için! Çok yaşlı olmamakla beraber, yaşlı olduğumuzda bir gerçek, inkâr edecek hâlim de yok yani! Yaşlanmışız işte! Yarım asrı aşan ömrümüzün en mutlu yanını, 3 Çocuk, 2 damat ve 4 torun süslüyor.

 

Çocuklar, torunlar etrafımıza üşüşüyorlar… Bayramda bir coşku yaşıyoruz ki, yakın birkaç akrabamız ve dünürlerimizle paylaştığımız mutluluğu size tarif edemem. Bayramın birinci günü kurbanı kesip, dünürlerin bahçede kavurma yaptığımızda ve akşam kavurmayı yerken ki sofrada 25 kişi olduğumuzu saymak icap ettiğinde fark etmiştik, etrafımızı saran kalabalığı!

 

Bayram öncesi ne kadar kurban kesimiyle ilgili planlar yapılsa da; kurban kesiminde, mutlaka bazı sıkıntılar yaşanıyor. Kasap ayarlıyorsun, sabah ilk senin kurbanı kesecek diye ama nerde? Gidiyorsun ortada yok. Başka bir yere kesime gitmiş. Velhasıl bayramın birinci günü akşama kadar kurban kesimiyle zamanın geçeceğine, hazır olacaksın. Onu da, yaşamak güzel şey aslında! Adıyla anlaşılacağı gibi kurban bayramı! Neyle uğraşacaksın, kurbanla! Dünürüm Yıldız, sağ olsun Atabey’den kurbanlığımızı ayarlamış, kasabı tembih etmiş ve sadece bizim gidip kesimde başında bulunmamızı söylemişti. Atabey’de işlerimizi kolaylaştıracak olan bir dostunun da telefonunu bırakmış, hacca gitmişti. Biz de, damadımla beraber hareket ederek, edilecek telefonla Atabey’e gidecektik. Kasabın aldattığını sonradan öğrendiğimiz bir gecikmeyle, öğleden sonraya kaldık. Neyse telefon geldi, gittik. Başka bir kasap ayarlanmıştı, bir saatten fazla da onu bekledik. Mustafa Can dananın sahibiymiş, onun ahırının önüne vardık. Kasap gelinceye kadar, onunla konuştuk… Sohbet ettik. Güneşli bir gündü, bayramın ilk günü… Ne de olsa sonbahar ve sonbahar’ın son ayı! Hafif tatlı sert bir hava var… Kasap gecikince ortam sıcak olsun diye Mustafa Can Bey, çay yaptırdı. Atabey’in 6 km kadar yukarısında, Kapıcak Köyü varmış… Oralı olduğunu söyledi. Hatta her yıl gerçekleştirdikleri, geleneksel bir adetlerinden bahsetti ve bizi yarın yapacakları kapama yemeğe çağırdılar. O gün akşam ettik.

 

Ertesi günü Mustafa Can’ın davetine katılmak üzere çıktık yola… Beni en fazla etkileyen yönü de, yemekten çok; o köyde, Sakarya-Fırat dizisinin çekilmesiydi. Atabey’de çekildiğini biliyordum ama meşhur Çeliktepe Karakolu’nun olduğu köyün Kapıcak Köyü olduğunu bilmiyordum. Yemeğe katıldık. Mustafa Bey, o an yoktu. Mezara kadar gitmişti. Yemek yerken geldi. Her yıl yaptıkları bu geleneksel yemeklerini; Ramazan ayında ve Kurban Bayramının 2. günü düzenli olarak, yıllardır yaptıklarını öğreniyorum. Çeliktepe Karakolu’nun olduğu yer köyün üstünde tepedeymiş. “Oraya götüreyim sizleri” dedi. Çok güzel bir yerdi. Yüksek dağlara göz gezdirirken, dizideki olaylar gözümün önünden film şeridi gibi geçiyordu.

 

Bir şey ihmal edilmişti… Gerek oyuncular ve gerekse yönetmen filan bu yemekte olmalıydılar. Bu geleneksel yemeklerini, Sakarya-Fırat dizisindeki tüm oyunculara önceden söylemeliydiler. Belki yapılmıştır, bilemiyorum ama şayet yapılmamışsa; yapılsaydı, harika olurdu. Festival yerine dönerdi, Kapıcak Köyü! Bir ara yemekte, İki Osman’da şimdi burada olsaydı ne kadar güzel olurdu, diye düşündüm. Bir başrol oyuncusu Osman Kanat, bir de Yönetmen Osman Sınav!   

 

Bayram deyince torunlar ve hele şu an hepimizi meşgul eden Zeynep akla geliyor. An olmuyor ki, bir saniye onsuz geçsin. O da sevildiğinin farkında olduğundan, elinden geldiğince onun keyfini çıkarıyor. 4 yaşının içinde olan Zeynep, her geldiğinde; gece de olsa, sabah erkende olsa, karaağaç mahallemizin meydan parkındaki salıncakta sallanmak istiyor. Geldiği günün gecesi başlattığımız salıncak keyfini, gideceği gün olan bayramın son gününün sabahına kadar gerçekleştirdi. Bayramın son günüydü. Erken kalkmıştı, Zeynep. Yine ayağını yere vuruyordu. Parka gitmek istiyordu. Anneannesiyle birlikte dayanamadık cızlamasına! Sıkı sıkıya giydirdik. Götürdük parka! Sonbaharın son ayı, hafif güneş, hava da açık ama gökyüzünde pamuk yığınlarına benzeyen bulutlar oluşmuş. Sallıyor anneannesi Zeynep’i! Bir ara baktım, Zeynep her sallanışında; yükselişe geçerken, bulutlara doğru elini açıyor, sonra yumuyor: “Anneanne, bak sana bulut tuttum… Alır mısın?” diyor. Sonra yumduğu avucunu, anneannesine doğru yönlendiriyor ve tekrar tekrar aynı şeyi yapıyordu.

 

Bayramı, torunumun bulut verişindeki, hayali gücüyle yaşattığı umut dolu neşeli davranışları arasında geçirdim.

Bütün dostlarımın başına!

* Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya 1 yorum yapıldı.
    YAZARLAR