21 Eylül 2017 Perşembe

Neriman CANBOLAT / Ajans32

Uyutulan Toplumun Uyuyan Yetkilileri

19 Nisan 2012 Perşembe 04:22

Okuyan kızlarımız TEHLİKEDE Mİ?

Son zamanlarda ensest ilişkilerle dolu tv dizileri toplumumuzun maalesef duygusal yönden ve cinsel yönden farklı eksenlere doğru kaymasına sebep oldu. Artık insanlarımız farklı özentiler peşinde olmaya başladılar. Toplumumuz bir taraftan bu dizileri reyting yaptırırken çok garip bir olay: N.Ç davasına karşı hakimin verdiği karara tepki gösterdi. Tepki olmalı ama ensest ilişkilerle dolu dizilere de aynı tepki olmalıydı. Birileri para kazanacak diye temel değerlerimiz ayaklar altına alınıp, toplumumuz hala bu tür filmlerle uyutulmalı mı?

Sebep sonuç ilişkisine bakıldığında, sonuçlar hiçte hoş görünmüyor ve de bu gidişata bir dur diyende yok…
Bakın işte geldiğimiz nokta...
Daha lise çağındaki gençlerimiz birbirilerine karşı olan hareketlerinde de değişiklik baş göstermeye başladı. Bütün bunları zaten tasvip etmezken işin içine bir de, daha lise çağındaki bir öğrenciyle öğretmen arasında da bu tür olayların gelişmesi toplumumuzun geldiği noktanın ölçüsü olsa gerek. En üzüldüğüm, hatta kahrolduğum bir olay. Bu olaylara çok üzülüyor, acı çekiyorum.

Nedir, son zamanlarda sıkça karşımıza çıkan haberler. Öğretmen- öğrenci ilişkileri, tacizleri.  Filmlere konu olacak şekilde yıkılan ailelere ve dillere düşen manşetlere taşınan gencecik kızlara çok yazık olacak....

Böyle mi olmalıydı?

Peki yetkililer bu hususta neden uyuyor?

Aslında bu tür olaylar her yerde, her köşe başında sürekli yaşanıyor. Öğretmen ve taciz yan yana geldiği zaman daha çok reyting getiriyor sanki. Çünkü beklide, en çok güvenilen öğretmen olduğu için.

 Kim bilir bazıları iftira, bazıları da gerçek. Gerçek olanların rezilliği tüm öğretmen camiasına mal edilmemeli bence. Sapık olanlara en ağır cezalar verilmeli ki! Örnek olsun herkese. Eğitim yuvasını rezalete çeviren, tüm eğitim sistemindeki bu çürükler temizlenmeli. Yoksa gerçekten hayatını öğrencilerine adamış dürüst ÖĞRETMENLERİMİZİN isimlerini de lekeleyecekler.

Bunlar gibi olanlar kutsal olan bir mesleği de lekeliyor. Yazıklar olsun dememek elde değil. Çocukları koruyacakları yerde, kötülüğün âlâsını yapıyorlar. Öğretmenliğin; Peygamber mesleği olarak bilinirken, olaylar karşısında kuracak cümle bulamıyorum doğrusu… Nasıl bir vicdandır anlamadım. Anne babadan sonra en çok vaktini öğretmeniyle geçirirken nasıl kıyarlar emanet edilen yavrulara, nasıl yanlış gözle bakabilirler nasıl bir eğitimcilik ahlakı… Yavrularımız kimlere emanet…
Bu tür iğrençliği, vicdansızlığı yapan veya teşebbüs eden insanlar size sesleniyorum.

“Eğri ağacın, doğru gölgesi olmaz “ Sen bugün masum birilerine yaparsan, senin eğittiğin, seni örnek alan öğrencilerinde bir gün, senin masum yavrularına yapar unutma!

Yıllardan bu yana süre gelen bu mevzular ne ilk, ne de son. Öğretmen ve öğrencisi arasında duygusal bir bağ her zaman vardır. Öğretmen her zaman koruyucu anne ve baba sıfatındadır. Bende bir öğretmen annesi olarak bütün suçu öğretmenlere atmanın çok yanlış olduğunu düşünüyorum. Şimdiki öğrencileri zapt etmek maharet istiyor. Ailelerin sahip çıkamadıkları çocuklarla öğretmenler ilgileniyor. Bu yüzden, bu devirde öğretmen olmak çok zor.

Dünya gerçekten tersine döndü. Öğretmenlerin öğrencileri idare etmesi, olumsuz davranışlarını görmezden gelmesi veya affetmesi, hatta öğretmenlerin öğrencilerinden korkması bunun kanıtıdır.

O kadar çok saygısız, terbiyesiz öğrenci var ki! Sınıflardaki öğrencilerin yarısı kurtlar vadisindeki Polat Alemdar, Bazısı Memati, Bazıları Fatmagül, Bazıları da manken. Tabi bunların arasında eğer çok çalışkan varsa onlara da “inek” lakabı takılıyor. Yollarda görüyoruz öğrencilerin durumlarını. Makyaj, mini etekler, boyalı saçlar, alınmış kaşlar. Nedir bu hal anlamıyorum. Okula mı gidiyorlar, yoksa defileye mi çıkıyorlar anlamak çok zor. Kimde suç? Okula bu şekilde gönderen ailede mi, yoksa okula bu şekilde alan idarede mi?

Şeytan, nefis ve kötü arkadaşın olduğu, hayânın, saygının, utanmanın kalktığı, her türlü rezilliğin önüne geçilemeyen bir dönemde yaşarken bu rahatlık korkutuyor beni.

Bir arkadaşım anlatıyor. Okula mini etek, makyajla gelen bir öğrenciyi öğretmen azarlıyor” sınıfa alamam” diyor. Kız gidip annesine şikâyet ediyor, anne direk Milli Eğitime gidip öğretmenden şikâyetçi oluyor.

İşte! Tablo bu.

Velinin onayladığı, uyumsuzluğa öğretmen ne yapsın. Kullanılan iki cümle arasında küfürler havada uçuşurken, saygının bittiği saygısızlığın yer aldığı bir dönemde, oturduğu sırada mini eteğini yukarıya kadar kıvıran bir öğrenci karşısında ne yapsın öğretmen. Fatura kısa yoldan öğretmene kesiliveriyor. Gücü yeten herkes öğretmenin üzerine gitmeye başlıyor. Realist biri olarak, her konuda objektif yaklaşmışımdır konulara. Sadece öğretmenler değil, sadece öğrenciler değil, biz ebeveynler de biraz suçluyuz. Anne çalışıyor, baba çalışıyor çocuklar şefkatten yoksun en güzel sözlerin peşine takılıp bilinmeyen acı sona gidiveriyor.

Aile ve çocukların bilinçlendirilmesi konusunda eğitimlerin mecburi olması gerekir. Bir ehliyet almak için bile eğitim alırken, bizim geleceğimiz güzelim yavrularımız her şeyimiz çocuklarımızı yetiştirirken nasıl yetiştirelim diye hiç de çaba harcamıyoruz. Sonrada öğretmenleri iyice canavar haline getiriyoruz.

Öğrenci-öğretmen aşkı hep var olmuştur yıllarca. Çocukluk aşklarımızı ilk önce öğretmenimizde yaşamışızdır. Hatta bazen evlilikle bile sonuçlanmıştır. Burada en büyük görev öğretmene düşüyor. Öğrencisinden gelen duygusallığı fark ettiği an, öğrencisine hissettirmeden kendisinin sadece öğretmeni olduğunu, hatta aileden biri yerine koyabileceğini anlatmalı. Eğer baş edemezse, ailesi ile görüşüp, bir psikologa götürmelerini sağlamalı diye düşünüyorum. İşte son zamanlarda iradesine sahip olamayan bazı öğretmenler duygularına kapılıp o tür vicdansızlığı yapabiliyor. Öğretmenlerin, müdürlerin öğle aşağılık davranışlarına elbette en ağır ceza verilmeli, ömür boyu kutsal meslekten men edilmeli. Bazen bu tür olayların aslı da olmayabiliyor. Eğer olay iftira ise bunun sorumlusu olanlar, öğretmenlerin maddi ve manevi kaybını nasıl telâfi edecekler. Kırılan onurunu, bozulan psikolojisini kim düzeltecek...

Belli periyotlarda hem öğretmenlerin, hem de öğrencilerin ruhsal durumları kontrol edilmeli. Öğretmenlerde hem psikolojik, hem de bilgi yönünde tarama yapılması lâzım. Öğrencilerine ne verebileceği test edilmeli. Kameralara daha özen gösterilmeli. Çocuklarımızı en güzel sözlerle büyütmeliyiz.

 Anneler erkek çocuklarına, babalar kız çocuklarına. Çocukluğundan itibaren güzel sözler duymaya alışırsa bir çocuk, büyüyünce ilk duyduğu en güzel, ama sahte bir sözün peşine takılıp gidip hayatının hatasını yapmayacaktır.

Bir çocuğa aşılanacak en güzel duygu “ÖZGÜVEN-ÖZGÜVEN-YİNE ÖZGÜVEN”

* Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya 14 yorum yapıldı.
    YAZARLAR