20 Eylül 2017 Çarşamba

Nagihan ÇELİK / Ajans32

Sıcaklar ve Isıtanlar

02 Eylül 2016 Cuma 13:41

Sobanın başında ellerini uzatmış ısıtıyordu, dışarıda pofur pofur kar yağıyor, sobanın yarım metre ötesi bile üşütüyordu. Sabahın ilk saatlerinde uyanır, geceden hazırladığı kömür kovasını sobaya yerleştirip yakardı. Çocuklar uyanmadan oda ısınır, o sırada kahvaltı sofrasını kurardı. Bu gün daha bir soğuktu, içi üşüyordu, iki parça malzeme koyup sofraya hemen sobaya yaklaşıyordu. Sular da donmuştu epeydir. Bidondan dökerek yıkıyordu ellerini. Her sene sular çabucak donar, bahara kadar akmazdı.

 

Soba avuçlarını ısıtırken yüreği de ısındı, pencereden dışarıya bakıyordu. Şımarık kar taneleri sanki biri avuç avuç döküyor gibi topak topak düşüyordu. Dudakları büküldü huzurla, acaba kim görebiliyordu böyle güzel bir manzarayı. Eşi ne zaman sıcak iklimlere gidelim dese karşı çıkar " bırak oraların derdi çok olur, denizi, duşu, geleni, gideni, bir de çocukların ahlakı bozulurdu, ne gerek var sobayı yakıp ısınıyoruz kışın. Yaz zaten üfül üfül, temiz hava mis gibi memleket" hep dinletmişti sözünü, korkutuyordu sıcak iklimin havası gözünü.

 

Memleketim köşelerinde, karı- kışı muazzam olan yerler vardır. İnsanı o soğuk havaya inat sıcacık yürekli. Dostluklar her kış ateş başı muhabbetleriyle perçinlenip tazelenen, hal- hatır meseleleri incelikle gözetilen. O buz gibi havaya inat sıcacık muhabbetli yurdum köşelerinin tadını almış biri olarak, çok özlüyorum. Mis gibi odun ateşi çayının yanında, kızarmış ekmek, üzerinde eriyen, kokusu- buharı odaya yayılan mis gibi tereyağı. Konuştuğun havadan sudan bile olsa, gönle şifa muhabbetler.

 

Soğuk ve mesafeleri, sabah kahveleriyle mukayese etmiyorum elbet. Sadece bir gerçeği sindirmek duygusu bu. Sıcak memleketlerin serin kalpli insanları olur, soğuk iklimlerin de sıcak yürekli. Bu sözü hep kulak ardı ettim, veya hissetmedim, ancak şimdi daha net görüyorum ki, iklim tabiatı nasıl etkiliyorsa, insanı ve ruhunu da öyle etkiliyor.

 

Bademler gibi kalın kabukları olmasın insanların, bir gayret uğraşıp kırdığında aldığın tat dişinin kenarına dokunsun. Çok acı, ilişkilerin tat kaybetmesi ve çok acı, hesapsız görüşmelerin bitmiş olması. Soba ve kışla ilgisi yok demeyin. Sıcak ve denizle de ilgili. Suya atlayıp öylece uzaklaştığında, ruhunun derinleriyle temas kurup yalnızlığın dinlendirici lezzetini alıyor insan. Alabildiğine özgür, alabildiğine özel, dingin ve huzurlu. Bu bir serinleme eylemi değil sadece, içinde zamanı bir kendin için kullanma, kendinle yüzleşip zaman ayırma olayı. 

 

Üşüdükçe birbirine yaklaşıyor insanlar ve ısındıkça uzaklaşıyor.  

 

Sıcak çoğaldıkça, daha serin, daha sakin, daha tenha arıyor insanın bedeni. Ruhu buldukça bu dahaları, seviyor ufaktan yalnızlığı. Bir kahvelik tahammülü oluyor başkalarına, çayı tek başına içemez soğuk memleket insanı, "demleniyor buyur gel" der. Sıcak yerlerde ise, "ben de beklerim bir kahve içmeye" diyebilir. Sıcak öyle yormuş ki ancak bir kahve süresi muhabbet edebilir.

 

Sıcak da yordu, sıcaktan yorulmuş insanlarda. Açılıp uzun uzun yüzdükçe, daha yalnız, daha sessiz, daha ıssız ruhum. Kaybolup gidiyor, kalabalık duygularım. Deniz, her dalgan hayatla oynuyor, her rüzgarın bir lezzeti üflüyor, uzaklara. Ah Datça, geldiğim gibi kalmak isterdim, üşüdükçe sokulan, dosta, arkadaşa, kardeşe muhabbetle, hasretle bağlı olan.

 

Gönüllerimizi ısıt ama terletme, 

Yalnızlığı yaşat ama sevdirme.

Hayat kısa, zaman hızlı,

Kimseyi kimseye zahmet verme..

 

* Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya ilk yorum yapan siz olun.
YAZARLAR