25 Eylül 2017 Pazartesi

Nagihan ÇELİK / Ajans32

Sıradan Sızlanmalarla Çürür Mutluluğumuz

24 Ekim 2014 Cuma 17:48

Özlemini çektiklerimize yürürüz. Bazen çok istediklerimiz bizden kaçsa da genellikle gittiğimiz yerde bizi bekler istediklerimiz. Bindiğimiz otobüs, bizi bileti aldığımız yere götürür. Ankara otobüsünde yolculuğa sabretmek, İstanbul da indirmez bizi. Hedefi belirlemeli, biletin bedelini ödemeli, sonra yolculuğa sabretmeli. Kararsız, hedefsiz, bedelsiz yaşanan hayat tat vermez. Fayda vermez. Bazen dizginlememiz gerekir isteklerimizi, bazen coşturmamız.

Neyi ne kadar istiyorsak biz o oluruz. Hedeflerimiz oluşturur bizi. Fedakârlık yaparız, veririz- veririz yine- yine veririz sonuç almak için. Ta ki yüreğimiz tamam diyene kadar. Bazen çok net görürüz, dünü- bu günü, arada dağlar kadar fark olur. Hayata dalar unuturuz, dün özlemimiz olan şeyi bu gün yaşadığımızı. Oysa dün hayal olduğu, içimize sevinç ve coşku verdiği halde bu gün sıradan olmuştur.

Sıradanlaşmamış duygular, şükretmemizi, sevinmemizi, hayatı coşkuyla yaşamamızı sağlar. Sıradanlaşan her değer, anlamını yitirir, keyifsizleştirir, heyecanımızı bitirir.

Sızlanmamayı öğrenmek için isteklerimizin değerini ölçmeliyiz. Yoksa sıradan ve anlamsız olur tüm yaşamımız. Sıradan sızlanmalarla çürür mutluluğumuz. Dün iyi bir işim olsun diye dualarda olan, bu gün iş arkadaşlarından yakınır. Oysa işi yokken, işi olduğuna dair hedefleri varken, her zorluktan keyif alacak bilenecekti. Hayal veya hedef gerçekleşince coşku ve anlamını yitirdi.

Dün huzuru özlüyordum. Huzurlu bir gün, bir gece için dua ediyordum. Her tıkırtıyı silah sesi biliyor, her silah sesinde ölümü tenimde sıcacık hissediyordum. Özlediğim huzur, dualarla geldi. Şimdi çok sessizlikten ve sakinlikten yakınıyorum.

Dün bir yumurta için konvoyu ve 55 km mesafeyi kat etmek gerekiyor, ıspanak, portakal elma hayallerimi süslüyor, simit ve patlamış mısır kargo ile İstanbul' dan geliyordu. Bu gün bilmediğim kaç çeşit sebze ile dolu pazar tezgâhları, çeşit çeşit marketler, zamanı, ruhumu, özlemlerimi, hayatı sorgulamamı sağlıyor.

Dün bir evlensem diye çılgınca dua eden arkadaşım, uğruna ölürüm dediği eşinden bir celsede boşanıyor. Çocuk bakmak için gelmişim diyen birçok hanım kendi çocuklarının sıkıntılarından saatlerce yakınıyor.

Dün ve yarın arasında ezilen bu gün aslında. Ömrün ta kendisi an. İsteklerimizle yarında, sızlanmalarımızla dünde gezinirken, bir günlük enerjiyle bu gündeyiz hâlbuki. Ne dünün yorgunluğuna verecek vakit, ne de yarının hayaliyle harcayacak boş vaktimiz var. Her ne yapıyorsak ve yapacaksak hepsi bu güne sığmalı.

İstemeğe devam ettiğimiz sürece yarın uyanabiliriz. Şükrettiğimiz sürece gülebiliriz. Kendimizi sorguladığımız sürece sevebiliriz. Bu günü fark edebildiğimiz ölçüde kurtarabilir kutlayabiliriz. Mutluluk kaf dağında değil. Dünü hatırlarken gözlerimiz buğulanıyor, dudaklarımız tebessümle bükülüyor. "Ah keşke" demiyorsak, mutlu pek çok şey yaşamışız demektir. Bu günü yarına geçip dün olarak düşününce, mutlu olarak hatırlayacak işleri yapmak için fırsat bilelim.

Ömrümüzün çoğu sevinç ve mutlulukla geçiyor. Günde en az üç öğün yemek yiyoruz. Keyif alıyoruz yerken. Mutsuzken yutamıyoruz demek ki boğazımızdan keyifle geçecek kadar mutluyuz. Sevmediğimizi yemiyoruz, sevdiklerimizle yiyoruz.

Yalnız bir oda, boş bir masa düşünün. Daha nice keyif alarak yaptığımız eylem var. Hal böyle iken, iki kelime arasına mutlaka yakınacak bir şeyler buluyoruz. Bu günü ziyan etmenin bir anlamı yok. Çünkü belki bizim için belki yakınlarımız için yarın yok.

95 yaşına giren ninesine torunu bir resim hediye ediyor.

Alt köşede büyük harflerle " HER GÜNÜNÜ SON GÜNÜN BİLEREK YAŞA" yazıyor. Nine resme teşekkür edip torununa bilge bir tavırla " Evladım, bunca yıllık ömrümde anladım ki mutlu olmak için her günü karşındakinin son günü bilerek yaşamalı"

Genç kendi gününü son bilip menfaatle hareket etmeyi öneriyor. Yaşlı karşısındakinin son günü bilip fedakârlık ve hoşgörülü olmayı biliyor. Biz hem kendimiz, hem de karşımızdakinin son günü bilmeyi başarmalıyız.

Mutluluk, kıymetini bildiğimiz her saniyeyi, yıl yapacak kadar büyüktür.

* Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya 2 yorum yapıldı.
    YAZARLAR