25 Eylül 2017 Pazartesi

Kadir YAVUZ / Ajans32

Şeref Verdiniz!

04 Nisan 2016 Pazartesi 16:42

Dün uzun zamandır gitmediğim valiliğe gittim. Vali Yardımcısı Fevzi Güneş’e Muğla’dan bir selam getirmiştim.

O üzerimde yarıyıl tatilinden beri yük olarak duruyordu. Uğrayıp kendisine iletememiştim. O selamı ulaştırmasam hasta olurum. Kimisi pek bu işin inceliğinden anlamaz. Aman selam da neymiş! Aleykümselam de, olur biter. Bana iletmesen de olur, diyenlerle karşılaşıyorum. Selamın hatırı, benim üzerimde o insanın adeta bir hakkıdır, diye düşünüyorum. Girdim valilik kapısından! Çıktım üst kata! Vali özel Kalem Müdürü Yılmaz Karadem’in kapısının önünden geçiyorum. Selam vermeden geçersem ayıp olur, dedim. Girdim içeri. Telefonla konuşuyordu. Tokalaştım, oturdum. Kendisini çok sevdiğim, oğlu Ali Karadem’le 10 yıl birlikte çalıştık. Tertemiz bir insandı, Ali Karadem kardeşim!

Telefon konuşması bitince ‘Yılmaz Bey, hâlâ emekli olmadın mı sen? Nice valilerle birlikte çalıştın, nicesi de emekli oldu. Emekli ol, dinlen biraz!’ dedim. Şakalaştık filan. O arada basına gelen Elazığlı bir arkadaşın olduğunu, onunla tanıştırmak istediğini söyledi. Telefonla hemşehrimi çağırdı. Orhun Yalçındağ, Basın ve Halkla İlişkiler Müdürlüğüne yeni tayin edilmiş. Epeyce sohbet ettik, beni Fevzi Bey’in oda kapısına kadar getirdi. Fevzi Bey, eski nüfus müdürlüğünün olduğu bir alt kata taşınmış. Nüfus Müdürlüğünün tabelasını görmüştüm. İyi olmuş. Nedeni, hükümet konağı, vali ve vali yardımcılarına yetmiyor.

Daireleri, Milli Eğitim Müdürlüğü gibi İş Kur gibi Doğan Kımıllı Caddesine taşısalar fena olmaz. Hele Belediye Binası şehrin en işlek kavşağında büyük bir işgaliye içinde, o daracık yeraltı park girişi arasında kayboldu, belediye binası!

Halı Sarayı ve Belediye Binası yıkılma zamanını çoktan geçirmiş durumda. O bina 2,3 katlı değil 10 katlı dev bir bina olur. İçinde mutfağı, lavabosu, tuvaleti olan lüks ofisler yapılabilir. Dükkân sahiplerine fark alınarak daha lüks dükkânlar teslim edilebilir. Isparta’nın girişinde ilk göze çarpan yer, şehri anlatacak, iz bırakacak bir yer orası aslında ama nedense göz ardı ediliyor. Kent adına düşünenler nerede?

Biz, bir an önce Fevzi Bey’e selamımızı ulaştıralım. Çaldım kapıyı, girdim içeri! Yerinden kalktı, karşıladı, sarıldık. İstanbul’a Vali Yardımcısı olarak giden değerli dostum Niyazi Can’ı ziyarete gittiğimde, orada Niyazi Can, Fevzi Bey’i tanıştırmıştı. Zaman çok fazla geçmeden, yine Niyazi Can beni aramış, Fevzi Bey Isparta’ya tayin edildi. Ziyaretine git, dedi. O günlerde ziyaretine gittim. Birkaç sefer dışarda bir yerlerde karşılaştık, niye gelmiyorsun, niye uğramıyorsun, beklerim, demişti.

Yarıyıl tatilinde Muğla’ya gitmiştim. Gittiğimde valiliğe uğradım. Nereye gitsem, oranın valisine, belediye başkanına uğrar, kitabımı hediye ederim. Tanışırım. Yoklarsa selam bırakır, kitabımı görevliye teslim eder, ayrılırım.

Muğla’ya gittiğimde, Vali İstanbul’da bir seminere katılacakmış, yerinden ayrıldığı an ben gitmiştim, kitabımı sekretere bıraktım, selamımı iletmelerini söyledim. Aldı mı, almadı mı, kaç ay geçti, bir defa olsun aranmadım? Aslında en önemli şey değil mi? Ben bu insanı tanımıyorum. Belli ki, bu yazar, gönüllü biri! Bizde şunun bir gönlünü alalım. Arayıp teşekkür edelim. Nerde?

Muğla’da Büyükşehir Belediye Başkanına, Muğla Belediye Başkanına da gittim. Yoklardı. Başkan yardımcılarına uğradım. Onlara ziyaretimin nedenini izah ettim. Kitaplarımı imzalayıp verdim. Başkanların kitaplarını da, sekreterlerine teslim edilmek üzere bıraktım. Dönülmedi. Muğla Vali Yardımcısı Salih Gürhan’la tanıştım. Ziyaretimden çok memnun oldu. Isparta deyince ‘Fevzi Bey’e gidersen selamlarımı söyle!’ dedi. Fevzi Bey’le, İstanbul’dan tanışıklığımızdan bahsettim.

Dünkü ziyaretim ta Muğla’ya kadar uzanan bir ağın ardındaki bir dostane sebepti. Sebep sadece bir selam iletmekti. Güzelliğe bakın ki, o şahsiyeti gidiyorum, Niyazi Can vesilesiyle İstanbul’da tanıyorum. Tanışmamızın ardından Isparta’ya tayin ediliyor. Gidip görüyorum. Sonra Muğla’ya gidiyorum. Ta gençlik yıllarında Fevzi Bey Van’da vali

yardımcısıyken, Salih Bey’de orada bir ilçede kaymakamlar… Onları Isparta’da ben bir selamla bir araya getiriyorum. Van’da çalıştığı günleri hatırladı. O günleri andı.

Dünya ne kadar küçük değil mi? Zamanın birisinde soyadı sadece tutan Tarık Şahin ismindeki Düzceli bir dostumu ziyarete gitmiştim. Düzce’ye gitmişken, Düzce Valisi kim bir bakayım, dedim. Kendisine kitabımı hediye ettiğim Vali Vasıf Şahin, ‘Isparta’dan buraya geliyor, bize kitabınızı hediye ediyorsunuz, ne güzel!’ demişti. ‘Sizin Isparta’dan buraya gelen Vali Yardımcısı Atilla Durmuş’ta burada ve bugün emekli oluyor. Şimdi odasını topluyordu. Çıkmadan yakalayabilirsin!’ demişti. Atilla Bey, beni karşısında gördüğünde, şaşırmış kalmıştı. O gün Atilla Bey’e vali bey veda yemeği veriyormuş. Katıldım. Sağımda Vasıf Şahin, solumda Atilla Durmuş. Şimdi Vasıf Şahin, benim can dostum Niyazi Can’la birlikte çalışıyor. Belki bir bakarsınız, İstanbul’a gitmişim, Vasıf Bey’le birlikte olmuşum. Olmaz mı? Dedim ya, dünya küçük! Doğru mu?

Neredeyse unutuyordum. Fevzi Bey’le uzun uzadıya sohbet etmiştik. ‘Fazla rahatsızlık verdim, bir saattir buradayım. Bana müsaade?’ demiştim ki, ‘Ne rahatsızlığı, sık sık beklerim. Şeref verdiniz!’ dedi.

O söz beni ihya etti. Gönlümü aldı. Bugünün kârı işte! Bu küçük ve yalan dünya da, aradığım bu işte! Başka şeylerin peşinde değilim. Beni anlayan kaç kişi var? Ben bu kadar dost canlısıyım da, düşmüşüm dost peşine, arıyorum; beni arayan soran var mı? Şu türkü sözüyle mi bağlayayım, anlatılması gerekeni mısralar anlatsın!

“Arar bulur muydun beni beni

Sahipsiz mezar olsaydım, olsaydım.”

Mezara gitmeden, soruluyorsan anlamlı ve kıymetli… Yoksa gerisi yalan! ‘Soran var mı?’ Dedim ya! Elbette var. Beni, bir gün görmediğinde ‘Nerede benim can dostum! Haberiniz var mı?’ diyenim var, şükür.

* Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya ilk yorum yapan siz olun.
YAZARLAR