25 Eylül 2017 Pazartesi

Kadir YAVUZ / Ajans32

Toplum üzerine… -V-

05 Kasım 2014 Çarşamba 11:23

Gençlik yıllarımda, bir düşünce akımına kapıldım. Fikir üretme istasyonuydu adeta katıldığım sosyal faaliyet ve devamı kültür birliği… Ardından teşkilat hareketi!

O yıllarda da, en sevdiğim şeydi, düşünmek! Düşündüklerimi arada bir yazardım. Eskiye dayanan yazma sevdam, gençlik yıllarımda da devam etti. Düşündüğümüz şeylerin arasında; silah yoktu, şiddet yoktu, kan yoktu. Kanın sokaklara sıçradığı o dönemde, bizim elimizi de kana bulaştırmak istediler. Zorlandık. Şiddet gören, işkence gören, şehit edilen çok arkadaşımız oldu. Dayandık, bulaşmadık. Çocukluğumdan beri, o sevmediğim dövüş kavgayı hiç benimsemedim. Ama şiddet yanlısı güçler hep ardımızda oldu. Şiddete bulaştırmaya çalıştılar fakat muvaffak olamadılar. Şükür o dönemi burnum kanamadan atlattım. Kendimi kültürel faaliyetlerin içinde bulduğumda, liseyi yeni bitirmiştim. Okuyorum, okuduklarımı anlıyorum, anladıklarımı anlatıyorum. Dernek faaliyetlerim oldu. Seminerler verdim.

Haftalık, aylık, üç aylık dergilerimiz oldu… Günlük gazetemiz oldu. Yıllık dergi çıkardığımız oldu. Faal yani aktif rol alanlardandım. Esnaf içi faaliyetler, dernek faaliyetleri, seminerler, salon faaliyetleri konferans ve tiyatrolar… Büyüdük.

Boyumdan büyük işlere de katılmamayı bilirdim. Yapabileceğimi üstlendim. Konferanslar da, konuşmacıları alkışlayan oldum hep! Saflığımdan mıydı, efendiliğimden miydi, edebimden miydi? Siz, ne sayarsanız sayın. Liderimi, fikir adamı olduğundan sevdim. Zerre-i miktar bizleri şiddete yöneltmedi. İyi mi ettim, kötü mü ettim; koca bir 10 yılımı verdim. Benim rolüm oymuş demek ki! Alkış! Cemil Meriç, Jurnal’de deyişime yakın şöyle bir şey demiş: “Kader hep oynayamayacağı roller yükler insana ve ıslıklar. Alkış sahtekârların…’ O yıllarda, her faaliyetimi sivil polisler takip etti. Hiç endişelenmedim. Vatanı, milleti seven bir gençtim. Ne isteniyordu benden veya bizlerden? Onlar da, bilmiyordu. Nedenini hiç mi, hiç öğrenemedim. Doğrusu öğrenmekte istemedim.

12 Eylül 1980’i yaşadık. Siyasete girmeyi beceremedik veya şöyle diyeyim, engellendik. Sonrası bir afat! O siyaset illetine girmeseymişiz, derim hep! Öyle kalsaymışız… Fikir hareketi olarak, düşünce akımı olarak! Ne zaman ki, birliktelik fikrini, partiler üstü çalışmayı bıraktık, siyasete bulaştık… Bittik. Herkes çil yavrusu gibi dağıldı. Birileri, kendilerine yeni yerler buldu. Birileri, o günden kokusunu aldığı ticarete işi döktü. Ben yine de o bağım olanlara destek oldum epeyce zaman… Alkışlayandım ya! Ben dürüstlüğümden diyeyim, siz saflığından, deyin. Ortaya koyulduğumuzu, davanın bittiğini çok zaman sonra öğrendim. Önce parçalara bölündük, küçüldük, yutulduk. Ama en azından, bir şey kazanmıştım. Düşünmeyi ve yazmayı öğrenmiştim. O günlerin kazancıdır, kalemle tanışıklığım. Ben yaşıyorum. Sağım, sağlamım, sapasağlamım.

O günlerde 7.65’lik bir kurşunla kaybettiklerimiz çok oldu. Gözümüzün önünde silah sesi, ateş; yere serilen bir genç, yaşlı, sade bir vatandaş veya tanınmış bir sima… Artık o bir ölü! Topluma faydalı olacağı zaman toprağa gidenler… Ve hem de suçsuz günahsız.

Bu cehalet nereden geliyordu… Okumamaktan. Eline silah tutuşturulan genç cahildi. Aynı silahtan çıkan kurşun, bir şehrin bütününü tamamlayan, iki ayrı parçası olan kardeşlerini vuruyordu. Aynı silah!

İki kardeşi birbirine düşürmekti, hainlerin niyetleri. Başaramadılar.

Övünerek söyleyebilirim. O dönem, ona fırsat vermedik. Belli güçleri sevindirmedik. Bugüne geldiyse ülkemiz, o gün engellenenlerin bir kısmının azmiyledir. Yılmadılar, mevcut siyasi partilere katıldılar. Başarılı da oldular. Herkes bir yere girdi, kimisi cemaate, kimisi siyasete, kimisi ticarete… Ben, o günlerde tam verim alamadığım bir ticaretin yarı meşguliyeti içindeydim. Onu devam ettirdim.

Bağımsız çalışmayı, bağımsız yaşamayı seven bir yapım vardır. Çok fazla derinlemesine düşünmem, düşündüğüm zamanlarda ‘iyi etmişim’ derim, kendimi avuturum. Avunmasan ne olacak?

Sonrası… Bekle, gör!

* Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya ilk yorum yapan siz olun.
YAZARLAR