21 Eylül 2017 Perşembe

Nagihan ÇELİK / Ajans32

Zaman Kıymetli

31 Mart 2016 Perşembe 17:06
Yine mart, yine yılın en dolu, en deli, en hareketli ayı. Ocağın şenliği, şubatın kaytarmasıyla her şey marta yükleniyor. Cemreler, cilveler, esintiler, fırtınalar.  Havanın halden hale dönüştüğü, kararsız ve öfkeli geçişleriyle ne kıştan ayrılabildiği, ne baharı getirebildiği yanar döner  ay mart.
                            
İçeriği bir dolu, sanki her gün, yılların birikmiş yükünü omuzlamış, geleceğin umutlarına gönüllülülk etmiş. Tarihte acı tatlı ne varsa çoğu mart ta yaşanmış. Bize kalanların içinde acı ve gururun zirve yaptığı Çanakkale zaferi. Tüm dünyanın,zamanı fark ettiği gece ve gündüzün eşit olduğu ekinoks. Coşkuyla kutlanan bahar bayramı. Vergilerin hesaplanıp ödendiği kazanç ölçüm ayı, kadınlar günü, o- bu- şu derken uzadıkça uzuyor, eskilerin deyimiyle mart ayı- dert ayı...
 
Uzun kış gecelerinde, martın değişmez musikisi kedi çığlıkları ile sabaha karşı üçü bekleyip yine saatin ayarlarıyla oynadık. Nedendir bilemem elinden oyuncağı alınan çocuk gibi hırçınlaşıyorum saatlerle oynanınca. Oynanınca diyorum çünkü bana göre bu girift bir oyun, artık ve zamanı gelmiş de geçmiş çoktan.
 
Yeni Zelanda lı bir böcek bilimci, 1895 senesinde, kendi ülkesinin konumu itibari ile böyle bir teklif sunuyor. Üzerinden geçen zaman, ozonda yırtık, ekvatorda çölleşme, kutuplarda küresel ısınma ve buzul erimelerine kadar neleri değiştirdi. Etraflıca düşünen, ülkesinin güneşle irtibatını değerlendiren, halkının kültür ve yaşayışına bakan bir çok ülke bu saçma uygulamayı terk edeli de yıllar oldu. 
 
Teknik olarak cihaz programlarının hatalar yapmaması için sezon başlarından yüklenmesi, okulların, işlerin, spor ve kültür faaliyetlerinin buna göre düzenlenmesi bir parça daha kolay bedenimizin ayarına baktığımızda. Beden saatinin dengesini bulması 3 ila 4 haftayı buluyormuş, uyku, yemek, hormonal salgılar, algılarımız ve dikkatimiz dahil 3 haftalık bir geçiş. 

Kim ne sebeple yapmış ise üzerinden geçen zaman o sebepleri ortadan kaldırmış  ve değiştirmiş olmalı. Gecemizden bir saat çalınması değil sorun, nelerimiz çalınıp yok ediliyor, bir saati de sindiririz ancak kendi ülke coğrafyamızda ışık sorunumuz yok. Hollanda veya İngiltere gibi güneşi ara sıra gören bir memlekette değiliz. Ektiğimiz biçtiğimiz de farklı doğal olarak. Mevsimlerin bizde yaşattıkları bizim iklim ve doğamıza göre. Atamızın dedemizin güne, güneşe, cemreye, zemheriye göre taksim ettiği, ona göre hayatı düzenlediği, şaşmadığı- yanılmadığı bir gerçek. Kırlangıç fırtınası, kırk ikindi yağmurları, pastırma sıcakları, bu bilgilerin sadece bu ülke coğrafyasına hitap ettiği ölçüler. Zeytin rüzgarı Kars' ı ilgilendirmediği gibi fındık hasatları Antalya yı, kiraz festivali de Bolu'yu etkilemez.

Yaradan, insanın doğasına uygun olarak, ibadet vakitlerini bile bulunduğun an, bulunduğun zaman ve zemine göre ayarlamış. Güneşin hali vaktiyle hesap yapılıyor. Doğusu ile batısı arasında imsak ve iftar saatleri 50-55 dakika değişen bir coğrafi konumumuz var, hangi akla hizmetle geceyi gündüzü uzatıp kısaltıyormuş gibi yapıyoruz.

İnatla dünyayı küçük köye dönüştürmeyi başardılar, amaç bir muhtarla yönetmek. Ne var ki insan bedeninde minik minik organların bile farklı gıda ve ihtiyaçları varken, bunca millet bunca memleket nasıl tek kontrole indirgenmek istenir akıllara zarar. Tek noktadan kontrol edilerek yaşıyoruz, bir çok konuda başardılar. Teknik olarak iplerimiz para baronlarının elinde. Neyi sunarlarsa hiç tereddütsüz yutuyoruz. Ekonomimizi teknolojik aletlere, onları ise yeni bağımlı-lıklarımıza hizmete kullanıyoruz. Dünyanın bir ucundan tutuşturup seyrine bakanların gürültüsünü bile duymak istemiyoruz. Öylr azaldı ki tahammüllerimiz, üç maymun tüm insanlık. Görmüyor, duymuyor, söylemiyor.

Hayat sadece o anı öğütmek üzerine tasarlanıyor. Bize en büyük sermayemiz zaman ve her anını değerlendirmek iki dünya için kazanca çevirmek öğretilmişken şimdi zaman gökten yağan ve üzerimize yığılmış bir yük gibi nasıl tüketip temizleriz şeklinde empoze ediliyor. Çocukların tek söyledikleri çok sıkılıyorum. Çocuk sıkılır mı, koşar zıplar yorulur uyur büyürdü. Şimdi telefonu bırakıp tablete onu bırakıp laptopa ondan televizyona türlü göz ve ruh bozan karmaşık oyunlara dalıp gerilip, daralıp çıldırıyorlar.

On çocuk büyütürken bir önceki kuşak kadınları, inek, tavuk, kedi, köpek bir bahçe dolusu insana eliyle ekmek yapıp, çamaşırını yıkayıp mutlu edebilirdi. Kadın mı değişti. Günü ışığı toprağı gıdayı doya doya alıp göz göze bakıp dokuna dokuna yaşarlardı. Çocuklar mı değişti. İlla bir suçlu bulmak gerekmiyor. Daha iyiye meyyal insan ruhu daha rahat, daha kolay, daha müreffeh, daha daha daha derken bu hale geldi. Önden gidenlerin sunduklarına talip oldu arkadan gelenler. onların görüp deneyip vazgeçtiklerinde sevdikleri için olan uyarılar başka, sevmedikleri için uygulamalar başka. Önden gidenlerle muhabbet bağımız belli.

Koca köyün muhtarı olmak zor ama en azından bahçesini temiz tutan, çiçeğine süsüne kendi karar veren düzenli tertipli köylüler olabiliriz. Ben bahçemin laleleri beyaz gülleri kırmızı olmasını istersem bunu engelleyecek olan kuvvetleri bertaraf edecek gücü bulurum içimde, ben kalabilmek için bu şart.

Benim ülkem koca köyün küllüğü veya gübreliği olmamalı. Milletim özgür, cesur, yenilikçi, zeki, sanatçı ruhlu, inançlı yönleriyle asırlarca hüküm sürdü bu karmaşık dünyada o günlerin verdiği güç ve birikimle zaman ve mekanlarımıza sahip olma  ve sahip çıkmak dileğiyle.
Bırak bahar kendi gelsin, bağ bahçe çiçeklensin,
Bırak insan hissetsin, sevsin, övsün, özlesin...
* Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya ilk yorum yapan siz olun.
YAZARLAR