20 Eylül 2017 Çarşamba

Kadir YAVUZ / Ajans32

Yaşadığımız Gün Aynı, Gece Aynı, Güneş Aynı…

05 Ocak 2012 Perşembe 14:47
Doğru değil mi, derim? Yaşadığımız şu küçücük dünya da, paylaştığımız şeyler çok az değişiklikler dışında hep aynı değil mi?

Nedir aynı olan? Gündüz! Gece! Güneş, ay ve yıldızlar!
Nedir ayrı olan? Yediğimiz, içtiğimizdeki bazı ekstralar… Giydiğimiz şeylerdeki seçimlerimiz veya yaşadığımız şartların gereği yediğimiz içtiğimizdeki tercihlerimiz! Birimiz en lüks yerden giyerken, bir diğerimiz orta halli bir yerden giymekte! Birimiz pazardan yerken, diğerimiz manavdan veya marketten yemekte! Değişen ne? Yakışanı veya yarayanı tercihten başka bir şey değil de nedir, yaptıklarımız?
Güneş aynı miktarda sıcaklığını vermekte bizlere… Ne sen benden bir gram fazla faydalanabilirsin güneşten ne de ben senden fazla faydalanabilirim. Gün içindeki zamandan faydalanmamızda öyle ve geceden faydalanmamız da aynı…

Gece sizde uyursunuz benim gibi! Uyur görünürsünüz ama sizin yükünüzün fazlalığından benim mışıl mışıl uyuduğum gibi uyuyamazsınız. Benim, gökyüzüne bakıp, yıldızlarla konuştuğum gibi konuşmamışsınızdır… Onlarla muhabbet etmemişsinizdir hiç! Onları ben kadar gördüğünüzü, onları fark ettiğinizi, onlarda rahatladığınızı ayın doğmasıyla daha bir mutlu olduğunuzu o mutluluğun üstüne mışıl mışıl uyumuş olabileceğinizi tahmin edemiyorum. Ancak, fark edenlere sözüm yok. Yani gökyüzünü görebilenlerin görüşlerindeki, ortak tespitlerimiz hemen hemen aynıdır.

Her neyse! Bu farklılıkların yanında diğer farklılıklara da biraz göz atalım. Düşüncelerimizdeki farklılıklar! Parmak izlerimiz gibi düşüncelerimiz de, farklılık gösterir. Benim düşündüğüm gibi düşünmezsin. Saygı duyarım düşüncenize ama, düşünce tarzın yaşamına bazen güzellikler katar bazen de güzellikleri alır… Çıkmaza sokar veya bunalıma iter. Yalnızlaştırır, bu farklılığınız sizi!

Ama güzel olan ve benimsediğim yanı, düşünce farklılıklarının getirdiği çok çeşitlilik! Bu bence bir zenginliktir.

Bir de, insanlık yanımız! Bizi, yaptıklarımızla eş anlamda değerli kılar. Sevecenliğimiz! Gülümseyişimiz! Yaşadığımız şehre olan uyumumuz! İnsanı insan yapan değerlere sahip çıkışımız… İnsanlık yanımızı ortaya koyan değerlerdir, bu saydıklarım… Bu vasıfların seyrinde yani güzel işleyişinde; şehir veya şehirlerde güzelleşecektir. Şehir o insanıyla birlik olduğunda şehir olur. İnsansız beton yığınlarının, sizinle konuşmasını; iletişime geçmesini, bekleyemezsiniz. O insandan gördüğünüz tebessümü, sıcaklığı ve o gülümseyişi soğuk beton yığınlarından beklemeniz yanlış olur.

Batılı ülkelere gidip o ülkenin insanında gördüğünü anlatanlar var… Bardaktan değil, üzerinize tankerlerle boşaltılan yağmur suyunun altında; koca şemsiyesiyle, durakta bekleyen biriyle göz göze geldiğini o an kendisine gülümseyerek selam verdiğini gördüğünde şaşırdığını söyleyen biri “Ben o saniye yağmura kızıyorum, nedir bu kadar aşırı yağıyor diye ve ayrıca ıslandığım için bir hayli huzursuzlaşıyorum… Gayri ihtiyari göz göze geldiğim birilerinin gülümsemesi ve selamlaşmasıyla karşılaşıyorum. Bizim yapmamız gerekeni onlar yapıyordu. İlginç değil mi?” Diyordu.

“Evet… İlginç! Bizim yapmamız gerekenleri bizden aldılar, şimdi bizden aldıklarını bize uyguluyorlar.”
Dedim.

Gelin... Unuttuğumuz şeyleri gözden geçirelim... Güzel olan şeyleri yapalım... O güzellikleri yaşatmaya çalışalım. Nedir, onlardan eksiğimiz? Eksiğimiz var mı? Yok, hayır!

Güneşe, aya, yıldızlara yani gökyüzüne onlardan daha fazla sahibiz... Ne kadar şanslı olduğumuzun ve hatta şanslı doğduğumuzun farkındayızdır, sanırım.
* Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya ilk yorum yapan siz olun.
YAZARLAR