21 Eylül 2017 Perşembe

Kadir YAVUZ / Ajans32

Şimdi Hâlimiz Vaktimiz İyi de...

21 Şubat 2011 Pazartesi 14:51

ŞİMDİ HÂLİMİZ VAKTİMİZ İYİ DE…

 

“Şimdi hâlimiz vaktimiz iyi de… Bu defa sağlımız iyi değil!” diyor, varlıklı bir ağabeyimin eşi.

 

Dert yanıyordu… “Neler çektik… Gençliğimizde, ne sıkıntılar yaşadık. Gün oldu, bulduk… Gün oldu, bir lokmaya muhtaç olduk. O günlerde, ağır şartlarda hem yaşıyorduk ve hem de damı akan evlerde oturuyorduk. Kocam iflas etti… Hapse düştü. Ama geldik bugünlere… Allah’ıma bin şükür! Fakat, bugün her şey var yalnız bu defa sağlıktan yana huzur yok… Her yerim ağrıyor… Romatizma, kalp, şeker… Daha sayayım mı? En lüks evde oturuyorum ama bir zevk alamıyorum. Bence gençken lazımdı… Şu anki imkânlar… Gençken lazımdı.”

 

Daha neler neler… Söyledi. Bizde ona dışarıdan bakıp imreniyorduk. Bizimde evimiz olsun diye isyanım oluyor bazen… Bazen kızdığım oluyor kendime! Evin barkın yerin yurdun yok muydu? Vardı. Niye koruyamadın? Neden, varken sahip çıkmadın da, şimdi celalleniyorsun? Sebebi ben değil miyim? Benim. O zaman kimseye bir şey demeye hakkın yok! Yok ya, zaten kimseye bir şey demiyorum.

 

Varlıklı olmak, güçlü olmak gibi bir şey! Değil aslında ama varlıklı olan onunla havaya giriyor. Kendini imparator sanıyor. Güç beraberinde belli bir saygınlık kazandırıyor evet ama kişilik değiştirmenin anlamsızlığını, varken; kavrayamıyor insan! Zenginken fakir, fakirken zengin olmayacağın ne malum! Bunlar yaşanmış gerçekler. Ama insanlar yaşadıklarını çabuk unutuyor. O yaşananları, kendi yaşamamış gibi davranan çok sayıda insanımız var maalesef.

 

Elif Şafak, AŞK romanında “Başarıya alışkın insanlar zanneder ki, ilelebet muzaffer ve zengin kalacak. Ve her mağlup zanneder ki, ömür boyu belini doğrultamayacak. Hâlbuki ikisi de yanılır.”

 

Evet, hakikat bu! İki tarafında yanılacağı kesin ama illa düştükten sonra mı anlayacağız. Birçok dostumla sohbet ederken; sıkıntıları dile getirirken, kendimizden veya kendi çocuklarımızdan bahsederken, neden böyle yaptıklarını, söylediklerimiz neden dinlemediklerini paylaştığımızda şöyle derim: “Yok, çocuklara kendi tecrübelerimizi kullanmaları konusunda zorlayıcı olmamalıyız. Zorladığında daha aksi tesir yapıyor. Söylediklerimizin tersini yapma hastalığı var… Bu hepimizde var. Benimde babam benim iyiliğime söylediği birçok şeyin ben özellikle tersini yapardım. Niye, ben çocuk muyum, derdim. Babamda, benim üstüme niye bu kadar geliyor ki, derdim. Ne kadar büyük bir cahillikmiş yaptığım ama bugün ancak anlayabiliyorum, o gün yaptığım hatamı… Yaşamadan insanın ders aldığı yok. Hazır tecrübelere karşı tepkiliyiz. Türk Milletinin en büyük özelliğidir. Ne kadar menfaatine olursa olsun, ilk anda karşı gelme özelliğine sahiptir… Bizim Milletimiz!”

 

Elif Şafak ne kadar haklı! Haklı da, gerek başarıyı yakalamış olanlar, gerekse mağlubiyeti tatmış olanların; bazı şeyleri yaşamadan, bir gerçeği kabullenmediklerine özellikle ben kendimden birinci kaynaktan tanık olmuşumdur.

 

Kaybettiğim yıl, 2001… Hâlâ aklımda, yaşadıklarım. Hâlâ kabullenmiş değilim. Hâlâ az boynum büküktür. Kolay olmuyor unutmak! Varlıklıyken bir an varlıksız duruma düşmek… Kolay değil.

 

Ziyaretlerine gittiğim büyüğümün eşinin bana bir sözü vardı… Onu hatırlatmaya gitmiştim. Ama nerede! Çok çabuk verilen sözler unutulabiliyor. Hatırlattığında da, kızan karşı taraf oluyor. “Ben öyle bir şey demedim ki!”

 

İnsanın içinden geçmiyor ama ya bugün elindekileri kaybetsen ne yaparsın… Dün, bu mallar senin miydi? Değildi. Yarın da, kimin olacağını bilemezsin.

 

Yapma öyle! Şimdiki hâlinden daha kötü duruma da düşebilirsin. Deme ki, yaşlılıkta elime geçirmişim ben bu varlığı, her ne kadar zamanında olması gerekirdi, geç ulaştım bu mala mülke, senin garantili tapulu mallarında olsa, yarın elinden uçup gidebilir.

* Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya ilk yorum yapan siz olun.
YAZARLAR