15 Ağustos 2018 Çarşamba

Sıddıka ERYILMAZ / Demokrat Gazetesi

YALNIZ YAŞAYAN DUL KADINLAR

06 Ağustos 2018 Pazartesi 16:15

Bugünkü yazımda toplumumuzda yalnız yaşayan dul kadınların kanayan yarasından bahsetmek istiyorum. Belki bu kadınların yaşadıkları zorlukları kısmen benim de yaşamış olmamdan dolayı. Yanlış anlaşılmasın, burada herkesi aynı kategoriye koymuyorum, sadece yalnız yaşayan biz kadınları biraz olsun anlamanız içindir aşağıdaki iki satır.

Yalnız yaşayan dul kadınlar kapalı kapılar arkasında ne zorluklar yaşar bilir misiniz? Yalnız yaşayan kadınların mücadelesi çok zordur hayatla. Bir ömür boyu beraber yaşamayı düşlediği kişiyi, beklemediği bir zamanda kaybeden, ya da bin bir umutla başladığı evliliği yürütemediği için sonlandıran, kimliğinde bekar yazsa da dul kadındır, evlatları olsa da geceleri yatakta uykuyu hasretle beklerken, gözyaşları yastığını ıslatır bu kadınların. Yarın çocuklarımı nasıl doyuracağım, kiramı nasıl ödeyeceğim sorunları mızrak gibi saplanırken beynine.

Dul erkeklerin böyle bir sorunu hiçbir zaman olmaz. Namus denilen kavram sadece kadınlar için geçerlidir ne hikmetse. Çifte standart burada da işler, evli kadının sahibi vardır, dul kadın başı boş kadındır. Geçimini sağlamak için gittiği bir çok yerde; yalnız olduğu anlaşıldığında baştan aşağıya süzülür, bir çok istismara maruz kalırlar. Yalnız yaşayan dul kadınlar; öncelikle hemcinsleri tarafından dışlanırlar, kimine göre günahkâr, kimine göre kocalarını kapacak bir aşiftedir yalnız yaşayan dul kadın. Bedensel hazzın peşinde olan şehvet düşkünü erkeklere göre de çaresizdir, hep bir erkeğe muhtaçtır.

Bu kadınlar hep bir cinsel objedir. Önce çantada keklik görür, ulaşılamazsa da hafif kadın diye damgalanır. Hatta bazıları olayı abartır, hayal dünyasında gördüklerini yaşanmış gibi anlatır sağa sola. Bir de eline yüzüne bakılır biriyse, yandı ki ne yandı bu kadın.

Yalnız yaşayan dul kadın, Evli olduğu zamandaki gibi yaşantısını sürdüremez, evliyken konuştuğu erkeklerle konuşamaz, evliyken giyindiği gibi giyinemez. Akrabası da olsa, evinde erkek misafir ağırlayamaz, akşam sinemaya gidemez, arkadaşı bile kocasından sakınır.
Yalnız yaşayan dul kadınların her yaptığından bir mana çıkarırlar. Kendi ayakları üzerinde durmaya çalışmalarını hep görmezden gelirler. Dedikodusu yapılan bu kadınların birçoğunun hayat hikâyelerini bile bilmeyiz. Sağdan soldan duyduklarımızla, hikâyeler yazarız, doğru olduğunu bilmeden, bir gün bile “Bir derdin var mı?” diye sormadığımız bu kadınlar hakkında.

Hiçbirimiz şunu da düşünmeyiz, daha dün karşı komşumuz değil miydi bu kadın? Kadının eşi vefat etti ya da boşandı diye değişen ne? Değişen biz miyiz? Değişen kadının karakteri mi? Yoksa kedimize olan güvenimiz/karakterimiz mi?

Yalnız yaşayan dul kadınlar, ne kolay lokmadır ne de diğer kadınların kocasını kapma peşindedir. Dul kadınlar sadece ve sadece kendi yaşam mücadelesindedir.

Cemal SÜREYA’nın şu dizeleriyle veda etmek istiyorum:
Bir kadını ortadan ikiye böl…
Yarısı annedir,
Yarısı çocuk,
Yarısı sevgili
Yarısı aşk...
Duyanlar bunu bilmez,
Görenler anlamaz bunu!
Yarısı rivayettir,
Yarısı gece.
Sevgi ve saygılarımla…

* Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya 3 yorum yapıldı.
    YAZARLAR