21 Eylül 2017 Perşembe

Kadir YAVUZ / Ajans32

Şu Şehrin İnsanları

03 Ekim 2012 Çarşamba 12:58

MEMLEKETTEN BİR ÇIĞLIK DUYUYORUM… BİR DOST SESLENİŞİ, GÖNÜLDEN… UYUYORDU, UYANDI DEDİĞİM ELAZIĞ’DAN!

Uzun zamandır yazmıyorum… Kitaplarımla uğraşıyorum. Yenilerini hazırlıyor, elimde olanları tüketmeye çalışıyorum.

Çalışırken, bir telefon geldi… Sıcak bir gün, Ağustos sonu… Memlekettenmiş! Ne bileyim, şaşırdım doğrusu! Nice yazara, nice bürokrata ve nice işadamına gittim veya elimden geldiğince, gücüm yettiğince kitabımı gönderdim.

Isparta’ya her ne kadar yerleştimse de, gönlüm sizinle dedim; duymadılar bile… Gerçi yaşadığım şehir ne kadar sesimi duyuyordu ki; yazmasam çıtı bile çıkmayan, neden yazmıyorsun, bir şey mi oldu “rahatsız mısın?... Küskün müsün?... Dargın mısın?” filan diyen biri çıkmaz mı?

Çok haksızlık da, etmemeliyim aslında! Bazen birileri çıkıyor “Çoktandır, yazılarına rastlamıyorum… Hayırdır, neden yazmıyorsun?” diyor. O biri veya birkaç birileri benim için çok değerlidir diyorum.

Telefonumdaki ses bir yabancıydı… “Rahatsız ettiysem özür dilerim” diyerek başlamıştı… Kibar bir beyefendiydi. “Estağfurullah” dedim.

Ve devam etti konuşmasına… “Ben, Elazığ’dan Mehmet Şükrü Baş… Emekli memurum. Şair ve yazar denilecek kadar kendimce şairim. Nurhak Gazetesinde köşe yazarıyım. Senin “Şu Şehrin İnsanları” adlı eserin elime geçti. Okudum. Her satırına adeta gömüldüm. Gönlümle senle oldum, yüreğime nüksettin, damarlarımda gezindin. Satır aralarında hep senleydim, sen oldum, seninle dolaştım, senin yaşadıklarını yaşadım. Deneme yazıların harika, tebrik ediyorum sizi! Müsaadeniz olursa, köşemde kitabınızla ilgili birkaç satır düşüncelerimi yazacağım.

Ve bir de, siz değerli dostuma yazdığım bir şiirimi gönderiyorum.” Dedi.

Şaşırmış kalmıştım… Mutlu olma, manasında! Yüreğimin coşkusunu, gönlümün ferahlığını, kalbimin atışını görmeliydiniz, duymalıydınız.

Köşe yazısını ve şiirini aynen sizlere sunuyorum… Siz değerli okuyucularımla, böylesi bir mutluluğumu paylaşmalıyım.

Kendisiyle birkaç telefon görüşmesi sonunda önceden tanıştığımızı, konuştuğumuzu ve hatta babamın meslektaşı olduğunu öğrendiğim Mehmet Şükrü Baş Ağabeyime Isparta’dan kucak dolusu, gül kokulu sevgi ve saygılarımı sunuyorum.

 

 

HASBİHÂL                                                              MEHMET ŞÜKRÜ BAŞ

                                                                            mehmet_sukru_bas@mynet.com

 

                                 Şu Şehrin İnsanları

 

            “Bir kültür abidesi olan aziz şehrim Elazığ, Kültürel bir bağla Harput’a bağlıdır. Bu kültürel bağı ve bağları 8-10 Elazığlı yan yana geldiğimizde konuşuruz ve az da olsa o arada kültürel açlığımızı hasretle gideririz” diyen bir Elazığlı.

            O bir eğitimci, o bir yazar, o bir şair, ve o bir esnaf…

            O gurbeti yaşayan, hasreti soluyan, sıla hasreti çeken buna rağmen “Yaşadığım her yer memleketimdir” diyen memleket sevdalısı bir Elazığlı…

            O!..”Bu Şehrin İnsanları” adlı deneme kitabı dahil onlarca eserin yazarı, hemşerimiz, kardeşimiz Kadir Yavuz…

                                                    ***

            Kadir Yavuz 1954 Elazığ doğumlu bir eğitimci…

            Üniversite mezuniyetinden sonra 1979 yılında Kars Lisesi Edebiyat Öğretmeni olarak eğitim ordusuna katılır. Bir müddet öğretmenlik yaptıktan sonra ailevi nedenlerle Elazığ’a döner ve ticaret hayatına başlar. Ticaret hayatını 2002 yılında noktalayarak Final Dergisi Dershaneleri Isparta Müdür Yardımcılığına atanarak yeniden eğitim hayatına başlar.

            Sivil toplum kuruluşlarında aktif görevler alır.

            Lise çağlarında ilimizde yayın yapan Turan Gazetesinde şiir ve yazılar yazarak yazarlığa ilk adımını atar. Pek çok dergi ve gazetelerde yazıları ve şiirleri neşredilir.

            2006 yılında emekliye ayrılan Kadir Yavuz hala Isparta’da ikamet etmekte elindeki mevcut basılı veya basıma hazır on beşi aşkın eserleri ile iç içe bir hayat sürmektedir.

            Biz bu değerli yazarımıza mutlu yaşantılar dileyerek “Şu Şehrin İnsanları” adlı eserindeki duygusal dünyasına dönelim.

                                                       ***               

            “Bir mum koca bir aydınlıktır” diyen aydınlığı seven insan Kadir Yavuz 215 sahifeden ibaret “Şu Şehrin İnsanları” başlıklı eserinin muhtelif bölümlerinde atasözleri ve değimlerimize çok yakın bir yol çizer. Ele aldığı her konu altı çizilecek, halk ağzı ile kulaklara küpe edilecek kadar önem arz eder. Bu nedenle biz bu kitabın temin edilmesi ve okunması gerektiğine inanlardanız. Çünkü bu eserde dünümüzle bu günümüzün yüzleşmesi karşı karşıyadır.

            İşte biz bu yüzleşmedeki farklılıkları günümüzdeki yaşantımıza adapte edebilirsek sanıyorum bilgi dağarcığımızı oldukça zenginleştirmiş oluruz.                                         

                                                       ***

            Kadir Yavuz kitabındaki “Yasaklar” başlıklı bölümde “Yasaklar bize ters gelir”… “yasak” denilince daha bir dikkatimizi o işin üzerine veririz. “Yasak” sözcüğü bizi dürter, tahrik eder         …kışkırtır. Diyerek hayatımızın her aşamasında karşımıza çıkan yasakların günümüze yansımasını gösterir.” Diyor.

            Devam ediyoruz!...

            NÖBET başlığını taşıyan bölümde; “Şimdi bu nöbette nereden çıktı diyeceksiniz? Ne nöbeti? Askerdeyken tuttuğumuz nöbet mi, öksürük nöbeti mi, sara nöbeti mi, doğum sancısı nöbetimi, ölümünü beklediğimiz birinin ruhunu teslim anında başında tuttuğumuz nöbet mi?...Sorusunu yöneltir.

            Sözün burasında gerek siz sevgili okurlarımın, gerekse değerli yazarımızın affına sığınarak hayatımda asla ve asla unutamadığım bir anımı buraya aktaracağım.

            Sene 1978 cennetmekân babam ağır hasta yine rahmetli olan ağabeyimle nöbetleşe babamı bekliyoruz. Babamın yanındayım elleri avucumda duvardaki saate bakıyorum 03…aradan biraz zaman geçiyor yine saate bakıyorum yine 03…Bir kez daha bakıyorum saate, saat çalışıyor anlıyorum ki saatler değil zamanlar durmuş. O zaman kalemi kâğıdı çıkarıp şöyle bir dörtlük yazıyorum.

                             Ne zalim bir gece bitmek bilmiyor

                             Demin saat üçtü, şimdi yine üç…

                             Bütün dertlerimi unuttum bugün

                             Bir sen kaldın seni de unutmak güç…

                     

            İşte buda benim cennetmekân babamın hastalığında onun başı ucunda tuttuğum nöbetten ve o geceden kalan bir hatıradır. Rabbim cümlemizin ölmüşlerine rahmet eylesin. 

 

                              DOST DEDİĞİN NEDİR? 

 

            “Dost dediğin nedir? Dost, elle tutulmaz, gözle görülmez, yenilmez, içilmez… Sıcaklık duyarsın ateşe benzemez

            Gönülden gelen bir sıcaklık… Göze hitap eder gibidir. Saklılık vardır, gizem gibi! Sıcaklıksa, kan bağı gibi!

            Dost arıyorum… Kimliğimi kaybetmişim gibi! Deli divane gibi arıyorum; “Şehir şehir, cadde cadde, sokak sokak… Memleket, bir dost sıcaklığıyla karşılıyor gibi beni! Aradığım o dost mu acaba yoksa o dostluk mu?..Aradığımı bulamayınca boşa düşüyorum, askıda kalıyorum.

            Gözlerim yoruluyor, dost aramaktan… Ayaklarım yoruluyor dolaşmaktan.”…Diyor dostluğa gönül vermiş, dost bir insan…

            Ne diyelim inşallah bulmuştur aradığı dostluğu… Gerçi günümüzde bulunacak şey değil ama yinede biz bulmasını temenni ediyoruz.

                                                   ***

            “Hatalarını hiç görmeyen, söylenildiğinde veya hatırlatıldığında huysuzlaşan kişi veya kişiler tehlikelidir” diyen yazarımız “Önümüzdeki engeli kaldırmadıkça”  başlıklı deneme yazısında:  “Biliriz ki, önümüzdeki engeli aşmadıkça ulaşamayız istediklerimize… Bu birinin önünde yol olur, birinin önünde iş olur, birinin önünde eş olur ve birinin önünde de aş olur.” Diyerek kişinin hatasını görmesinin önemli bir meziyet olduğuna dikkat çeker.

                                                   ***

            Elimde koca bir kitap… Her paragrafı, her konusu hayatın dönemecinden günümüze intikal etmiş, ibret alınması gereken konular. Hangisini yazacağımızı şaşırıyoruz.

Yerimiz bitiyor, zamanımız bitiyor ama o kitap bitmiyor.

En iyisi üstadımızın “Ben Okumam Yazarım” başlıklı yazısından birkaç paragrafla sizlere veda edeyim.

Sağlıcakla kalın, esen kalın…

Yazar nazik olmalı! Kibar olmalı! Centilmen olmalı! Sevgi dolu olmalı! Sevilmeli, sayılmalı! Bunları yaşayarak yapmalı ki etkili olsun. Kendisini okuyan taklit etsin. Örnek alsın kendisine… Yazarın yaşantısını

                                         ***

Ben bir köşe yazarı olarak bu satırların altını çiziyor, Isparta gülleri arasında etrafına koku saçan, ışık saçan, aydınlık yüzlü kadirşinas hemşerime sevgiler, saygılar gönderiyor, başarılarının devamını diliyorum.

                                     ***///*** 

Mehmet Şükrü Baş 20 Eylül 2012 Elazığ Nurhak Gazetesi

 

 

SARIKAMIŞ’TA O GECE…
-------
Dedem anlatıyordu… Ak saçlı Gazi Dedem,
Sarıkamış'ta gazi, Rusya'da esir dedem…
 
Derdi –’’Oğul, Sarıkamış neredir bilir misin?’
Ölüm kalım savaşı nicedir bilir misin?
 
Yıl, Bin Dokuz Yüz On Dört, yirmi iki Aralık,
Sırtımızda bir yazlık, ayağımızda çarık
 
Tahin yok… Taam yok… Ot bulsak ot yiyeceğiz.
Her dudakta bir tevhit… İnandık… Öleceğiz. 
 
Yüz yirmi bin Mehmet, yüz yirmi bin çıplak nefer,
Karşıda Rus askeri, arkada Ermeniler
 
Acımasız bir kış bu, dünya dondu donacak,
Ne bilsin Mehmet, bu yer ona, mezar olacak.
 
Kelime-i Şahadet dudaklarda son hece…
Akıl dondu, fikir dondu, bu nasıl bir gece?
 
O gece sabaha kadar kar, yağdı da yağdı.
Yüz yirmi bin Mehmet'ten otuz bini ancak sağdı.
 
Sabah ezanı... O gün, bir Harputlu okudu
Tabiat ilmik ilmik kardan kefen dokudu
 
Kalanlar hep bir ağızdan getirdiler tekbir…
Kar altında kaldı doksan bin kimsesiz kabir…
 
Bu namaz Meleklerin kıldığı bir namazdı,
Şehitlik mertebesi, onlarda birer hazdı
 
Kalanlar da sakattı, yarım adam oldular,
Onlar ki bölük bölük, Rus'a esir oldular.
 
Kangren olmuştu dizim, acımadan kestiler,
Götürdüler Rusya'ya, orda esir ettiler.
 
İşte o zaman dedim 'Keşke ben de ölseydim.'
Bunca yıl esareti, yaşayıp görmeseydim.
 

Ne olurdu o gün Mustafa Kemal olaydı,
Allahü Ekber da
ğlarından güneş gibi doğaydı


Bo
ş yere demediler oğul, ona Atatürk,
O büyük asker, o bir dahi, o en büyük Türk

 

***///***

 

Şiir : Mehmet Şükrü Baş-ELAZIĞ

 

* Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya 2 yorum yapıldı.
    YAZARLAR