19 Eylül 2017 Salı

Kadir YAVUZ / Ajans32

Uykusuzluk...

17 Ocak 2011 Pazartesi 11:59

UYKUSUZLUK…

Geçen bir gazetede: “Uykusuzluk, insan üzerinde aşırı yorgunluk oluşturur” diye bir habere rastlamıştım.

 

Aşırı düzensiz uyumalar veya hiç uyuyamama karşısında, vücutta gerginliğin olduğu gözlenir. Ama ne kadar rahat uyusanız, uykunuzu aldığınız güzel bir gece geçirmiş olduğunuzda çok dinç olduğunuzu görürsünüz. Bazen, insan kendi eliyle yapar; göz göre göre, uykusunu kaçıracak şeyler yapar. Ya aşırı yemek yer veya her günkü uyuduğu saatten fazla bir zaman sonra uyur. Düzen bozulur… O gece uyuyamazsın. Döner durursun.

 

Hızlı başladığımız bir günün sonunda da, bazen uyku düzenimizin bozulduğu olur. Ya o günün aşırı yorgunluğundan, derin bir uykuya dalarsın; ya da, o günün stresinden uykun kaçar, uyuyamazsın. Takılırsın, o günkü işe! Aklından çıkmaz.

 

Günü veya geceleri çekilmez hâle getirmemek için, günün problemlerine kafa yormamaya özen göstermeliyiz. Ayrıca kendimize gün içinde azıcık olsa bile bir zaman ayırmalıyız. Kendimiz olmadan o işin yapılmasının bir anlamı olmayacağını öncelikle düşünmeliyiz. Kendimiz içinse bu kadar çaba, aşırı yormamızın ve aşırı üzülmemizin bir anlamının olmayacağını bilmeliyiz.

 

Soruyor musunuz, kendi kendinize? Gün içindeki onca telaş niye? Neden bu kadar yoruyorum kendimi? Günden kazancım ne olacak? Bu kadar stres niye? Bilim adamları bir araştırma yapmışlar. Çağımızın düşmanı stres kadınları mı, erkekleri mi daha fazla etkiliyor? Araştırma neticesinde, kadınların erkeklerden 2 kat daha fazla streslendiğini tespit etmişler.

 

Maalesef bu stres sonunda da, doğruca psikologlara koşuyoruz. Batının psikolog hastalığı bize de geçti sonunda! Reçeteler ilaç dolu ama çaresiz kalıyor, çağın hastalığı karşısında! Neden, derseniz? O hastalığın tedavisinde, ilaca gerek yok. Stresin en büyük ilacı moraldir. Moralini bozacak her şeyi yaparsın, sonra psikologa gidersin. Yapmayın ne olur?

 

 Bakın, şu dörtlüğüme:

 

“Öksüz, yetim kalır... Bülbülsüz sevdalar
Hacet ne ola ki, çalı arasında açan güle...
Her şeyden öte sensiz anlamsızdır, yaşanmışlar
Bizi bize bırakmayanlar... Düşmedikçe zevale…”

 

Bülbülü gülsüz, gülü bülbülsüz düşünemediğimiz hayatımıza aşkı elzem görmüşüz. Yaşamasını bilmediğin bir hayatın içinde; kendine zulüm ettiğin sürece, aşkına yer bulamazsın. Bizi bize bırakmayanlar, kendi hüsnü kuruntularımızdır aslında! Kimsenin suçu yoktur. Bu nedenle, önümüze çıkan her engele lanet okumamızın anlamı yoktur.

 

Bir fıkra:

 

Hâkim sanığa sorar “Anlat bakalım oğlum, maktulü niçin boğarak öldürdün?” Sanık sakince anlatmaya başlar. “Bakın Sayın Hâkim Bey, maktul işyerimin oldukça kalabalık olduğu cumartesi günü alışveriş yaptıktan sonra kasa önündeki insanları ite kaka öne geçerek kasaya geldi. Kibarca ikaz ettim ama beni duymadı bile. Önce elindeki büyük çantayı açarak içindeki küçük çantayı çıkardı. Büyük çantayı titizlikle kapattıktan sonra küçük çantayı açtı ve para alarak bana verdi. Sonra küçük çantayı kapattı ve büyük çantayı açtı. Küçük çantayı büyük çantanın içine koyduktan sonra tekrar büyük çantayı kapattı. Ben parasının üstünü verdim. Maktul tekrar büyük çantayı açarak içinden küçük çantayı çıkarttı. Büyük çantayı kapattı ve küçük çantayı açarak paranın üstünü çantaya koydu ve küçük çantayı kapattı. Tekrar büyük çantayı açıp, küçük çantayı büyük çantanın içine koyup çantayı kapattı. Ben kasa fişini keserek kendisine verdim. O tekrar büyük çantayı açarak…” Tam bu sırada hâkim ayağa kalkar, ellerini öne doğru uzatarak bağırmaya başlar… “BOĞ ONU BOĞ, BOĞ…” 

 

Ben fıkrayı satırlara dökerken bile strese girdim ki, Hâkim Bey’in tok sesini duyar gibi oldum… Hafif rahatlayan halime bakıp, durdum. O an adamın yerinde olmayı istedim. Ben ne yapardım böyle bir şey karşısında, diye düşündüm.

 

Fıkra elime geçtiğinde, bayağı geç olmuştu… Uyumam gerek diye düşündüm. Fıkra da olsa, sanki gerçekten yaşamış kadar olur, o gece rüyamda aynı şeyi yaşarım. Tesirinde kaldığım çok şeyin ardından rüyalarımın kâbusa döndüğünü çok yaşamışımdır.

 

Desenize, bu gece uykusuz kalacağım.  

* Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya ilk yorum yapan siz olun.
YAZARLAR