24 Eylül 2017 Pazar

Kadir YAVUZ / Ajans32

Vakit ve Zaman...

09 Mayıs 2011 Pazartesi 18:39

VAKİT VE ZAMAN…

 

Yine bu 23 Nisan’da da Muğla’daydım… Bir 23 Nisan daha torunlarımla beraber oldum. Yalnız, bu defa her seneki gibi uçurtma uçurmadık.  

 

Her sene bir uçurtma etkinliğine katılıyordum. Bu yıl yine vardı, bir etkinlik ama nedense canım istemedi. Güneşin altında, yüksek tepelerin esintisi arasında; yediğin onca soğuk… Kolların saatlerce yukarıda, uçurtmanın ipine asılıymış gibi! Hem sıcak, hem de soğuk bir hava, sen yamaçtasın! Ne üşüyorsun ne de üşümüyorsun ama eve vardığında; anlıyorsun ki, titreme başlamış, başın ateşler içinde yanıyor. Rahatsızlanmışsın meğer haberin yok. Gerçi, torunlar istese yine de giderdik. Bakmayın, kendiliğimden vazgeçmiş değilim. O zaman üşümüşüm yok üşümemişim onun pek hesabını yapmazdım da! Onların uğruna hasta olmayı göze alırım.

 

Hakikaten bundan önceki seyahatimde, havanın beni çarpmasından dolayı; hasta olduğum için, birkaç gün yattığım bile oldu. O zaman dedim ki, bu defa gezip dolaşacağım. Ama hava yine soğuktu. Zevk vermiyordu. Ne henüz piknik zamanı, ne de deniz zamanı! Denize giren biri de değilim, o nedenle denizi istemiyorum… Yani, yüzmeden yana denizi istemiyorum… Yoksa, denizi seyretmeye doyamıyorum. Daldığımda denize, dalarım dibine ve inerim derinlere! Denizi, doğayla iç içe ve doyasıya ancak Gökova’da izleyebilir, o seyredişin zevkine ancak Gökova’da varabilirsiniz. Muğla’nın, denize yakın olan sınır beldesi Gökova; muhteşem manzarası, harika doğa güzelliğiyle, hem deniz ve hem de, piknik yeri olarak tek yeridir. O nedenle, yani başka bir yer olmadığından; direk Gökova’yı tercih ediyorsun. Bende öyle yaptım. 

 

İlk günü teknede balık yiyelim dedik. Hazır yiyecek olsun, uğraşmayalım. Gökova’ya her geldiğimizde, mutlaka bu tek olma vasfından dolayı buraya geliyoruz… Geldiğimizde de, ya tekne de, ya da parkında, ekmek arası balık yapan yerlerde balık yiyoruz. Tabii ki, yemekten de öte 25-30 km virajlı yola katlanmamızın yegâne sebebi, dik dağların derinliklerine kadar uzanan yeşilliği ve bir tarafta da uçsuz bucaksız mavi denizi seyretmenin keyfini doyasıya yaşamamız!

 

Bugün, her ne kadar tekne içinde ekmek arası balık yedikse de “Gökova sana tekrar geleceğiz bekle bizi…” deyip, o günlük ayrıldık… Vedalaştık Gökova’ya!

 

Havalar bir türlü bu yıl ısınmak bilmiyor… Sırtımız hâlâ ısınmış değil. Yurdun doğusunda bir yandan kar yağıyorken yine de Muğla’da güneşli bir hava var… Yani, bir taraftan şanslıyız. Gerçi, düne kadar burada da yağmur yağıyordu ve bu soğukta yağmurun soğuğu sanıyorum. Ancak, soğuk dokunacak kadar değil! Gezebilecek kadar bir imkân tanıyor, bizlere!

 

Muğla, merkezde piknik yeri yok… Her yer yeşillik yani orman olduğundan yangına sebep olan piknikçilere yasak koyulmuş. Ertesi günü yine Gökova’nın yolunu tutuk. 3 otomobille, çocuklarla birlikte 15’e varan sayımızla vardık, Gökova’ya! Deniz kenarı olsun dedik ama ne mümkün, dalgaların şiddeti ve rüzgârın etkisiyle dağın yamacına kaçtık. Hakikaten orası sıcaktı. Milas’tan bize katılan misafirlerimizle çok güzel bir piknik yaptık. Geç saatte eve döndük. Yani tadını çıkarmıştık.

 

Ertesi gün akşamı dönecektik. Henüz kendilerini tam ziyaret edemediğim dostlarıma uğrayayım, dedim. Şehir merkezinde gezdik, dolaştık. Çocuklar yoruldu, bir yerde oturduk, bir şeyler yedik. Gerçi çok samimi olduğum, can dostum Ali Bey’i ilk gittiğimiz gün, ayağımın tozuyla hemen ziyaret etmiş, kısa da olsa sohbette etmiştik.

 

Bana söz arasında bir soru yöneltmişti. “Vakitle, zaman arasında nasıl bir fark var? İkisi de aynı şey mi? Yoksa, birbirinden ayrı şeyler mi?”

 

Kendi kendime cevaplamaya çalıştım… Terletecek bir soru demiştim ama hayret altından çıkmıştım. Sanki kendimce çok güzelde tanımlamıştım gibi! Onu nerden çıkarıyorsun diyebilirsiniz? Ancak, karşımdakinin tatmin olduğunu, gözlerinin içinden okuduğumu söyleyebilirim.

 

“Vakit, zamanın içinden bir parçadır. Bizlere sunulan bir parça! Belli belirsiz vakit dilimleri vardır. Ama zaman dilimleri yoktur. Zaman hep vardır, o kâinat kurulduğundan beri var. “Vakitsiz yakaladım sizi galiba!” dediğimiz “Vaktinde geldim değil mi?” diye sorduğumuz birçok sorunun cevabı zaman içinde karşımıza çıkar. Hep karşılaşırız bu tip sorularla! Vakit hızla geçerken, zamanı tükettiğimizi sanır, korku ve endişeye kapılırız.

Biz, tükendikçe; zamanın bizi yıprattığı hissine kapılırız. Zaman aynı zamandır. Vakitleri hoyratça harcarız sonra zamana kafa tutarız. Zaman ne yapsın?” Demiştim. Bir şeyler daha demiştim de, şu an o dediklerimi hatırlamıyorum.  

 

Tatlı geçen, Muğla seyahatimiz bitmişti. Dönüş yoluna koyulmuş, zamana aldırış etmeden yükleniyordum gaza! Ama her şeye rağmen vakit hızla geçiyordu. Isparta’ya bir an önce varmak istiyordum. Tüm vakitler geçse de, zaman bana yeni vakitler sunuyordu. Demek ki, henüz çok zamanım var… Öyle mi?

 

Şimdi ben soru soruyordum. Haydi, cevapla bakayım… Çok zamanımız var mı, dersiniz?        

 



 

* Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya 3 yorum yapıldı.
    YAZARLAR