23 Eylül 2017 Cumartesi

Kadir YAVUZ / Ajans32

Seçimin Ardından… -I-

22 Haziran 2015 Pazartesi 16:14

Yarın tam tamına seçimin üzerinden bir hafta geçmiş olacak! Yani henüz yeni, çok bir şey geçmiş değil ve hâlâ seçim sonuçları üzerinde konuşuluyor. Serbest döviz piyasası, o ani kargaşalığı, o ilk şaşkınlığı, zikzaklı yükselişleri atlattı.

Açıkçası yazmamamın sebebi, seçimin üzerindeki kara bulutların dağılmasını isteyişimdendi. Öyle ki, birkaç gün daha liderleri, basın temsilcilerini, siyasette söz sahibi olan üst bürokratları, işadamlarını sessizce takip etmek ve ondan sonra yazmaktı maksadım. Dün gazeteye gittiğimde, sorumlu müdürüm ‘Hoca’m, seçimle ilgili neler düşünüyorsunuz, sonucu değerlendirmeyecek misiniz?’ deyince, yazmamın şart olduğunu, gecikmeden kalemi elime almam gerektiğini anladım.

Çok şey düşünüyorum elbette! Aklımdan neler geçiyor neler? Bu düşündüklerimi, bir yazıya sıkıştırmanın zor olacağını düşündüğümden, birkaç yazı yazacağım. Karşılaştığım birçok kişi seçim sonucuyla ilgili bazı sorular yöneltiyor. Ancak nedense soruyu soran, sanki kendisine soru yöneltilmiş gibi, birden sorusuna cevap almadan, cevaba geçiyor. Yanmış, içindekileri dökecek ya, meğer benim gelmemi bekliyormuş, dersiniz.

Seçimlerle ilgili, siyasetle ilgili çok fazla şey söylemem… O nedenledir ki, çok fazla siyaset konuşmam; onun içinde, siyasi yazılar elimden geldiğince yazmam. Milletin, 4-5 yılda bir nasıl ki, seçimden seçime, sandıkta siyasilere cevabı olur ya; benim yazılarımda, aynen 5 yılda bir olur. Arada bir yazarım, sandıkta verilen mesajlar gibidir ama mesajlarım alınmaz. Sonra da, yanlışlarını anlayanlar, denize düştüğünde yılana sarılırlar. Eh be kardeşim, ben size dememiş miydim, ben bunları yazmamış mıydım? Her ne kadar siyaseti sevmiyorum desem de, siyasetle ilgili düşüncelerim var tabii ki!

Neymiş bakalım o düşüncelerim… Hep beraber göz atalım.

AKP, cephesinden seçim sonucuna bakarsak, 2002’den beri ilk defa tek başına hükümet kuramayacağı bir seçim yaşadı. Aldığı milletvekili sayısıyla, hükümet kuramıyor. Ama yine de, şu bir gerçek birinci parti AKP.

Yenilgisine veya kaybedişine değinecek olursak birçok sebepler var. Aslında yine de AKP bir şey kaybetmiş değil, diye düşünüyorum. Yine, o birinci parti! Fakat öylesine değişik bir matematik dengesizlik oluştu ki; her ne kadar AKP birinci parti olarak seçimden çıkmış görünüyorsa da, diğer partilerin milletvekili sayısı AKP’nin milletvekili sayısından fazla! Yani, AKP haricindeki üç parti birleşirse şayet, bir güç olarak karşımıza çıkar. Bizim milletin çok güzel bir yanı var; kendisini dinlemediklerinde, o da susar, sessiz kalır ve sandıkta cevabı verir. Demokratik tek hakkını, en güzel şekliyle kullanır.

Neticeden, çok büyük dersler alınabilir. Henüz millet AKP’yi tam silmiş değil ama kırgın olduğu, bir şeylere kızdığı kesin. Ben, bu seçimde ilk defa meydanlara indim. Adayları dinledim. Kalabalıklara baktım. Gördüm, duydum. Birçok seçmen, milletvekili adaylarından bazılarını sevmediklerini ama inadına aynı adayların listelere koyulduğunu söylüyorlar. Niye bu inat! Ama her şeye rağmen, dargın küskün, Ispartalı yine AKP’nin yanında olmuştur. Diğer illerde ve yolsuzluk dedikodularına sebebiyet veren milletvekillerinin veya bakanlarının memleketlerinde AKP’nin oyunda kayıp var.

Ben, AKP’nin karşısında birleşen onca güce rağmen AKP’yi hem kutluyorum; yine de, kaybetmiş sayılmaz, diyorum. Bir diğer yandan da, Cumhurbaşkanının desteğine rağmen, resmen il il gezip, partisine oy istemesine rağmen, AKP’nin başında olmadığı, Davutoğlu başlı bir AKP’nin seçimi kaybettiğini, düşünüyorum. AKP’nin, Recep Tayyip Erdoğan’ın başından ayrıldığı ve kaybettiği ilk seçimdir, bu seçim.

Yerli ve yabancı şer kuvvetlerinin birleşmesiyle bu yara alındı. Ben, şahsım kendi düşüncemdir, başkalarının düşüncesine de saygı duyarım; onca eziyet ve cefayla kurduğu bir partinin başından ayrılıp, o partisine sahip çıkmamasını asla düşünemem. Gayet normaldir. O çocuğun adını, o koydu. Onun yüzünden hapse atıldı. Büyüttü, bu hâle getirdi. Şimdi,

çocuğunu bıraksın, haylaz olsun. Olur mu? Cumhurbaşkanına bunca saldırıyı kabul edemiyorum. Haksızlık yapılıyor, diyorum.

İşin ilginç yanı da ne biliyor musunuz? Cumhurbaşkanımıza saldırılar, hep bir yerden ve aynı yerden geliyor… Doğan medya grubu.

O medya grubunun patronu, nasıl bir başbakan veya nasıl bir cumhurbaşkanı istiyor? Kendilerinin söz sahibi olacakları bir ortam ve o ortamda, Aydın Doğan sabah kıyafetiyle, nasıl bir hükümet kurulacağına dair talimat verme yetkisine sahip olacak… Cumhurbaşkanı ve başbakanda emir alan olacak… Saygı duruşunda durarak.

Ülkemiz siyaseti, medya tesiri bir kirlilikten kurtuldu. Ordu gücü, askeri tesirden kurtuldu. Milletin inancına saygı gösteren ve ondan olan liderleri henüz yeni gördü. Bu millet, kime sahip çıkacağını bilir.

Yüzde 90’ı Müslüman olan ülkemizde, insanımız inancına göre yaşayamıyordu, aşağılanıyordu. Her şey güzeldi. Yanlış neredeydi?

 

 

 

 

 

 

 

 

Seçimin ardından –II-

Yolsuzluklar konusunda insanımızın kafası tam netleşmedi. Çözüm sürecinde neler olduğu konusunda bir netlik olmadı.

Neydi çözüm süreci? Hangi akil insanlarla yola çıktınız ve neyi milletin adına çözüme kavuşturdunuz. Çözüm çok açık ve net ortaya yatırılmalıydı. Herkesin anlayacağı bir lisanla açıklığa kavuşturulmalıydı. Bir yanı karanlık duvara benziyordu, çözüm süreci!

Ve en önemlisi, ülke insanımızın geçim şartları! Göz ardı edilen, 12 milyonun üzerindeki emeklinin kıt kanaat geçinmesi… Tüm partiler, emeklinin, asgari ücretlinin hâlini iyileştirmeye söz verirken, AKP burada cimri davrandı.

Vermedin. Ülkemizin bir haftalık kaybı ne kadar, neler kaybettik hiç düşündünüz mü? HDP barajı aştı. Hazineden ne kadar para alacağı haberlerde söyleniyor, doğru mu? Bir inat uğruna kayıplarımıza bakın lütfen!

Türkiye’nin partisiyim diyen HDP’nin milletvekili olan bir kızcağızın koruculara meydan okuyuşundaki iğrenç tutuma bakın! ‘Bizim memleketten gidin, yoksa biz kovmasını biliriz.’ Sonra ardından özür! İçindekilerini kusan bir parti… Kurulur kurulmaz, İmralı programları; dağ programları… PKK liderinin heykelini dikeceğiz diyen, seçimlerde Apo afişi veya PKK bayrağı asan üst bağlantılı bir parti… Seçimde, büyük desteklerle barajı geçti ama halkın önünde nasıl bir çözüm süreci geçirecekleri şüpheli… Hepsi, kurulacak hükümet sonunda belli olacak. HDP’li bir hükümet veya HDP dıştan destekli bir hükümet… Onu bırakın, dıştan ve içten yapılan desteklerle ve sanki seçimden birkaç gün öncesindeki; Güneydoğulu insanımıza yapılan tehditler sonunda, HDP’ye baraj aştırıldı. ‘Barajı aşamazsak, silahlı eyleme hazır olun!’ mesajı verildi. Bu barajın aşılmasında, cemaat desteği, İsrail desteği, Almanya desteği, AKP’ye karşı tüm partilerin birleşmesi, tehdit vb. birçok şey perde arkasında var gibi! ‘Görünen köy kılavuz istemez’ denilir ya, doğru mu? Bir şekilde, sandıktan barajı aşmış bir HDP çıktı, halkın hür ve demokratik iradesine saygı duyuyoruz. O zaman, seçim sonrası kurulacak, HDP’li hükümet formüllerine de, açık olacağız. Bir de, HDP’nin barajı aşmasındaki en büyük etkenin Kürt milliyetçiliğinin öne çıkmasından olduğu söyleniyor. Bir ihtimal!

Demokrasi demiyoruz muyuz? Olsun, çok partili demokrasilerde; arada bir, koalisyonlara zemin hazırlanmalı.

Pekâlâ, gelelim seçim sonucuna ve o sonuca göre HDP’li bir mecliste olası koalisyon formüllerine… Aritmetik yani rakamlarla yola çıkarsak, hükümet kurma yetkisi kime verilmeli?

Bu çok uzak bir ihtimal gibi! Hükümet kurma görevi AKP’ye verilecek ve Başbakan Ahmet Davutoğlu, kendisinden sonraki sandalye sayısına en fazla sahip partiye gidecek… Yani CHP’nin öncelikle kapısını dövecek.

Kulislerde CHP, AKP’ye kesinlikle yanaşmaz, deniliyordu. Bu balon, şişirildiği gibi söndü. Dünkü kulislerde, CHP’nin kendisine hükümet kurma konusundaki teklife dünden hazır olduğunu, yıllardır bu günü özlemle beklediğini, gözlemledim.

Bunu seçim sonrası ilk günü bana sorulduğunda söyledim. ‘AKP, CHP’yle hükümeti kurar’ demiştim de, ‘Hayır, imkânsız! CHP’yle AKP mi?’ denildi.

Seçim öncesi atışmaları unutun. Onlar geride kaldı. Şimdi herkes hükümet kurmak, iktidar olmak peşinde! Bu uğurda kurulmuş hayaller var. Susamışlık var.

Bu hafta, ortalık biraz daha netleşecek. Sonra ne mi olacak?

 

 

 

 

Seçimin Ardından –III-

Sonra partilerin kırmızıçizgileri kaldırılacak. Sandıktan halkın iradesi koalisyon çıktıysa, senin böylesi bir durumda, kırmızıçizgi diretmen olmaz. Direten her parti, hükümet kurulmasını zorlaştırır. İşi yokuşa süren de, kan kaybeder.

Bu durumda, yine kazanan AKP olur.

45 günde hükümet kurulamazsa(Allah korusun)ben, şahsım AKP’li bir hükümet kurulmasından yanayım ama bu defa AKP’nin kurmaylarının, milletin isteklerini kulak ardı etmeden, harekete geçmelerini hatta geçeceklerini düşünüyorum; diyelim ki, kurulamadı… Erken seçime gidilir.

Güçlü ve yine tek başına iktidar olacak bir AKP çıkar, sandıktan.

Niye diye soracak olursanız? Millet istikrardan yana ve o istikrarın devamından yana… Ama millet, henüz seçimin ardından sandıktan koalisyon çıkmasıyla birlikte, istikrarın bozulduğunu gördü. Henüz dakika bir, gol birdi. Piyasalar allak bullak oldu. Dolar, Euro aldı başını gidiyordu.

Halkın hür iradesiyle seçilen Cumhurbaşkanımızın, birkaç günlük suskunluk sonrası gayet makul ve mantıklı konuşması, piyasaya bir soluk aldırdı.

Yiğidi öldürün, hakkını yemeyin. Seçimden hemen sonra hemen hemen tüm muhaliflerin yüklendiği o muhteşem insan 2002’den bu yana neler yapmıştı, neler?

Bir defa, bu ülkeyi, İMF boyunduruğundan kurtarmıştı. Önce borçlarımızı sildi, sonra İMF’ye borç verir olduk.

Kan ağlayan Ortadoğu ülkelerine ağabeylik yaptı. Iraklılara, Kerküklülere, Mısırlılara, Filistinlilere, Suriyelilere ne kadar destek olduk ve hâlâ da oluyoruz. İçimizdekiler niye yardım ediyorsun dediler, dışımızdakiler; kan gölüne dönen Ortadoğu’ya, sadece bakıp geçtiler. Ölenlere, yaralananlara, sakat kalanlara sadece seyirci kaldılar. Çoluk çocuklar öldürülüyor, kadınlara tecavüz ediliyor, yurtlarını terk etmeleri için ellerinden geldiğince sessiz kalıyorlardı.

Yapılanları görmüyorlardı… Tıpkı dün Güneydoğu’da PKK’nın kundaktaki çocukları katlettiğinde, görmedikleri gibi! 50 bin belki de daha fazla Kürt kardeşimiz katledildi. Görmediler. Görmezden geldiler. Onlar sadece silah satmayla meşgullerdi. Müslüman Kürt kardeşlerimizde, siyasi Kürtçülük faaliyetlerini görmediler ki, sandıktan HDP çıktı.

Güneydoğu’da kan hâlâ akıyor. Seçimden bir gün önceki yaşananları biliyorsunuzdur. Daha neler yaşayacağımızda henüz belli belirgin değil! İstikrarın yanında, huzurda kalmadı. Görünen o ki, millet koalisyon özlemiş gibi bir havayla, AKP’ye karşı birleşen dış ve iç güçlerinde destekleriyle sandıktan istenileni verdi. Ancak şimdiden pişmanlık duyuluyor. Millet birbiriyle istişare ederken, yaptıklarının yanlışlığı üzerinde duruyor. Hani denilir ya, ‘Akacak kan damarda durmaz’ İş olacağına varır.

‘Sandıktan çıkan, başımız gözümüz üzerine…’ diyor, siyasetçilerimiz.

O zaman, bunca durum değerlendirmesi yeter.

Sandıktan çıkan sonuca göre nasıl bir koalisyon kurulabilir. Bir sürü senaryo yazılıyor, çiziliyor. Benim yazımı yazdığım bu hafta yaşananlar, ‘sendeleme dönemi’ olarak sayılacak, sanıyorum. Dananın kuyruğu 15 Haziran’dan sonra kopacak.

Olası AKP-CHP koalisyonunda(Ben, bir ihtimal bu hükümet formülüne sıcak bakıyorum) daha çok CHP’nin meydanlarda söz verdikleri üzerinde durulacak sanırım.

Çiftçiye ucuz mazot,

Emekliye 1500 TL aylık,

Memura, işçiye iki bayramda yani yılda iki maaş… Daha vardı, değil mi? Dediklerimi yapsınlar yeter. Yapabilecek mi? Hayır.

Yapamadığı şeyler için ne diyecekler, bir tahmin edelim mi? ‘Bizi tek başına iktidar etmediniz ki! Nasıl yapalım.’

MHP’yle durum farklı mı, olur. Hayır.

O neler vaat etmişti?

Emekliye 1400, köylüye düşük mazot, muhtara dolgun maaş vs.

HDP’de aynıydı.

Emekliye 1800 maaş… Vaatleri sayıp, başınızı ağrıtmayayım ama inanın bu maaş birçok emekliyi heyecanlandırdı.

Şahsım, bu emekli maaşlarımızla ilgili kaç kez yazdım. Doların afaki yükselişiyle birlikte biz emekliler eziliyoruz. Bizden esirgemeyin, bizi süründürmeyin. Ben 61 yaşında bir emekliyim. 20 yıl ticaretle uğraştım. Devlete yıllarca vergi verdim. Bir gün, devlet benden alacağını silmedi. İnanın ticaretle uğraştığım yıllar, bir kuyumcudan fazla vergi verdiğimi hatırlıyorum. Gelirlerinin olmadığını, her yıl zarar göstererek, lüks yaşayan nice işadamlarına karşı ben devlete olası borcumu geciktirdiğimde, kat be kat cezasıyla ödediğimi bilirim.

Esnaflık yaptım. Eğitimci olarak görev yaptım. Zorla 7200 işgününü tamamladık. Biz, geleceği göremeyenlerdeniz veya siyasetin işgüzarlığını takip edemeyenlerdeniz. Yani diyeceğim o ki, ticaretle uğraştığım yıllar, bir gecede süper emeklilik kanunları çıkarıldı. Haberimiz bile olmadı.

Gazetecilik yıllarım oldu. Hep amme hizmeti yaptım. Ben beni değil, milletimi düşündüm. Onu yazdım. Onun derdini, benim derdim bildim.

 

 

 

 

 

Seçimin Ardından –IV-

Ve siyaset! Seçimler! 60 yaşın içinde, ne hükümetler, ne koalisyonlar gördüm… İktidarlar. Hür ve demokratik seçim sonucu sandıktan çıkan iktidar gücünü ellerinde tutamayan pasif iktidarlar. Askeri darbeler, kapatılan ve yeni kurulan partiler, parti liderleri, askerin isteğine rağmen oy verilmeyen partiler… Darbeler, darbeler, darbeler.

Cumhurbaşkanı hep askerden! Özal yıktı, bu âdeti! Yeni bir devirdi, yeniden doğmak gibi bir şey! Her yeni şey gibi Özal döneminde de, yanlışlar vardı. Bu yanlışlar neden oluyor biliyor musunuz? Güçlü olan, yeniden doğan bir hareketin içine, menfaatçiler çok çabuk

organize olurlar. Onlar bir şekilde hep güçlünün yanındadırlar. Bunlar kimi zaman fark edilir, tasfiye edilirler, istifa ettirilirler veya atılırlar; kimi zamanda, onlara diş geçirilemez, orada barınmalarına göz yumulur. Hatta şöyle diyeyim, onun yanında olmuş, seçim meydanlarında kullanılmak üzere birçok ürün pazarlamış, hem kesesini şişirmiş yani nemalanmış, hem de saygın pozisyonuna geçmiş durumda olanlar var ki, bunlar her zaman ve her devirde menfaatin yanında yer alırlar.

Dürüst insanlar siyasete girmedikçe de, bunlar hep yaşanacaktır. Haliyle yolsuzluklar, hırsızlıklar, adam kayırmalar, devlete kapak atmalar, olacaktır.

Bir zamanların, Gümrük ve Tekel Bakanı Tuncay Mataracı, bir yolsuzluk olayıyla ülkeyi sarstı. O günlerde, alışık olmadığımız serbest döviz politikası, serbest kur, serbest piyasa ekonomisi ve daha nice yenilikler, kimi iyi, kimisi de kötü neticeler verdi. Özal kurduğu partisini bırakıp, Cumhurbaşkanlığına aday oldu ve seçildi. Belki o güne kadarki, ilk sivil Cumhurbaşkanıydı Özal! Askerin güç yetiremediği, meclisin seçtiği ilk Cumhurbaşkanı…

Şimdi, köprünün altından çok sular aktı. Çok büyük şeyler değişti. Meclisin değil, halkın sandıkla seçtiği sivil bir Cumhurbaşkanı ülkemizin başında… Demokratik bir seçim! Halkın hür iradesiyle yapılan bir seçim. Öyle değil işte! Bir bardak suda, fırtına kopardılar.

Sandıktan AKP, CHP, MHP ve HDP çıktığında; halkın hür iradesidir, sandık böyle istemiştir, boynumuz kıldan incedir diyenler; sandıkla gelen Cumhurbaşkanının gelişini, neden kabullenmemişlerdir.

Gazetelerinde, Mursi benzetmesi yapanlar var. Sandık diyorsunuz da, face’de bir habere takılıyor, gözüm. Elazığ Polis Lojmanlarında mıydı, neydi; yani, Emniyet mensuplarının oturduğu lojmanların sandıklarından HDP ağırlıklı oy çıkıyor. Asılsız haberdir, dedim. İnanmadım, inanmak istemedim. Ülkeyi karıştırmak isteyenlerin oyunları aklıma gelince olur mu olur, dedim.

Ey sarayla uğraşanlar, Cumhurbaşkanıyla uğraşanlar, İsrail’den ve daha birçok dış ülkelerden emir alanlar… Bu ülkeyi yıllardır, ilk defa milletini seven, inancına bağlı, devlet adamları idare ediyor. Emin olun, içimizdeki azınlıkların tek endişeleri bu! Neden korkuyorlar anlamıyorum.

Fatih Sultan Mehmet, İstanbul’u fethettiğinde, herkesin inancında serbest olduğunu, isteyen istediği gibi inancını yaşayabileceğini, evlerine ve kiliselere gireceklere, karışılmayacağını söylememiş miydi? Tersi mi, yapıldı. Yok! Denilen yapıldı. Bizler Fatihlerin torunlarıyız. Dedelerimizden ne öğrendikse onu uyguluyoruz. Korkmayın bizden!

Uzakdoğu, Ortadoğu, Avrupa ve Amerika ekonomik darboğazdan geçerken, Türkiye şaha kalkmış yürüyor. Birçok ülkeye borç para verir, olduk.

Dışardan getirdiğimiz Maliye Bakanları, Başbakana atılan yazar kasalar, Cumhurbaşkanın yüzüne fırlatılan anayasalar ve otel lobilerinde ortalığın karışmasını keyifle izleyen İMF komisyonları yok şimdi! Koalisyonların oluşturduğu bu şeyleri özlediniz mi? Suyun bulanıklığını sevenler, kargaşayı sevenler, kriz bekleyenler, kardeşkanı akıtmak için tetikte bekleyenler… Havanızı alırsınız.

Seçimin ardından, gelin bu eksiklerimizi gözden geçirelim. Artılarımızı, eksilerimizi masaya yatıralım. Yanılabiliriz, yanlış düşünebiliriz.

Mesela başkanlık sistemi… Acele etmiş olabiliriz. Doğru mu?

Bir yerden başlayalım. El ele verip, bu badireyi de atlatalım.

Haydi bismillah.

* Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya ilk yorum yapan siz olun.
YAZARLAR