25 Eylül 2017 Pazartesi

Kadir YAVUZ / Ajans32

Size De Mi Güvenmeyeyim Hocam...

13 Mart 2012 Salı 19:12

SİZE DE Mİ GÜVENMEYEYİM HOCA’M…

 

Güvenmeyle ilgili konuşuyoruz, bir yerde! Bir yere geldi söz ve tıkandı orada, benim güven telkin ettiğim arkadaş bana döndü ve “Size de mi güvenmeyeyim!” dedi.

 

Sözü demişti bir defa soruyu bana yöneltmesi yanlıştı! İş için gittiği ve çarpıldığı insanlarla, yanında olan dostunu karıştırmıştı. Diyecek söz kalmamıştı “Bana da güvenme!” demekten başka.

 

İş yaptırırsın, denilen işi yapmayana çarpılırsın… İşçi olarak çalıştığın yerden alacağını alamıyorsundur, bu bir şekilde çarpılmadır. Cebine elini sokup, paranı çalan cepçiyle, bankamatik sırasında kartını elinden alıp parasını çekip kaybolana çarpılmakta, çarpılmışlıktır.

 

Güven, parasal ilişki pozisyonunda; çok zordur, orada iki kişiyse işi yapan birinden birinin asla birbirlerinden şüphe etmemeleri gerekir… Güvensizlik belirtecek bir hata işi bitirir. Güvenmeli insan! Ancak, güvendiği insanı tanımadan da, körü körüne bağlanmamalı! İş yapacağın insanı veya yanına işçi olarak gireceğin insanı iyi analize etmelisin. “Ben, bunu nasıl yapabilirim ki?” diyor. “Benim öyle bir şansım yok ki! Bana iş lazım, zaten dardayım; biri, gel çalış dediği an balıklama dalıyorum. İşe sarılıyorum.”

 

Güveniyorum herkese diyor. Benim güvenmem suç mu? Sana güvenmeyelim, ona güvenmeyelim peki o zaman kime güvenelim. Doğru mu? Burası doğru!

 

Elbette ki, bir veya birkaç üçkâğıtçı, düzenbaz, sahtekâr var diye herkesi aynı kefeye koyamayız. Ben de, bir hatta birden fazla sahtekâra güvendiğimden çarpıldım. O zaman her önüme gelene sahtekâr dersem, yanlış olur. Yanlışın yanında, yersiz olur. Böyle bir şeyi nasıl yaparız.

 

İyi insanla karşılaşmamızın azlığı veya kötü insanlarla karşılaşmamızın çokluğunda, başımıza gelenlerin tek sebebi muhatap olduklarımız değil! Hep kötülerle karşılaşıyorsak, kendimize bir bakmalıyız. Dünya da, birçok iyi insan varken, neden benim karşıma çıkıyor bu kötüler veya tüm kötülükler beni gelip buluyor.

 

Güvensizlik, bazen ümitsizliğe iter bizleri! Yıldığın olur, usandığın olur, şüpheye düştüğün olur. Sonuç, hiç iyi olmaz. Bunaldığın andır.

 

İnsanlardan kaçar, yalnızlığına sığınırsın. Bir çaresizlik başlar… Bitmeyecek, sonu hiç gelmeyecek, bir çaresizlik yaşarsın. İnsanlardan tiksinir. Sokağa çıkmak istemezsin. Kimseyle karşılaşmak istemezsin. Herkes sana göre kötüdür ki; bu saplantı, felaketin başlangıcıdır.

 

Yeni bir başlangıçla karşı karşıyasındır.

Herkese karşı bir nefret vardır, içinde! Neden, yardım etmiyorlar bunlar bana? Neden, beni dışlıyorlar? Neden, bana beceriksiz gözüyle bakıyorlar?

Ben hakikaten beceriksiz miyim?

Burada belki toparlayıp, hayata sağlam adımlarla giriş yapacağın bir karar alabilirsin. Kendine güvenmeyle başlayacağın ilk adımdan sonrasında bu defa gerçek dostlarına güvenmen gerektiğini öğreneceksin.

 

Zaten düşmüşsün. Herkesi silersen, o insanlar da seni siler. Sen, yeni bir hayata başlamak için silme yerine kaynaşma yolunu seçeceksin. Var olduğunu, hayata sarılmış olduğunu göstereceksin.

 

İnsan, düştüğünde yerden kaldıran pek olmuyor. Düştüğünde, kendi kendine kalktığında; birkaç kişinin sana elini uzattığını görürsün.

 

Bu sayı çok az dahi olsa, kıymetlidir. O az olanın yanında olacaksın.

Yarın, öbür gün iyi günler karşına çıkacak; belki, bugünleri ve bugün senin elinden tutanları unutacaksın bile! Olur mu olur? İnsandır, yapar!

 

Velev ki, güvenmen gerekenleri ayırt edesin… Çocuk değilsin… Edebilecek yaştasın. Etmezsen, edemezsen sen kaybedersin… Yani, kaybeden sen olursun.

 

Sakın ha! Güvenmen gereken tek insana “Size de mi güvenmeyeyim hoca’m?” diye sormayasın.  

 

     

* Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya ilk yorum yapan siz olun.
YAZARLAR