25 Eylül 2017 Pazartesi

Kadir YAVUZ / Ajans32

Zifiri Karanlıksa...

02 Ağustos 2012 Perşembe 11:37

ZİFİRİ KARANLIKSA…

 

Karanlıkta kalan biri, önce irkilir… Uzun bir gecenin zifiri karanlığında kalmışsa, korkar… Zaman geçtikçe ümitsizliğe düşer. Ölüm korkusuna kapılır. “Demek ölüm denilen şey bu!” der.

Soğuk, hecelendiğinde bile üşünen sözcük! Soğukta kaldığınızda, üşürsünüz… Eğer bu soğuk, karlı bir kış gününün ortasında esir almışsa, dondurur sizi! Ölüme yakın hâl alırsınız. “Üşüyorum!” dediğinizi hissedersiniz… Hafif tereddütlü bir sıcaklık anı yaşarsınız, ardından üşümeye başlarsınız, bağırmakla bağırmamak arasında bir sessizlik içinde, çığlık atarsınız… Sizin bile duyamayacağınız ölçüde bir çığlık… Ölüme götüren bir uyku sarar, benliğinizi! Soğuk bir uyku! İşte bu! Ölüme yakın hâl!   

Hayatın zaruri gerçeğidir, ölüm! “Korkunun ecele faydası yoktur” sözünün tezahürüdür. Ölümün elinden kurtulamayan, zamansız ölüme yakalandığını; yaşasaydım da, kazansaydım pişmanlığını yaşar. Ama faydasızdır.

Ölümle cebelleşirken kurtarılır… “Ben kurtuldum” der. Çabuk unutur, karanlıkta ölümle boğuştuğu o çetrefilli saatleri! Ölümle burun buruna yaşadığı dakikaları, saniyeleri! Nedense, darda kaldığımız zamanları çok çabuk unuturuz… Karanlıkta kaldığımızı, acı çektiğimizi hemencecik unuturuz. İnsanın zaafı!

Unutmak mı? Bence, insanın yaradılışındaki hamlıktır, unutmak!

“Kasabanın Vicdanı” romanında “Bazı insanlar içlerindeki duyguları çok uzun süre saklayabilirler”  diyor, Bethany Campbell.  Duyguları saklayış, unutmayı tetikleyici bir unsur mudur, sizce?

 

İnsanın yaradılış anında, birazcık unutkanlık katılmamış mıydı, mayasına? Ama her şeyi unutabilir miydi, insan? Her şeyi?

Acıyı, ıstırabı, tasayı, kaygıyı, elemi… Azabı, gazabı, işkenceyi, eziyeti! Ölüme götüren her şeyi! Ölümden döndüğünde ki, kurtuluşuyla kavuştuğu sevinci, mutluluğu… Sevinçten ağlarken ki, attığı kahkahaları! Demin ağlayan, şimdi gülen insanın, size desem ki; deminkileri “Unuttuğunu” tahmin edebilir misiniz?

Yüzmeyi bilen biri, açılır derin denizlerin yüzeyinde! Dipsiz derinliğini bile bile arkasına bakmadan, derinliğine aldırmadan kulaç atar, denizde! Yüzmeye başlamadan önce hayalinde düşler, denizin o dipsiz derinliğini! Ürker, korkar ama yüzmeye adım attığı an derinliği unutur… Öylesine kaptırır ki, kendisini; unutur denizin derinliğini, yüzer de yüzer.

Unuttuğum, ne rüyalar görmüşümdür… Uyandığımda, neredeyse çenemin kilitlendiğini, dilimi ısırdığımı, dudaklarımın uçukladığını, bilirim. Öyle derin ve dipsiz derinliklere atıldığımı, boşlukta hızla giderken, bağırdığımı ve sesimin çıkmadığını bilirim ki, birden doğrulurum. O an, gördüğümün düş olduğunu fark edince derin bir nefes alır, yeniden uyumaya çalışırım. Uyandığımda, o geceyi, o gece gördüğüm rüyayı, unuturum. 

Unutmak biz insanlar içindir… Ya yaşadıklarımızdaki acıları unuturuz, ya da unutacağımız şeyleri içimize gömer, onunla nice zaman yaşarız da, biz bile bazen o sırla yaşadığımızı unuturuz. Bazı insanların duygularını, içlerinde uzun süre saklaması gibidir, içe gömmek! Gömmeye gömersinde, içine gömdüklerini, unutur musun bilemem?

Bazen kendime yakın bulduğum biriyle muhabbet ederken; az dertlenirim, kalbimi kıran birinin bana yaptığını, unutamadığımı söylerim… Söz verdiği hâlde tutmadığı sözünü, unutamadığımı söylerim… En yakın dostumun, arkadaşımın beni çarptığını ve benim iflasıma neden olduğunu unutamadığımı söylediğimde şöyle bir sözle karşılaşmıştım: “Söylediklerin beni şaşırtmıyor… Artık ben böyle şeylere şaşırmıyorum.” Derken, bu arkadaşım, acaba duygularını gizleyenlerden mi, uzun süre içinde saklayanlardan mı, dersiniz?

Sanki, benim anlattıklarımı o çok fazlasıyla yaşamış; ben konuşurken, gözleri uzaklarda olsa da, unutamadığını sözleri dil cephesinde itiraf ediyordu. Eminim ki, hiçbir şey kolay kolay unutulmuyor. Birileri içine gömse de duygularını, zamanla çıkar ortaya, uzun süre saklayamaz yaşadıklarını.

       

* Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya 6 yorum yapıldı.
    YAZARLAR