22 Eylül 2017 Cuma

Onur ERCAN (Sesli & Yazılı Makale) / Ajans32

Şeb-i Arus Etkinlikleri

17 Aralık 2012 Pazartesi 02:12

    Her yıl olduğu gibi bu yılda Hazreti Mevlana’nın vuslatının 739. yıldönümü çerçevesinde çeşitli Belediyelerin tertip ettiği Şeb-i Arus etkinliği düzenleniyor.
    
    Artık olaylar öyle bir hale gelmiş ki; bozuk olmasına yani Mevlana nın kendisinin bir kere dahi dönmemesine ve ney çalmamasına rağmen bu işleri devlete ve devletin belediyelerine yaptırıyorlar. Programda sema gösterisi gerçekleri başta olmak üzere çalgılı ilahiler, ney, tambur vs aletler çalınarak güya Mevlana (Kuddise Sirruh) yâd ediliyor.


      İslam düşmanlarının 1400 yıldır mücadeleleri her geçen gün devam etmekte ve birçok konularda başarılı olmaktadırlar. En son rastladığımız hadise, sandalyede namaz ve tv ekranındaki imama uyarak namaz kılma hadisesidir, bakalım daha neler göreceğiz.

Peki, Mevlana hazretleri kimdir hayatında bu tür hadiseler olmuş mu?

    İslâm âlimlerinin ve evliyânın büyüklerinden. Asıl adı Muhammed’dir. Lakabı Celâleddîn olup, Anadolu’ya gelip yerleştiği için, Rûmî diye anılmıştır. Ayrıca, Molla Hünkâr, Hüdâvendigâr,Sultân-ül-âşikîn, Sultân-ül-Mahbûbîn,Mollay-ı Rûm gibi lakaplarla da anılmış olup, Mevlânâ diye meşhur olmuştur.

    Mevlânâ, efendimiz demektir. Soyundan gelenlere Çelebi denmektedir. Babası Sultân-ül-ulemâ Muhammed Behâeddîn Veled, annesi Mü’mine Hatun’dur. Soyu baba tarafından hazret-i Ebû Bekr-i Sıddîka(Radıyalllahü anh), anne tarafından İbrâhim Edhem hazretlerine ulaşmaktadır. 1207 (H.604) senesinde Belh şehrinde doğdu. 1273 (H. 672) senesinde Konya?da vefat etti.

    Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî, tasavvuf deryasına dalmış bir Hak âşığıdır. İlmi, teşbihleri, sözleri ve nasihatleri bu deryadan saçılan hikmet damlalarıdır. O, bir tarikat kurucusu değildir. Yeni usuller ve ibadet şekilleri ihdas etmemiştir. Ney, rebap, tambur gibi çeşitli çalgı âletleri çalınarak yapılan törenler ve ayinler, ilk defa on beşinci yüzyılda ortaya çıkmıştır. İlk mevlevî bestelerinin bestelenmesi de aynı zamana rastlar. Bu tarih, Mevlânâ hazretlerinin yaşadığı devirden 314 yıl sonradır. Onun Mesnevî’sinde geçen Ney kelimesi bazı edebiyatçılar tarafından çalgı âleti olan ney şeklinde düşünüldüğü için yanlış olarak kendisinin ney çaldığı veya dinlediği sanılmıştır.

    Hâlbuki Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî, ney ve dümbelek çalmadı. Dönmedi, raks etmedi. Bunları sonra gelenler uydurdu. Yirmi dört binden ziyade beytiyle Dünyaya nur saçan Mesnevî’sine, her memlekette, birçok dillerde şerhler, açıklamalar yapılmıştır.

    Bunların en kıymetlisi Mevlânâ Câminin kitabı olup, bunun da birçok şerhleri vardır. Türkçe şerhlerinden, Ankara valisi Abadin Paşanın şerhi çok kıymetlidir. Abidin Paşa bu şerhinde, neyin, insan-ı kâmil olduğunu dokuz türlü ispat etmektedir.

    Neyin üç malası vardır. Birincisi, İslâm dininde yetişen kâmil, yüksek insan demektir. İkincisi Farisi dilinde, yok demektir. Neyin üçüncü manası ise, kamış kalem demektir ki, bundan da insan-ı kâmil işaret edilmektedir.

   (Bkz. Nihâd S. Banarlı-Resimli Türk Edebiyâtı Târihi 1.c., s.316) Mevlevîlik, sonraları din bilgisi olmayan cahillerin eline düştüğünden, neyi çalgı sanarak, ney, dümbelek gibi şeyler çalmaya, dönmeye başlamışlar. İbadete İslâm dininin yasak ettiği çirkin şeyler karıştırmışlardır. İslâmiyetin beğenmediği böyle şeyleri hazret-i Mevlânâ’nın yapması mümkün değildir. Ney çalmak, oynamak, zıplamak şöyle dursun, Celâleddîn-i Rûmî hazretleri yüksek sesle zikir bile yapmadı. Nitekim
Mesnevî’sinde:

    Pes zî cân kün, vasl-ı Cânân-râ taleb Bî leb-ü gâm mîgû nâm-ı rab. buyurmaktadır. Yani O hâlde, sevgiliye kavuşmağı, cân-u gönülden iste. Dudağını ve damağını oynatmadan, Rabbinin ismini kalbinden söyle demektedir.

    Bugün, bu tasavvuf üstadının türbesine sonradan konan çalgı âletlerini, işin hakîkatını bilmeyenler, bu zatın çaldığını zannetmektedirler. O hakikat güneşini yakından tanıyanlar, bunlara itibar etmez.

    Zaten bu büyükler, şüpheli şeylerden kaçtıkları gibi, mubahları bile sınırlı ve ölçülü kullanmışlardır. Bu durumda musikiyle meşgul olmak, değil hazret-i Mevlânâ’yı, onun tâbi olduğu din büyüklerini de tanımamak ve onlara iftira etmek demektir.

    Büyük âlimin hikmet dolu sözlerinden bazıları şunlardır: Sünnet-i seniyyeye harfiyen uymak lâzımdır. Helâl kazanıp helâlden yemeli, giyinmeli, çalışmalıdır. Her hareketi Resûlullah’a aleyhisselâm uydurmalıdırAz konuşmalıdır. Altı yerde dünya kelâmıyla meşgul olanın, otuz yıllık kabul olmuş ibadeti ret olunur. Bu konuşma yerleri: Mescidler, ilim meclisleri, ölü yanı, kabristanlar, ezân okunurken ve Kur’ân-ı kerîm okunurkendir. Göllenmiş at idrarında yüzen saman çöpüne konan sinek, idrar birikintisini deryâ, saman çöpünü gemi, kendini de kaptân-ı deryâ sanır.

     Büyük âlim Abdullah-ı Dehlevî hazretleri; Üç kitabın eşi yoktur. Bunlar, Kur’ân-ı kerîm, Buhârîy-i şerîf ve Mesnevî’dir buyurdu. Yâni evliyâlık yolunun kemâlâtını bildiren kitapların en üstünü Mesnevî’dir. Fakat evliyâlık ve nübüvvet kemâlâtını bildiren kitapların en üstünü İmâm-ı Rabbânî hazretlerinin Mektûbât kitâbıdır.

    Mesnevî’de 24 bin, Dîvân’da 48 bin beyt bulunmaktadır. Mesnevî’sinden başka Dîvân-ı Kebîr, Fîhî Mâfih, Dîvân-ı Rubâiyât, Mektûbât, Mecâlis-i Seba gibi kıymetli eserleri de vardır.

* Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya ilk yorum yapan siz olun.
YAZARLAR