19 Eylül 2017 Salı

Neriman CANBOLAT / Ajans32

Sonbahar Yaprakları

30 Ekim 2010 Cumartesi 16:53

Herkes kader aynasında görmek ister kendisini. Her biriniz mutlaka çarpıcı insan öyküleri okumuşsunuzdur.

Bu kez sizlere ibret dozu oldukça yüksek, acısı çok taze bir ihmalsizlik serüvenimi paylaşıyorum.

Hayatım boyunca sonbaharlardan hep korktum. Ölümü hatırlatırdı bana, adı üstünde sonbahar. Ölüm denince irkilir her insan, her bir yaprak dökümü bir ölüm müdür diye merak ederdim! Ben hangi ağacın hangi yaprağıydım acaba? Hangi sonbahar dökülecektim diye? Sonbahar geçtiği zaman çok mutlu olurdum çocuklar gibi, zira yaşıyordum dökülen yaprakların hiç biri ben değildim. Ama ne yazınki kış mevsimi geliverirdi arkasından. Bu sefer de bir çocuk edasıyla kış mevsiminde de ölümün zorluğu sarardı içimi…

Ne zor diye düşünürdüm kışın ölmek.
Buzlar, karlar altına konulmak.
Allah’ım ne acı!
Bu iki mevsim geçtiği zaman bir oh çekerdim.
Sanki ilkbahar ve yaz mevsiminde ölüm yoktu bir daha ki sonbahar ve kışa kadar ne ailem ne de ben ölmeyecektik. Ne çok severdim ilkbahar ile yazı. Bütün güzelliklerin başlangıcı…
Zaten ölüm canlıların ortak özelliklerinden biri değil midir?
Her nefis ölümü tadacakken nedir bu korku bunun özel bir mevsimi, günü olur muydu?
Sırası gelen gidecekti.
Ölüm geldi cihana baş ağrısı bahane.

Ölüm sadece bir yer değiştirme, yeni bir hayata merhaba demek değil midir?

Ne yazık ki yıllarca çok korktuğum o iki mevsim bana hayat verirken, çok sevdiğim iki mevsim, benden canım annemi ve 27 yıllık sevgili eşimi aldı.
13 Nisanda anneciğimi, 22 ağustos’ta sevgili eşimi kaybettim. Hayata ıslak baktırmıştı korkmadığım ilkbahar ve yaz. Kader ki! İki sevdiğim insanda yoğum bakımdan çıkamamıştı. Hayatın bana çizdiği yol aynıydı sanki. Sonbahar ve kış’a ne kadar haksızlık ettiğimi anladım.
Sevgili annem bir kalp krizi geçirip 5 gün yoğun bakımda kalarak vefat ederken, 27 yıllık eşimde bir iş kazasında elektrik çarpması sonucu 9 gün yoğun bakımda kaldı ve vefat etti.

Evrensel zamana göre saniyelik kadar kısa ömrüne uzanan hırsız bir elin yaşama sevincini çalmasına engel olamadık. Kişilik değerlerini yitiren bir insanın ihmalliği dalımızı, budağımızı kırdı. Yaşam yapraklarımızı budadı, ta kökten sarstı bedenlerimizi soldurdu o gülen o yüzlerimizi. Yüreğimize bir karabasan gibi girdi, yaşamımızı çaldı. İki yavrumu öksüz, beni garip bıraktı. Şeytani ve nefsanî bir zihniyete demir atıp gerçeklerden uzaklaşan bu insan yalanlarla suçunu bile zavallı insanlarda arayarak ne kadarda küçülmüştü. Hayatın ibret penceresinden görünen bu tür insanların maalesef bir parazit gibi üreyip aramıza yayılıyor olması çok acı.

 Penceresi olmayan bir odanın içinde kaldınız mı hiç? İşte ben kendimi öle hissettim. Sahipsiz, çok acılar çekti bu yürek ama ölüm çok başka. Bir umut diye direnen gözlerle bakmak etrafa…
Ölüm acısı çöreklenmişken yüreklerimize aslında ölüm hiç bir şeydi. Asıl dürüst olmadan yaşamak, vicdansız yaşamak her gün ölmektir. Tabi ki her insanın da dürüst ve adil olmasını bekleyemeyiz, zira yıl 2010. Paranın bütün değerlerin önüne geçtiği, İnsan hayatının bile hafife alındığı bir devirde yaşıyoruz.

Unutmamak lazımdır ki: Hata yapmak, yalan söylemek, hile yapmaktan çok daha onurludur.

Kardan adamın saltanatı güneş doğuncaya kadardır. O saltanat bir gün bitecek güneş haklının tarafına doğacak. Biz aç susuz hastane koridorlarında uykusuz çaresiz beklerken olayın müsebbipleri sefa sürüyorlardı.

* Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya 1 yorum yapıldı.
    YAZARLAR