19 Eylül 2017 Salı

Ziya ÖZTÜRK / Ajans32

Teras Park ve Öğretmenler Günü

29 Kasım 2010 Pazartesi 15:43

TERAS PARK ve ÖĞRETMENLER GÜNÜ

 

24 Kasım Öğretmenler günü kutlu olsun! Öğretmenlik enteresan bir meslek. Kutsal ve gurur verici de.

 

Bir gün ders aldığınız zamanların aksine, öğrencileriniz oluyor ve ders vermeye başlıyorsunuz. Öğrencilik yıllarında yaşadığınız onlarca bilgi ve tecrübeyi bu sefer öğretmen olarak başka türlü yaşamaya başlıyorsunuz. Çizginin öğrenciler tarafında iken 4-5 yıllık bir eğitim ile öbür tarafına geçiyorsunuz. Öğretmensiniz artık.

 

Binbir zahmetle fakülte sonrası memuriyet sınavına girdiniz ve zor da olsa atamanız gerçekleşti ve öğretmen oldunuz. Ama işler biraz karışık. Sizi atandığınız ilin en gelişmemiş ilçesine veriyorlar. Hemen anne-babanıza durumu bildirip devreye girmelerini ve siyasilerden küçük de olsa bir yardım istemelerini düşünüyorsunuz. Anne-babanız hazır kıta bekliyorlar. Yıllarca falanca siyasi partiye oy verdiler olur-olmaz yerlerde siyaseten o partiyi savundular. Vekilin birine bilgileriniz gidiyor ve haklı olarak merkezden bir okula tayininizin yapılmasını bekliyorsunuz.

 

İşler yine yolunda değil. Sizi o garip ve gariban ilçeye gönderiyorlar. Kendiniz ile birlikte atanan yeni bir öğretmen arkadaşla bir ev kiralıyorsunuz ve başlıyorsunuz çok sevdiğiniz ve gurur da duyduğunuz mesleğinizi icra etmeye.

Mesleğiniz insanın doğuştan beraber getirdiği haklardan biri olan eğitim hakkına hizmet ediyor. O hakkın öğrenci, okul ve öğretmen olan saç ayaklarından biri. Okulunuz da çok küçük ce şirince. Fazla kalabalık değil. Ama çoğu sizin gibi genç öğretmenlerden kurulu. Okul müdürünüz dahi sizden beş-on yaş büyük çok iyi birisi.

 

İlk toplantıda aldığınız kararlara binaen “bu garip ilçenin yoksul ama gözleri çakmak çakmak öğrencilerini iyi yetiştirmeniz, zira öğrencilerin ileride girecekleri sınavlarda ildeki çeşitli imkanlarla yetişen daha başarılı öğrencilerle yarışacağı” durumunu hiç aklınızdan çıkarmadan canla başla çalışmanız isteniyor. İşiniz çok zor. Okulun ve ilçenin imkanları sıkıntılı. Öğrencilerde ideal eksikliği var. Daha onlarca olumsuz durum.

 

Bir, iki, üç yıl derken bayağı güzel öğretmenlik yaptınız ve öğrencilerini yetiştirmeye ve eğitim-öğretimi sevdirmeye başladınız da onlara. Okul müdürünüz sizden memnun. Gayet uyumlu ve başarılısınız da. Öğrenci velileri sizdeki bu gayreti gördükçe yıllardır bu memlekete sizin gibi gayretli öğretmenlerin gelmeyişine hayıflanıp duruyorlar. Okul sonrasında, çarşıda pazarda sizi görüp selamlarken, durdurup hal-hatırınızı mahcup bir eda ile sorarken ettikleri dua ve teşekkürler ile evinize çok daha mutlu dönüyorsunuz. Maaşınız çok iyi değil ama ülke standartlarına göre az da değil. Kendi yağınızla kavrulmanıza yetiyor, artıyor da. Ama ideal bir maaş olmadığı, dünyadaki diğer ülkelerdeki öğretmen maaşlarına kıyaslandığında da çok komik bir rakam olduğu ayan beyan ortada. Bütün bunlar yolunuzdan çeviremeyecek sizi. Öğrencilerinizin giyim kuşamından, bilgiye olan ilgileri ve açlıkları geliyor aklınıza ve yeniden başlıyorsunuz mesleğinizi icra etmeye canla başla.

 

Yıllar geçtikçe askerlik vazifeniz geliyor aklınıza. Anne babanız da bir an önce evlendirmek istiyorlar sizi. Öğrencileriniz sizin onları bırakmamasını, okul müdürünüzü de sizin gibi değerli bir öğretmeni askerlik gibi bir görev uğruna dahi yitirmemek istiyor. Keşke asker öğretmen olarak burada çalışsanız ne harika olurdu okul müdürünüz için.

 

Anne-babanızın şehirde bir okulda görev yapan bir hocanım buldukları haberi geliyor. Gidip görüyor ve konuşuyorsunuz hocanımla. O da bir öğretmen. Hoş bir bayan. Hafiften sevdiniz de halini tavrını. Bir ay sonra nişanlanıyorsunuz. Bu arada askerlik gelip çatıyor. Nişanlı olarak askere gidiyorsunuz. Kısa dönem, uzun dönem derken asteğmen oluyorsunuz. Elinizin altında askerler, tıpkı öğrencileriniz gibi. Hayırlısı ile bitiriyor ve geliyorsunuz memlekete. On gün kadar dinlendikten sonra evleniyorsunuz hocanımla. Öğretmenliğe devam. Ama artık eşiniz de yanınızda. Onu da ilçeye getirdiniz mecburen. İldeki kadrolar dolu. Siz gelemiyorsunuz il merkezine. Artık emeklilikleri gelmiş, heyecanları kalmamış, kendini bir şeyler alıp-satmaya vermiş yüzlerce yaşlı öğretmen emekli olmadan hala çalışıyorlar. Kızıyorsunuz. Öğrencilerine acıyorsunuz o öğretmenlerin. Okullarında başarılı öğrenciler yetiştiremeyince, sınavlar için dershanelere giden öğrencilerine ellerindeki malzemenin bu olduğu, başka bir çözüm yolu olamayacağı gibi garip bir savunma sergileyen meslekdaşlarınıza kızıp, güceniyorsunuz.

Çoluk-çocuk derken yıllar geçiyor.. Zaman sizi değirmen gibi öğütürken siz elleri öpülesi öğretmen damgasını elde etmek için canla başla çalışıyorsunuz. Aklınıza bazen bu da bir iş, herkesin bir işi, görevi var. Ben de bu işi yapıyorum diyorsunuz. Ama siz bilgi öğretiyorsunuz, bilmenin kutsallığını öğretiyorsunuz. Kutsal dinimizin ilk emrinin dahi “oku” olduğunu biliyor ve bildiriyorsunuz öğrencilerinize. Adem peygamber de bilgisiz idi. Ona eşyanın künhünü (sırlarını, isimlerini) Allah öğretti. İlk Öğreten Allah olmasaydı kutsal olur muydu öğretmenlik.

 

Haydi öğretmenim, ellerinden öpüyorum. Biliyorum aklına eski öğrencilerin gelince, gülümsüyor ve gurur duyuyorsun. Ama dünyada bunca suçu işeyenler de bir öğretmenin öğrencileri idi. Dünyada eski ve yeni tüm savaşları yöneten, silah yapan ve silah atanların da bir zamanlar öğretmenleri vardı. Ama dünya bugün bu halde. Lütfen öğretmenim, lütfen. Bu ülkenin, bu dünyanın sizin biraz daha gayretlerinize, doğruları anlatmanıza, iyiliğe çağırmanıza ihtiyacı var. Daha zor, daha kötü günler geleceğine, sizin öpülesi elleriniz ve tatlı tatlı dillerinizle daha iyi günlere ihtiyacımız var. Bir tohumdan fidan olmuş ağacın, yeni doğmuş bir bebeğin, işrak vakti doğan güneşin sana ihtiyacı var.

 

NOT: 24 Kasım Öğretmenler Günü akşamı TERASPARK’ta idim öğretmen arkadaşlarımla. Tıklım tıklım dolu idi öğretmen grupları ile Teraspark. Hiçbir organizasyon yoktu. Ama öğretmenler böyle anlamlı bir günü kendi aralarında kutlamak ve paylaşmak istemişlerdi. Ne güzel. Protokol yoktu. Milli Eğitim müdürü ve Vali bey de yoktu. Belki başka programları vardı. Ama beni sevindiren öğretmenlerimizin kendi kendilerine bir araya gelerek, enfes müzik eşliğinde birkaç saat eğlenmeyi dinlenmeyi tercih etmeleri idi. Ellerinizden öpüyorumöğretmenlerim. Sağolun. Ama hep var olun…!

 

Ziya ÖZTÜRK

29 Kasım 2010

ISPARTA

* Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya ilk yorum yapan siz olun.
YAZARLAR