19 Eylül 2017 Salı

Kadir YAVUZ / Ajans32

Şehir Dediğin Nedir Ki?

11 Ekim 2011 Salı 10:17

ŞEHİR DEDİĞİN NEDİR Kİ?

 

Şehir dediğin nedir ki? Yaşadığımız yer değil mi? Güzel yaşamak için kurulmuş bir düzen! Ama aldığın gibi devredeceğin bir yer olmalı, şehir!

 

İnsan nüfusu arttıkça yeni yaşam yerlerine ihtiyaç duyuldu. Şehir öyle oluştu. Çoğaldıkça yayılan insan, gittiğinde bir sürü insanı veya insanları da ardından götürdü. Yeni yaşam yerleri olan kentler; bir yandan bazı sıkıntıların ardından sığınılan yer oldu, bazen de refah adına atılan bir adım oldu. İnsanların tercihi uğruna yerleşim birimleri şekillendi. Köy, belde, kasaba, ilçe ve il; hepsi büyüme adına gerçekleşti. Ama büyürken kaybedenler de oldu. Ailesinden olanlar oldu. Onlar göçmek istemedi, o ısrarla göçtü. Yeni bir hayat kurdu. Şehirli oldu! Kimi de, geldiği bu koca kente alışamayıp, geri döndü.

 

Yarı şehirli yarı köylü olanlar oldu. Köyündeki adetlerinden, oradaki yaşantısından kopamayanlar oldu. Adapte olamadılar. Şehir yaşamı ağırdı. Belli kurallar vardı… Uyulması gereken kurallar!

 

Şehre neden gelindi. Şehir, küçük birimlerin ihtiyaçlarını karşılama yeridir. İhtiyaçları karşılarken, kendi ürettiklerini de getirip pazarladığı bir yerdi aynı zamanda, şehir! Şehirden götürdüklerine, kendi getirdikleri yetmediği zamanda; şehirde kalıp, bir şeyler üretme isteği oluştu. Kendi üretecekti. Gözle fark edilen, hızlı bir tüketim vardı. Göç aslında felakettir. Taşına toprağına bel bağladığın, doğup büyüdüğün vatanını terk ediyor, atanı babanı bırakıp, ardına bile bakmadan gidiyorsun. Niye gerek duyulur ki, onca çileye, gurbet ellere gidip hasretlik çekmeye, neden gerek duyulur ki? Hep, kentlerin olağanüstü görüntüsü, albenisi çeker… İçine girdiğindeyse, o uzaktan gördüğü rengârenk ışıklar bir anda söner. Albenisi biter. Herkes geldiği günkü gibi duramaz. Yani, sağlam kalamaz. Şehirde ihtiyaca göre iş vardır. Bugün gelen biri ya bulunduğu yerde iş bulacak, ya da kendi işini kuracak. Köy yerinde; kendi bağında, bahçesinde, tarlasında yaptıklarını burada yapması mümkün değildir. Varsa, becerisi geldiği yerde berber dükkânı, kasap veya kahve açıp işletecek. Ya kazanacak, işini büyütecek. Ev alacak, otomobil alacak, arsa alacak… Ya da kaybedecek, elinde avucunda ne varsa onlar da gidecek. Bitecek. Burada iki yol önüne çıkar. Biri, pılını pırtını toplayıp geri dönmek; diğeri mücadele edip, bir başka işi denemeye çalışmak. Şehrin, gelene getirisi kadar gelenden alıp yitirdikleri daha fazla! O zaman şehirlere bence bir kota koyulmalı… Göçü engelleyici, yasalar olmalı.

 

Bu neyle olur? Köyü, şehirden farksız hâle getireceksin. Modern evler, modern tavuk çiftlikleri, modern ahırlar… Tuvaletler. Tarım araçları, binek araçları ve yollar. Alt yapısı yapılmış, imarlı köyler. Fabrikaların, köylere kurulması için teşvikler oluşturacaksın. O köyün nüfusunu aşan bir fabrikanın haricinde, ikinciye müsaade etmeyeceksin. Bu defa diğer fabrikayı yan köye veya kasabaya, daha sonra ilçeye, diğer ilçelere! Tavuk çiftliği olan köyün yanına, o çiftliğin ürettiklerini kesip, paketleyecek; tüketime hazır hâle getirecek tesisler kurduracaksın. Diğer köyde ahır yani davarcılığı teşvik etmişsen; oraya da, sucuk fabrikasından etin her türlü tüketimini gerçekleştirecek et entegre tesislerini kuracaksın. Süt fabrikalarını belli bölgelere yayacaksın. Sütü Anadolu’dan toplayıp İzmir’de veya İstanbul’da üretmesin. Sütü, köylüden aldığım fiyata içebilmeliyim ki; ben köylüyü pazarda süt için aramayayım. İnsana hizmet için teşvik verilmeli… Ama tam tersi olduğunda sıkıntılar oluşuyor. Yığılmaların olduğu, koca kentler; büyüklüğüne rağmen insan yükünü taşıyamayacak hâle geliyor. Bir karmaşa, bir kargaşa! Bu kargaşa da, yaşayanların birçoğu köy hasretiyle yanıp tutuşuyor. Şu an elimde imkânım olsa sakin bir köye yerleşirim diyen, ben gibi düşünenlerin sayısı inanın gün geçtikçe artıyor.

Çocuklarımız, şarkılarında “Orda bir köy var uzakta, o köy bizim köyümüzdür” demesinler veya bizler “Beni köyümün yağmurlarında yıkasınlar” demeyelim.

 

Kalışın zulme dönerse, işte o zaman “Beni köyümün yağmurlarında yıkasınlar” diye feryat edersin. Her uzaklara baktığında, bir çocuk gibi parmağınla köyünü gösterirsin.

 

“Şehir dediğin nedir ki?” der, durursun.

 

 

* Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya 1 yorum yapıldı.
    YAZARLAR