15 Ağustos 2018 Çarşamba

Kadir YAVUZ / Ajans32

Toplucu Düşünmek Gerekirse...

03 Ağustos 2018 Cuma 17:26

 

Düşüncelerimiz hayatımıza neler kattı, neler katmadı yönünde bir araştırma içerisindeyim. Düşünüyorum.Düşüncelerimi söylüyorum. Kesin bir karar almış ve onu herkesin de uygulamasına sunmuş gibi bir emir veya direktif içerisinde değilim. Öyle bir şey yapmam, yapamam da! O zaman, ‘toplamak gerekirse’ yerine, buna ‘toparlamak’ desek mantıken akla daha yatkın; düşünmek, sosyal olmamın gereği, bu beni ziyadesiyle memnun etmekte! Bu durumumdan dolayı şikâyetçi değilim. Hani İsmet Özel ne demiş: 

“Müşteki kıldılar yaşımdan, 

Yaşamak geçti başımdan.”

Şikâyetçi olmuyorum ama hayatından memnun olmayan, bir şeylerin tersliğinden, yanlışlığından şikâyetçi olanlara ne demeli? Bu sebepledir ki, nice yaşanmışlar yaşadım, demez miyiz? Yaş deyince de, geçen bir konuşma arasında söylenen söz hatırıma geldi. ‘Bizden geçti!’ demişti ki biri, diğeri de ‘Ne alakası var?Yaşın henüz 40 civarı değil mi? Hayat 40’ta başlar.’ dedi. 

Bizim yörede söylenilen bir söz vardır ‘40’ından sonra azanı teneşir paklar.’ Şimdi hangisinden şikâyetçi olalım. İlk sözün sahibinden mi, sonra söylenenden mi?

Topluca düşünmek, çok ortaklı sektörlerin kullandığı bir yöntemdir. Seçilmiş 3-5 veya 7 kişiden oluşan bir heyetin aldığı kararların sonucunda oy birliğiyle kabul edilmesi, sonra o alınan kararın uygulanması doğrultusunda harekete geçilmesi olayı topluca düşünmeye girer. Buna ortak akıl denir. Karar topluca alınır, sadece emri veren yine o 7 kişinin seçtiği yöneticiye yani başkana düşer. Başkan birlikte alınan kararı uygulayacağı gibi kendi istediği kararları da uygulama yetkisine sahiptir. Ancak seçilmiş olması, ona toplumu hiçe sayma yetkisini vermez. 

Bir yerde üst üste alınan yanlış kararlar varsa ve gidişat kötüyse seçilmiş heyetin lideri değiştirme yetkisi var. O da, yine oy birliğiyle sağlanır. 

Demokratik sistemin gereği oy birliği şarttır ve gayet normaldir. Bir yerin ticari işleyişi böyle de, siyasi işleyişi farklı mı? Aynı şeyler sosyal hayatımızın her alanında geçerlidir. 

Ahlaki ve kültürel boyutuyla mevzuu ele alacak olursak, toplum için kafa yoranların düşüncesi de aynı saygı çerçevesinde gerçekleşir. Netice itibariyle, toplu düşünürken, toplum için düşündüğünden dolayı; düşüncelerin geniş topluluklar tarafından tasvip görecektir. Bu tasvip düşüneni duygulandırır ve ziyadesiyle sevindirir. Birkaç kişinin alanından öteye geçmeyen düşünceler ölüme mahkûmdur. Ben hayatım boyunca öldürme değil, yaşatma azmi ve gayreti içinde olmuşumdur. Bu benim yaşam düsturumdur. Ancak yaşamak senin tekelinde değil! Belli şeylerle sınırlanmış bir hayat sana sunulmuş. Mesela yaş sınırı… Mesela bazı ferdi hakları sınırlı kullanma sınırı… Mesela özgürlük sınırı… Mesela senin himayende yaşayanların haklarını veya toplumun haklarını zorunlu koruma sınırı… Çok açmayalım isterseniz. İnsanların haklarını sınırlamak değil maksadım yaşam alanlarımızın sınırlılığını vurgulamak düşüncesindeyim.

İnsanı hayata bağlayan nedenlerin yanında, bir de hayata tutunmayı gerektiren nedenler var. Hepsinin de ötesinde insanın yaptıklarından endişesi olmayacak vicdanı var. Bu vicdana danıştığında rahatsa yaptıklarından endişe söz konusu değil! Kentlerde huzur operasyonları yapılır. Neden yapılır? Neden bu huzur operasyonlarına gerek duyulur ve neden sık sık yapılır? 

Toplumumuzu teşkil eden bireylerin haklarına tecavüz edilmesin, verilen haklar doğrultusunda huzur içinde yaşasın. Huzursuzluk çıkarmaya sebep ne? Yetmezlik duygusu! İnsanımız kendisine verilenlere pek itibar etmiyor yani verilenleri yeterli görmüyor. Bunun nedeni şu olsa gerek: İnsanın fıtratı gereği, atasına, babasına, dedesine, ilk insana, ilk peygamber Hz. Âdem’e çekmiş olacak ki, verilenden fazlasına yani yasağa uzanıyor. Hz. Âdem(a.s) cennette ebedi hayat içinde daim yaşayacakken, Allah’ın(c.c) yasakladığı meyveye niye tevessül etti? Bu dünyada sayıyla sınırlı ancak cennette sayısı sınırsız onca ağacın meyvesini ye, sadece şunu yeme, denilmesine rağmen, neden aldandı? Verileni yeterli görmeme gerçeği değil mi? Bu gerçek, bazen acı neticeler doğuruyor. Bu gerçek, insanın normal yaşamını zora sokuyor. Sonrası sıkıntılar, sıkıntılar, sıkıntılar.

Maddi sıkıntılar, ardından manevi sıkıntılar getiriyor. Ruhi bunalımlar, deprasyonlar, şiddet eylemleri, cinayet, kavgalar, tecavüzler ve intiharları getiriyor. Verilene razı olsa, şikâyetçi olmasa bunların hiçbiri olmaz.

İnsan her zaman sağlıklı düşünemiyor ve mantıklı hareket edemiyor. Bir iyi, bir kötü; düzenli, düzensiz yaşıyor. Bu yaşamına müspet veya menfi tesir ediyor. Dünyadaki mevcudiyeti teklik üzerine kurulu değil! Kendi başına yaşamıyor. Çevresi var. Mesul olduğu yani sorumlu olduğu, işi, ailesi var. İyi şeylerde takdir gördüğü gibi taşkınlık hâlinde tepkiyle karşılaşabiliyor. Ne olgun, ne muhterem, ne babayiğit bir şahsiyet denildiği gibi; ne münasebetsiz, ne boşboğaz, ne dengesiz birisi de denilebiliyor. Hatta çok aşırı gittiğinde ‘Ne utanmaz adam! Yaşından başından utanmıyor musun?’ deyip, yüzüne bile tüküren olabiliyor.

Netice itibariyle, toplumsal olayların azalmasını arzu ediyorsak; niyetimiz şüphesiz bu düşünceden yanadır; toplamak yerine toparlamayı veya toparlanmayı tercihten yana olmalıyız. Onurumuzu zedelemeyecek, sağlam adımlar atmalıyız. 

 

* Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya ilk yorum yapan siz olun.
YAZARLAR