24 Eylül 2017 Pazar

Onur ERCAN (Sesli & Yazılı Makale) / Ajans32

Suyun Feryadı

30 Ağustos 2014 Cumartesi 22:16
    Su, insan yaşamı için oksijenden sonra gelen en önemli ögedir. Vücuttaki zehirli atıkları toplar karaciğer ve böbreklere taşır. Gebelikte hem annenin hem bebeğin tuz dengesini sağlar.
Kanımızın % 92’si, Beynimizin % 75’i, Kaslarımızın % 75’i, ceninin % 99’u, yeni bebeğin % 90’ı, yaşlandığımızda vücüdün % 50’si sudur.  Vücut bu suyun % 50’sini kaybetse yaşamı tehlikeye girer. O yüzden su en önemli yaşam kaynağımızdır. Uzmanlara göre, içtiğimiz su temiz ve yumuşak olmalıdır.

    Temizlenmeyen su, hücre ve dokularımızı kirletirken, temiz su hücre ve dokularımızdaki toksinleri ve zararlıları çözer böbreğe taşıyarak temizlenmesini sağlar.

    Yeryüzünün % 70’i suyla kaplı bunu % 97,5’ini okyanuslar oluşturuyor. Tatlı içilebilir su ise sadece % 2,5. Bizim de şu an içmiş olduğumuz su da bu % 2,5’in içinde peki bu su bizim için ne kadar faydalı ne kadar zararlı.
Günlük hayatımızda suyu çok yerde kullanırız ama şu dört yer bizim için çok önemli: içme, çay, yemek, meyve ve sebzelerin yıkanması. Çamaşırımızı, bulaşığımızı, duşumuzu ve temizliği şebekeden gelen suyu kullanarak yapabiliriz ancak midemize girecek suyun mutlaka temizlenmiş olması gerekmektedir.

    Japon Bilim Adamı Masaru Emoto "Suyun gizli Mesajı" adlı Kitabında: “Bedenimizde dolaşan suyun daima yumuşak ve temiz olması gerekir. Bu gün artık tıp çevresi, suyun enerji taşıyıcı olduğu ve hatta hastalıkların iyileşmesinde bile kullanılabileceği konusunda geçmişte olmadığı kadar fikir birliği içindeler.” yazmaktadır.

    Son yıllarda sanayinin gelişmesi, endüstriyel kirliliklerin artması, araba egzozlarından doğaya her gün atılan tonlarca yarı yanmış akaryakıt, kurşun, kükürt, sülfür sülfat, kombilerden çıkan karbon monoksit, yine her gün doğaya atılan milyonlarca ton çöp atıklar biyolojik, kimyasal ve radyoaktif kirlilik oluşturmaktadır. Doğanın kirlenmesinde ek fazla zarar gören nesne ise su ve bu kirlilikle su adeta feryat ediyor. Bu feryada ne derece kulak verildiğine bakıldığında, somut bir çalışma olmadığı göze çarpmaktadır.

    Her geçen gün Doğanın makro-kozmik eko sistemine atılan zehirler ve kirlilik, gölleri, barajları; yer çekim kuvveti ile yer altı sularının ve kaynak sularının kirlenmesine sebep olmaktadır. Bu kirlilik % 80 oranla içmiş olduğumuz suyla insanın mikro-kozmik biyo yapısına sızmaktadır. Daha sonrada, uzmanların tespitine göre kanser, kalp damar, mide bağırsak, böbrek, kısırlık, nörolojik rahatsızlıklar olmak üzere, birçok hastalığın oluşumu sağlamaktadır.

    Tüketici, şebeke, kaynak ve kuyu sularının temizlenmeye muhtaç olduğunu fark ettiği için çareyi damacana sularında buldu. Son yıllarda talebi karşılamakta zorlanan firmalar yanında korsan firmalar türeyerek gayri sıhhi şartlarda dolumlar yaparak tüketicinin sağlığını risk etmektedir. 2011 yılında sağlık bakanlığının yaptığı araştırmada, damacana firmalarının %85’iniin içinde bakteri tespit edildi.

    Tv’de sağlık proğramlarında, damacaların hammddesi olan bisfenol maddesinin kanser, kalp damar, böbrek, diyabetik vs hastalık riski içerdiği haberlerinin hızla yayılması sonrasında tüketicinin kafası iyice karıştı.

    Bilinçli tüketici, çıkışı yolunu evlerinde mutfak tezgâhının altına şebekeden gelen suyun içindeki kimyasal, biyolojik ve radyoaktif maddeleri mükemmel derecede temizleyen, günün her saatinde temiz su üretebilen uluslararası kalite uygunluk belgesi olan arıtma sistemlerini montaj yaptırarak buldu.

   Ben de yıllardan beri bu sistemi kullandığım için içim rahat bir şekilde yemekte, içme, çay ve meyve- sebze yıkamada kullanıyorum. Hem çok ekonomik hem de sağlıklı.

   Damacanalarda insan sağlığını ciddi oranda tehdit eden kimyasallarla alakalı Prof.Dr. Ekrem Demirkol ve Prof. Dr. Ahmet Rasim Küçükusta hocaların tv proğramlarında ve makalelerinde aynen şöyle bahsetmektedirler.
“Türkiye ‘de Sağlık bakanlığında bir araştırma komisyonu kuruldu. Suların içindeki (bpa) maddesinin zararlı olup olmadığı ile ilgili araştırma yapıldı. Komisyon zararsızdır dedi. Sayın, Sağlık Bakanı da çıktı “günde 300 litre içerseniz zararlı olur” dedi.
   Oysaki: 2010 yılında ABD Başkanı Obama’ya 40 kusur bilim adamının kanser nasıl azaltılabilir raporunda zikredilen bir çalışmaya göre limit olarak verilen miktarın yani, Türk bilim adamlarının 300 litre içilirse zararlı olur dedikleri tespiti ABD’li bilim adamları 200 katı daha az miktarda yani günde 1,5 litre (bpa) anne karnındaki kız çocuğuna ulaştığında meme ve rahim kanseri riski 4 kat daha artıyor. Bu da günlük 1,5 litreye tekabül ediyor. Anne sütünün içinde olduğu için çocuğa çok kolay geçebiliyor…
     Plastik şişeler bisfenol sebebiyle hormonları bozarak obeziteye de sebebiyet vermektedir. Sadece kansere etkisi yoktur hormonel bozucudur bunlar. Sadece bunlar mı? Pestisitler,(böcek ilaçları) hebasitler de (ot ilaçları) hormonel bozucudur. Bunlar kanserin yanı sıra kısırlık da yapıyor. Neden bu gün bu kadar tüp bebek merkezi olma ihtiyacı hissediliyor. Türk erkeğine yıldırım mı düştü ne oldu. İşte içtiğimiz suyun ambalajını ve kalitesini irdelememiz lazım dedi.
    "Sağlık bakanlığı bazı damacana firmalarının su satışını durdurdu. Sonrasında izin verdi. Bu arada geçen zaman içinde ne değişmiş olabilir diye sorulduğunda. Prof. Dr. Ekrem Demirkol şu cevabı verdi: Hiçbir şey değişmedi. Suyla alakalı yönetmelikte şöyle bir hata var: şebeke suyu musluktan aktığı yerden numune alınarak tetkik edilir. Hâlbuki damacanalarda dolum yaptığı yerden numune alınarak tetkik edilir.
    Bakanlığın yapmış olduğu inceleme damacana suyundanalınarak yapıldı bir sürü kirlilik çıktı. Şirketler itiraz ettiler, yönetmelik böyle inceleme yapmana izin vermiyor, gel bak sen benim kaynağımı incele yönetmelik ona izin veriyor diyor. Bakanlık kaynaktan inceleyince kaynak temiz diyor. Burada üretici suçlu ama esas suçlu yasa yapıcıda. Aslında esas tüketiciyi ilgilendiren evime kadar geldiğinde içindeki tehlikeler tüketiciyi ilgilendiriyor”dediler.
    Bu bakımdan ülkemizde öncelikle kimya kanunları tekrar gözden geçirilmesi gerekiyor.
    Fakat her şeyden öte, sağlık bizim sağlığımız bunu da bizim korumamız gerekiyorsa öncelikle aile içinde kendi kimya kanunlarımızı kendimizin oluşturması gerekmektedir. Gelecekte bizi temsil edecek olan evlatlarımızın ve eşimizin sağlığı söz konusu ise şapkamızı önümüze koyum düşünmemiz lazım.
* Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya 1 yorum yapıldı.
    YAZARLAR