21 Eylül 2017 Perşembe

Kadir YAVUZ / Ajans32

Sessizlik ve Çığlık

30 Ekim 2010 Cumartesi 13:15

SESSİZLİK VE ÇIĞLIK…

 

Sessizlik… Sessizliğin ardından bir çığlık duyuyorum… Bir çığlık! Ama sahibini bulamadığım bir çığlık! Bana ben kadar yakın bir çığlık!

 

Sessizliğe veriyorum kendimi yeniden… Orada dinlenmeye çalışıyorum. Orada buluyorum kendimi… Ama çığlıklar peşimi bırakmayacak gibi… Veryansın artıyor sesler. Üstüme doğru gelen gölgeler var… Karanlıktayım! Bir köşeye sıkıştığımı  hissediyorum. Karanlıkta nerede olduğunu kestirebilmen imkânsızlaşır. Karanlığın ortasında; oralarda bir yerde olduğun bilirsin ama hangi noktada olduğun bilemezsin. Öyle zor durumdayım ki, şu an! Karanlık ve ben! Koridorda dolaşan gölgeler… Geliyorlar, kayboluyorlar ve tekrar geliyorlar. Çığlık sesleri de, aynı oranda yükseliyor ve alçalıyor… Yakınlaşıyor ve uzaklaşıyor. Bir benim duyduğum çığlıklar, ortada dolaşan… Bana hâkim olan çığlıklar… Bir yük altında olduğum kesin. Birinin derdini yüklendiğim an, böylesi sıkıntılar başıma gelir. Üstüme gelir her şey… Toz kabarcıkları yükseliyor… Karanlığın tam ortasından!

 

Yorumlayamıyorum şu an olan biteni. Ne yapacağımı şaşırmış durumdayım. Olduğum yerde kıvranıp, duruyorum. Kendimle hesaplaşıyorum… Yok, yok! Yine altından çıkamıyorum. Saplantı olur kimilerinde! Bende öyle bir saplantı da yok. Takılmam bir şeylere! Bir şeyle karşılaştığımda; o gün, gecemi karartır… Onunla yatar kalkarım… Ama sonrası çok fazla da uzatmam. Birilerine götürmem, bir başkasına ait olan şeyleri… Dolaştırmam her yerde! Ama yaptığım çok büyük bir hatam var! Yaptığım iyiliği bazen konuşurum orda, burda! Beni anlamayanın yüzünden olur bu konuşmamda! Her şeyimle teslim olduğum, dost bildiğim birinin; yamuk yapmasından dolayı, üzülür ve konuşmaya başlarım…

 

 “İşte elinden tuttum, çevre edindirdim… Yardım ettim, her aldığı şeyde yanındaydım… Her darda kaldığında ben oldum yanında! Ağladığında, hasta yatağında, güldüğünde… Yani, iyi ve kötü gününde yanında olan bendim. Şimdi nasıl siler beni!” diye konuşurum, sesli ve bazen de sessiz sessiz! İşte bu sessizlik anında bu çığlıkları duyuyorum… “Sen sildinse beni, bende seni silerim” diyorum… Ama iyimi ettim, kötümü ettim bilmiyorum.

 

Bu çığlık benim çığlığım… Bu karanlık benim karanlığım. Bir koku alıyorum. Karanlığın kokusu olur mu? Kar tanelerinin kokusu olur mu? Yağmurun kokusu?! Ya suyun kokusu?! Olmaz belki ama yağmurun toprağa düştükten sonraki toprak kokusu olur. Bir yanık kokusu alıyorum! Karanlık yer, bu yanık kokusu da ne? Ateşte göremiyorum.

 

Korkuyorum… Birini üzmekten, kırmaktan öylesine korkuyorum ki?! Çok çaba gösteririm… En son kıran ben olayım derim kendi kendime! Neden bilemiyorum? Çok samimi olunan bir tipim! Bazen bu yanıma kızıyorum. Çok çabuk dost oluyorum ama çok çabuk ayrılıyorum. Bıkıyor muyum, usanıyor muyum? Yoksa, benden kaynaklanan bir hâl mi? Benden bıkıyor veya usanıyorlar mı? Çok samimiyken, durup dururken ayrılık neden olur ki?

 

Sevgilerde anlayış yok! Sevgilerde bir kısırlık var. Sevgiyi ya az veriyoruz, ya da fazla! Kimi menfaatsiz seviyorsak, bence en sağlam temeli orada atıyoruz demektir. Senin bazen çok sevdiğin, sevgine karşılık vermeyebiliyor. Bir bakıyorsun, o farkında bile değil; senin onu sevdiğinden! Tam tersi bir bakıyorsun, sevdiğin dostun; hiç sevilmeyecek biriyle ilgileniyor… Ona yönelmiş, o onda! Sen onda kayboluyorsun, o da onda!

 

Ben yine şunu da diyorum; sevmesini bilmiyoruz. Doğru olanı buluncaya kadar yıllar geçiyor. Ne zaman öğreneceğiz, hâlâ eksiğimiz var? Hâlâ bir hiçiz.

Kendimizi adam yerine koymadan önce bir geldiğimiz yere bakmalıyız… Geçtiğimiz yollara yeniden bir göz atmalıyız. Yol bitince, varınca istediğin yere yolculuğun bittiğini sanırsın. Oysa ne yol biter, ne de yolculuk!

 

Korkuyorum demiştim ya! Dost sandığım arkamdan hançerleyenlerden korkuyorum… İhanetten korkuyorum. Kötü insanın şerrinden korkuyorum. Sırıtan, samimiyetten uzak yüzlerden korkuyorum. Yan gözle bakanlardan korkuyorum. Sevmiş görünen, hainlik düşünen; yılan gibi yaklaşıp aniden ısıranların zehirlemelerinden korkuyorum. Koltuğunu kalkan, dilini kılıç, sözünü ok gibi fırlatan mevki ve makamcılardan korkuyorum.

 

Sessizliğe sığınıp, çığlık atışım hep bu korkularımdan!

Ben sevdiğimi bir çırpıda kaybetmekten yana biri değilim. Ben seni insan olduğundan, ben seni inancından, ben seni toprağından, ben seni bayrağından ve ben seni aynı ezanı paylaştığından seviyorum. Ben seni Allah için seviyorum.

 

Kaldı mı böylesi insanlar! Çığlıklar yükseliyor… Yer, gök inliyor sanki! Çoklar değil, azlar kıymetli! Sen kıymetlisin, sen bir kıymetsin… Kıymetini bil!

Ben işte seni bu yüzden seviyorum. Korkum, kederim olmasın istiyorum.

Üzmek değil maksadım ama üzüleceksek beraber üzülelim, ağlayacaksak beraber ağlayalım, güleceksek beraber gülelim.

Var mısın, bu zorlu yolda benimle olmaya? Ve benim gibi sevmeye!

Çığlıklar kesildi… Sessizlik! Sessizlik olsun… Ondan korkmuyorum!   

* Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya 2 yorum yapıldı.
    YAZARLAR