22 Eylül 2017 Cuma

Onur ERCAN (Sesli & Yazılı Makale) / Ajans32

Taze Balıklar

22 Haziran 2015 Pazartesi 16:16

Japon Hikâyesi...

 

Uluslararası pazarlarda birer rekabet şampiyonu olan Japonların balıkları taze ve canlı tutmak için neler yaptıklarına dair anlamlı bir hikâye vardır.

 

Japonların balığa olan düşkünlüğü ile ilgili ilginç bir hikâyeleri vardır. Balık yemeyi çok seven bu insanlar kendi ülkelerinin etrafındaki sularda onlara yetecek kadar balık kalmayınca daha büyük gemiler yapıp balık avlamak için daha uzaklara giderler.

 

Fakat balıkçılar ne kadar uzağa giderlerse, balıklar da o kadar bayatlamış olarak gelir sofralara... Japonlar bundan hoşlanmazlar.

 

Çare arayan balıkçılık firmaları gemilerine derin dondurucular yerleştirir ve yakalanan balıkları hemen orada taze taze dondurup o şekilde pazara sunarlar. Derin dondurucular balıkların daha uzun süre saklanmasını da mümkün kılarak balıkçı gemilerinin daha uzun süre seferde kalmalarına imkân verdiğinden balıkçılık firmaları bu yöntemi çok benimserler. Oysa Japon balık severler kısa bir süre sonra donmuş balık ile taze balık arasındaki lezzet farkını ileri sürerek donmuş balık satın almamaya başlarlar.

 

Bu kez balıkçılık firmaları gemilere büyük havuzlar yaptırır ve yakaladıkları balıkları bu havuzlarda tutarak canlı canlı limana getirirler. Havuzlara konulan balıklar suda bir iki gezindikten sonra sıkkın, yorgun ve bezgin bir halde hareketsiz durmaya başlasalar da, en azından canlı olarak taşınırlar.

 

Fakat Japon balık severler, çok geçmeden havuzlarda muhafaza edilen balığın tadı ile denizden henüz yakalanmış balığın tadı arasında da fark olduğunu ileri sürerek bu şekilde havuzlarda hareketsiz bekleyerek lezzetini yitiren balıkları satın almak istemezler.

 

Sonunda balıkçılık firmaları Japon balık severlerin taze balık tadında balıktan başkasına razı olmayacaklarını anlayarak balıkları hareketsizliğe iten şeyin ne olduğunu bulmaya yönelirler.

 

Çözümün anahtarı çok yakında bir yerlerden, insanların duygusal yaşamlarından gelir: Çözümün anahtarı "Bir şeylerin peşinde koşma eyleminin sona erdiği noktadaki insan davranışı"dır.

 

Hedeflenen mevkiye yükselerek bir yönetici olmak, başarılı bir iş kurmak, güzel bir eş bulmak, borçlardan kurtulmak vb kişisel hedeflerine ulaşan insanlar o hedef peşinde koşma tutkularını kaybederler, artık o kadar çok çaba harcamalarına gerek kalmadığını görerek gevşerler, rehavete düşerler. Benzer durum şirketler için de geçerlidir: şirketin rekabet avantajını kullanarak pazarda büyük bir pay elde etmesi, hedeflenen kar miktarına ulaşmada zorluk yaşanmaması vb. durumlarda da benzer rehavet yaşanabilir.

 

Borsadan veya piyango türü oyunlardan büyük paralar kazanıp zengin olanların artık tasarruf etmeye ihtiyaçları kalmadığı düşüncesiyle paralarını düşüncesizce harcamaları;

şirketlerin tecrübeleri olmadıkları veya yeteri kadar araştırma yapmadıkları farklı alanlarda düşüncesizce yatırımlar yapmaları gibi durumları da aynı türde bir "duygusal iştah kaybı" ile açıklamak mümkündür.

 

1950'lerde L. Ron Hubbard adlı araştırmacının bulguları arasında yer alan şu kural, Japon balıkçılarının sorununun da anahtarı olur: "İnsanlar ancak ve ancak, meydan okuyucu mahiyetteki bir rekabet ortamında tüm güçlerini kullanarak çaba gösterirler! "

 

Ne kadar zeki, ne kadar azimli ve ne kadar rekabete açıksanız iyi bir problemden o kadar zevk duyarsınız.

Eğer sizin kapasitenize uygun boyutlarda sorunlarla karşı karşıyaysanız ve siz her defasında onların üstesinden gelmeyi başarıyorsanız mutlusunuz demektir.

 

Size meydan okuyan bu sorunları düşünerek enerjinizi toplayabiliyor ve yeni çözüm yolları denemekten heyecan duyuyorsunuz demektir.

 

Bu rekabet ortamı size başarma zevkini, oyun heyecanını ve canlılık hissini tattırarak yaşamaktan tat almanızı sağlar.

 

Bu bulgulardan hareketle Japon balıkçılık firmaları avladıkları balıkları havuzlarda yaşatarak kıyıya getirmeye devam ederler; bir farkla ki havuzdaki balıkların taze balık lezzetini yitirmemeleri için her havuza küçük birer de köpekbalığı salarlar. Elbette havuzlardaki köpekbalıkları gemi kıyıya varana kadar epey balık yerler; fakat sağ kalan balıkların hepsi de kıpır kıpır canlı ve son derece de lezzetlidir. Çünkü hayati bir rekabet ya da ölümcül bir meydan okuma karşısında yapabileceklerinin en iyisini yapmak noktasına kadar motive olmuşlardır.

 

Özel sektör veya kamudaki kurumları göz önüne aldığımızda, çok uzun yıllar aynı koltukta yöneticilik yapanların çoğunlukta olduğu bir ortama mesela bir üst seviyeli bir yönetici girdiğinde ne olur?

 

1.Bütün balıklar birlik olup köpekbalığını yerler.

 

2.Köpekbalığı, balıkların bir kısmını veya tümünü yer.

 

3.Kimse kimseye dokunmaz.

 

Benim kişisel görüşüm, öncelikle (1) yapılmaya çalışılacaktır çünkü uzun yıllar aynı koltukta oturan bir yöneticiler mevcut statik ortamın hareketlenmesine rıza göstermeyecektir, eğer bu olmazsa (2) devreye girecektir. Her ne olursa olsun sonuçta kişiler iyi/kötü veya etik/etik olmayan bir şeylerin çabası içinde olacaklardır. Çabalardan verim alınması ise ancak köpekbalığın tuttuğunu değil, sadece seçtiği durağan balıkları yemesiyle olacaktır...

* Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya ilk yorum yapan siz olun.
YAZARLAR