24 Eylül 2017 Pazar

Nagihan ÇELİK / Ajans32

Sen Şakı Ey Bülbül, Her Dikenim Güle Dönsün

22 Ekim 2015 Perşembe 00:44

Arabanın kapısı açıldığında, yarı aralık gözleri, sararmış teni, bembeyaz dudakları ve hemen boşluğa savrulan kollarıyla, az önce ruhunu teslim etmiş, taze bir ölüye benziyordu. Telaşla yaklaştılar, sedyeye dikkatle yerleştirdiler. Bedeni narin, zayıfcaydı, bez bebek gibi her yeri kontrolsüz dağılmıştı. Acilde benzeri görüntüleri çok yaşarsınız. Yaşı bu kadar genç biri, bu halde ise etrafında, yara- bere, kan- kesik, bir şeyler olur. Görevli babasına sordu nesi var. İçinden gülümsedi Gönül, "hiç bir şeyim yok, artık hiç bir şeyim yok." o kadar derinden, o kadar içtendi ki cevabı kimse duymadı. Baba ürkek bir sesle, kapattı kendini diyebildi. Sedye rampadan aşağı inerken narin bedeni sarsılıyor, elleri büzülmüş, kendisi küçülmüş, tepkisiz yatıyordu.

 
Her türlü tetkik, her türlü müdahale yapıldı. Babası doğru söylemişti, Gönül, kendini kapatmıştı. Bedeni sıcak, ruhu taze, sağlığı yerindeydi, ancak hiç tepki vermeyecek kadar kapatmıştı kendini. Her devamlılık, kendi ihtiyaçlarının giderilmesiyle sağlanır. Ruhun gıdası neydi. İhtiyaçları ne ile giderilirdi. Ne alırdı onu, bulunduğu yerden yükseltirdi, meleklerin yanına. Nasıl olurdu da bir çift gözden, temassız şarj olurdu. Nasıl belirlerdi doğru olanı. Kimi niye seçer gönül. Bir güneş var alemde, etrafında döndüğümüz. Yedi milyar insan, on dört milyar göz. seninki nasıl bilir besleyici, doğru, çift gözü. Neresiyle seçer insan, içine güneş yapacağını. Kokusu mu, teni mi, dili mi, inancı- dinimi, huyu- ahlakı, tavrımı, işareti neresinden okur  gönül. 

Sol tarafında, mekanızmanın çalışma kuvveti, canının tıkırtısının kaynağı, köpekte, kuşta, maymunda, filde aynı işi yapan, sırlı et parçası kalp. Onu ayıklayan, yoğuran, şekil verip pişiren, dumanı üstünde pırıl pırıl gönül yapan ne. On yedisinde, daha yasalarca reşit, yeterli, tamam sayılmayan, kendini koruyamayacak, karar veremeyecek sayılan birinin içinde, yangınlar tutuşturup, depremler oluşturup, harap edip dağıtan ne.

Ah Gönül, büyüdün, ah gönül kalptin, yürektin, gönüle döndün. Diyemedi kimse, seruma katıp- karıştırdılar, damarından gönderdiler içine. Hafif hafif gülüyordu içinden, o kadar hafif di ki, dudakları ikna olup bükülmüyordu. Her hücremden canımı alıp giden, özümü kurutan yok burada, okyanusu bağlasanız damarıma, zerrem nemlenmez diyordu. Siz acı avcıları, tutun sızlatan sebebi, tek tek sökün atomlarımdan yakanı, dindikçe ızdırabım, canlanır, küle dönmüş vücudum. Henüz gönül acısına iyi gelen ilaç keşfedilmedi, GÖNÜL. Ya bedeni iyice uyuşturup, seni içine ve acına haps ederler, yavaş yavaş, usul usul yanarsın, kendileri çırpınışlarından azad olurlar ama senin dumanın sarar ufku bilinmez. Ya da kalkar savaşırsın yanan tarafınla, gücünü, kuvvetini besleyerek.

Ah Gönül, seçerken yanılmadın, yanlışa bağlanmadın, elektirik sorunu da değil, senin dokun, bu yüksek ısıda pişecek kadar sağlamdı. Sütü kaynattığın derecede eriyor mu demir. Yoksa kibritle, koca ağacı aynı çabuklukla mı yakıyorsun. Cevherin Gönül, sadece cevherin. Seni, sen edenle, sen olursun, o özü yakalarsan, mutlu eder, mutlu olursun, yoksa sonbaharda, dalından kopup sürüklenen yaprak gibi, ota, çöpe sürünür, toz olursun.

İlk aşk acısından sonra, kişi bulur yavaş yavaş kendini. Kararlar alır, adını  koyduğu gibi bulur yönünü. Ya katı, şüpheci, güvensiz olur yaralı. Veya sevgi dolu, hoşgörülü, şefkatli. Ateş kontrolsüz ise yakar. İhtiyaç için ise, ölçülü bir biçimde ısıtır, pişirir, yarar. Ruh cevherinin besleyeni sevgi, coşturanı tutku, pişireni hasret, soğutanı ise ümittir. Ruh bu harmanda, sapından çöpünden ayıklanıp, tanelenir, meyvelenir, bereketlenir, kıymetlenir. Sevgi çok derin menbağlarda değildir. Onu, kolay edinilecek hale getirince, devamlı çoğalır. Üzerini örter, bastırır, görmezden gelir, boşa akıtır veya başka şekilde devamlılığı engellenirse, terk eder sahibini, çekilir derinlere, dışını kurumaya bırakarak.

Anlamlar yükleriz seveceklerimize. Elif üç yaşında, en sevimsiz bebeğine, en sevdiğim bebeğim diyor. Hiç bir etkisi yok oyuncağın, en olmakta. Aynı boş bakışlar, aynı rüküş kıyafetler. Sıradan oyuncak bebek, bir tek onun ismi var ve Elif'in en sevdiği bebek o. Ruku' nun kedisi de öyle, bir bahçe dolusu kediden, ki hemen hemen hepsi aynı zamanda doğdular ve aynı gibiler, biri en sevdiği. SEVMEK NİMETSE, HİKMET BİZDE. Leyla' nın gözünün karası değildi Kays' ı mecnun yapan, Kays' ı mecnuna dönüştürecek kadar, gözü kara sevmesiydi Leyla'yı.

Sevmek, yürek işidir, akıllla yol bulamazsın. Sevmek, öğrenmek içindir, okulda, kursta diploma alamazsın. Sevmek, bilmek içindir, gönlünün kaç okka çektiğini başka şekilde anlayamazsın. Sevmek, büyümek içindir, tüm dünyayı kuşatacak, başka bir kap bulamazsın. Sevmek, insan olmak içindir, başka şekilde merhameti çoğaltamazsın. Sevmek vermek içindir, sevmeden canını paylaşamazsın. Sevmek, yaşamak içindir, boş bir kalple hayatın tadını alamazsın. 

Acı bir gerçek ki, insandan yorulan, hayvana, ota, böceğe, resme, çiçeğe, tabiata hobiye veriyor kendini. Elbette ilk şokta bunlar ilaç olabilir, ancak sürekli oldu mu gönüller yarım kalıyor. Bir kere yürek semasında yıldızları keşfetmişse insan, orada soluklanmalı. Güneşini sinesinde bulmuş biri, onunla tüm aleme sıcacık sevgi dağıtmalı. Rab' bi, kalbi gönüle dönüştürmek için acı ve zahmet verdi ise, bu bir kişi için kül olalım diye değildir. Kumu, cama dönüştürmek için nasıl yakıyorlarsa, kulu kristale dönüştürmek için öyle pişiriyor, Mevlam. Işıl ışıl olsun da alemi aydınlatsın diye. Yandığımız kadardır, ışığımız. Yakmayı değil, aydınlatmayı seçecek olansa ruhumuz.

Gönül, görür, seçer, sever, sevgilinin başını döndürüp göğe yükseltir. Sevgili yükseklerde bilemez kendini, tavrını, halini, onu oraya taşıyan seveninin kıymetini, hırpalar, horlar sevenini. Gönül, incinir, kırılır, siler. Kapatır kendini, kilitler, tehlike var der ruhuna, sus ve otur. Doğru kararı verir ve beslenirse, devam eder, ışığı alır güne taşır, çiçeğe salar, renge dönüşür. Susar bir zaman, bülbüller şakır etrafında, her dalı- dikeni güle dönüşür. Tazelenir, yenilenir, geçer dikenden gülden, bakar güllere, yine bülbüle dönüşür.

        Sen şakı ey bülbül, her dikenim güle dönsün,
        Unutsun, dikeni gülü, bülbül olsun, gül' e dönsün...

* Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya ilk yorum yapan siz olun.
YAZARLAR