21 Eylül 2017 Perşembe

Kadir YAVUZ / Ajans32

Yufka Yürekli Anam!

25 Haziran 2014 Çarşamba 13:15

Çoğu yazımda, annemden bahsederim… Gerçi, onunla ilgili ne kadar yazsam azdır; daha da yazmak gerek derim.

Onu anlatmak değil, anlamaktır maksadım! Anlayabilmek içinde, açıkçası bazen zorlandığımı söyleyebilirim. Artık yabancımız değilsiniz diye her gizlimi, özelimi sizlerle paylaşıyorum… Ne olur, bu kadar ev içine girme demeyin. Bütün bu güzellikleri paylaşmasam neyi paylaşacağım sizlerle; bence, hiçbir şey bu kadar anlamlı değil benim için! Hani benim için öyle de, annesiyle birlik olmayan; ondan ayrı yaşayan, onunla içli dışlı olmayan, onun sevgisinden mahrum olan için değişir, sanırım.

Yufka yürekli anam yine beni nasıl etkiledi… Onun yüreğinin cız edişiyle benim ciğerimin yandığını hissettim… Gözlerimden birer damla belki de daha fazla yaş damladı bu karşılıklı buluşma anında!

Hani dedim ya demin, anlatmak değil anlamak derdim. Bana her yaşattığı şeyden bir defa etkilendiğim, duygulandığım kesin. Onu, yüreğiyle bana yaklaşan, beni seven annemi hâlâ anlayamıyorsam pes doğrusu!

Geçen bir arkadaş grubuna annemle yaşadığım son bir şeyi anlatıyordum. Dedim ki: Lavabodayım… Öksürüyorum. Öksürüğüm biraz uzun sürdü ve hayli sesli oldu sanıyorum. Annem, eşimle birlikte salonda oturuyorlar. Biri eşim, biri annem! Annem yerinden kalkıp, lavabonun olduğu yere gelip, kapıya vurdu… ‘Oğlum, bir şey mi oldu… Boğuluyorsun sandım, merak ettim’ dedi. ‘Yok! Anne bir şeyim yok… Sadece öksürük işte!’ dedim.

Olayı anlattığım değerli bir dostum bir yemen türküsüyle benim anlattığıma yakın temasta bulundu… Duyguma ortak oldu. Türkü de, türkü ama!

“Kara çadır is mi tutar

Martin tüfek pas mı tutar

Ağlayanım anam bacım

Elin kızı yas mı tutar”

Annemden bahsederken, eşimin hakkını da, yemeyeyim. O benim lavaboda fazla kaldığımı, oradaki aşırı öksürük nöbetlerimi bildiğinden, gelip sormaz. Ne var ki, annem o durumumu bilse bile, bir önceki merak etmemesi konusunda hatırlattığımı unutur… Ve her defasında, kapının ardından seslenir. Ben onu anaların ne kadar yufka yürekli olduklarına bağlıyorum. Her anne çocuğuna böyle bağlı mıdır? Bağlıdır. Çocuklar onu fark edemezler; fark edenler de, geç ederler veya elinin altındaki kıymetin değerini bilmezler.



Arada bir nankör çocuk çıktığı gibi arada bir psikolojik sıkıntısı olan bir annenin; çocuğuna yaptığı iğrenç bir davranış biçimi yaşanır ancak o çoğunluğu bağlamaz.



Bana karşı duyarsız gibi duran eşim hâlâ çocuklara karşı aynı hassaslıkta… Onları hep düşünür, düşünmediği gün yoktur. Ciğeri yanar.



Aç, açık değillerdir ama o yine de ‘Ne yerler, ne içerler’ der. Çocukları yemeğe çağırırız, artanı bir bakarım ki, paket yapmış. Hepsinin eline birer çanta sıkıştırır. ‘Ne o, hayırdır’ derim. ‘Şimdi yiyemediler… Evde yesinler’ der. Bizler o kadar düşünmeyiz. Alırız ederiz filan ama açıkçası anaların yüreği gibi yüreğimiz ortaya koymayız… Belki de koyuyoruzdur da, belli etmeyiz. Açık değildir, bizim yaptıklarımız; babayız ya!



Anamdan çıktım yola yine dolambaçlı yollara dalmak üzereyim sanki! Az daha viraja dalacaktım ki, direksiyonu çevirdim.



Sözü uzatmamalı… Boşa denilmemiş ‘Ana gibi yâr, Bağdat gibi diyar olmaz.’ Ayrıca hani ‘Cennet annelerin ayakları altındadır’ diye buyurulmamış mı?



Anlatabildim sanırım… Anlatabildim de, anlayabildim mi, onu hâlâ anlamış değilim. Yufka yürekli anamın seslenişi kulaklarımda, kaç zaman geçti aradan, bir türlü silinmiyor belleğimden!



Ben, her öksürürken, yufka yürekli anam ‘Ne oldu, niye öyle öksürüyorsun? Neyin var? Bir şeyin yok değil mi? ödüm patladı, boğuluyor musun?’ diyor, sanıyorum.

* Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya ilk yorum yapan siz olun.
YAZARLAR