Deli Oğlan...

Gökhan TÜZÜN

“Bir dakika susun” diye seslendi.

Radyodaki ses: “Demirbank iyi günler diler..” dedi.

O sese aldırmadığımızı görünce, bu sefer bağırdı: “Ajans” başlıyor.

Çocuğuz ya, ajans ne ya..

Ajans ne Dede?

Cevap vermedi ama gözleriyle yedi beni sanki.

Ajansın haberler olduğunu büyüdükçe anladım.

Ne önemliydi ajansı dinlemek.

Meğersem spiker, ülke meseleleri hakkında bilgiler veriyormuş, çıt çıkmıyordu kimseden.

Aynı camide, Cuma namazına gittiğimizde herkesin uslu uslu oturup hocayı dinlediği gibi.

Hatta herkes secdeye yattığında çaktırmadan doğrulup acaba yatmayan biri var mı diye sağımı solumu aceleyle kontrol eder, tekrar pozisyonumu sağlardım, sanki birini görsem, aha da gördüm seni dicem, ne olacaksa.

Lanet olsun içimdeki sorumluluk bilincine.

 

Dedem rahat durmadığımı gördüğünde "tek dur" derdi.

“Çift dursam olmaz mı” diye cevap verirdim.

“Ulan ne deyyussun sen, dürzü çabuk git eve.”

 

Pazara giderdik Dedemle, bütün pazarı dolaşır, her seferinde kendi köylüsünden alırdık her şeyi, giderken sağa sola fiyat sorar, pazarcının dediği fiyatı beğenmeyince de kaşlarını çatar: “Eskiden sana borcum mu var” der, hızla oradan uzaklaşırdık.

Pazarcı da arkamızdan bağırırdı: “benim adım deli bekir beğenmezsen geri getir.”

 

Peynir, yoğurt pazarına giderdik, yoğurt aldığımız teyzenin kocasını bazen görürdük.

Bana her seferinde “naber lan keranacı (kerhaneci)?” derdi.

Bende bana iyi bir şey söylüyor zanneder, kafamı öne eğip gülümserdim.

 

Yoğurdu peyniri alınca, benim pazar görevi sona ererdi.

“Bunları dökmeden eve götür, sağına soluna dikkat et, kimselerle konuşma, gölgelerden, kenarlardan yürü, yağmur yağarsa koşma, ağacın altında bekleme, üzerinde kırmızı renk varsa bir yere saklan, yağmurun dinmesini bekle, hadi ağzını ayırma ne duruyon, yoğurtlar ekşiyecek çabuk git eve.

 

Evde de Anneannem “şaptan şeker olmaz “o”da aslına çeker” derdi.

Meğersem genetiğimle ilgili babama inceden bir mesaj gönderme kaygısındaymış.

Benden istedikleri herhangi bir şeyi yapmadığımda da “kargaya bokun kimya demişler, gitmiş denizin ortasına sıçmış” lafı gelirdi.

 

Saçlarım uzadığında “papaz gibi olmuşsun deli oğlan.”

Misafirlikte yaramazlık yaptığımda Annem, misafir olduğumuz evin sakinlerine çaktırmadan gözlerinden çıkan alevi bana doğru yönlendirip, tatlı kibar bir sesle:

“Eve gidince ben sana gösteririm” derdi.

O “gösteririm” kelimesindeki vurgu, o dişlerini sıkmış haliyle ortaya çıkan duygu, beni bitirirdi.

Ne yaptım ki ya, oynuyoruz işte, misafirin kızını öpmedim, bir şey yapmadım, azıcık koltukların üzerinde zıpladım ya.

 

"Geliyor bak Gökhan"

Gelen kim, “beşkardeş”

E benim kardeşim yok ki o zamanlar??

Gelen cisim kuvvetle muhtemel bir terlik olabilir veyahut en şiddetlisinden bir şaplak.

 

“Gece olunca ıslık çalınmaz şeytan gelir”, “sofrada şarkı söylenmez”, “karanlıkta tırnak kesilmez, gece altını ıslatırsın”,

“Nerden görüyon, öğreniyon bunları çocuk”.

 

"Yemekte kaşık sol elle tutulmaz", en çok Babaannem darılırdı bu halime, Babama kendince kızar, "iyi etmemişsiniz Nuri, niye sağına alıştırmadınız bu çocuğu"

“Solak oldu bu Ana”, her şeyi solak ne yaptıysak olmadı ille de solak olacam dedi.

Allah sağlak yapmasın kimseyi..

 

“Sakla samanı gelir zamanı” ne samanı ya..

Zooteknist oldum da saplarla samanı ayırmasını seneler sonra öğrendim.

 

Eskiden otobüs terminallerinde Varan, Ulusoy gibi firmalara binen insanlara imrenirdim.

O adamların terminalleri bile farklıydı.

Senin bindiğin otobüslerin kalktığı yerden kalkmazdı onlarınkiler.

 

Modelleri farklıydı, biz 302 S’lere binerdik,

Onlar Setralara binerlerdi.

 

Bizim zamanımızda Varana, Ulusoya binmek zenginliğin en büyük göstergesiydi.

Geçenlerde duydum ki Varan batmışta Ulusoy onu alıvermiş himayesine.

Şu hayatımda hiç Varana binmeden öbür tarafa gidecem ya, yanarım yanarım ona yanarım.

 

Maddi durumu iyi olan insanların evine gittiğimizde, bize acaba muz verirler mi diye tatlı bir telaşla öyle beklerdik. O zaman çikita muz çok pahalıydı herkes alamazdı.

Taaa güney amerikadan gemilerle geliyo derlerdi.

Herhalde ondan pahalı olsa gerek.

Yılda bir iki kere muz yersek, o yılın bize en büyük ödülüydü.

 

Şimdi marketlerde kimsenin almaya tenezzül bile etmediği kararmaya yüz tutmuş çikita muzları görünce üzülüyorum.

 

İnsan en çok tadını bilmediği, daha önce hiç yapmadığı, denemediği şeyleri merak ediyor bu hayatta.

 

O zamanlar içinde beslediği hayaller gerçek olunca da o özel şeyler gizemini kaybediyor ve yerini sıradanlığa bırakıyor.

 

Ama unutmamalı insan geçmişini..

Hatırlamalı yaşadığı o özel, güzel anıları..

 

O hayaller bir gün gerçek olsa da zihnimizde bir yerlerde, hâlâ o güzel yaşanmışlıklar saklanıyor bizimle hücrelerimizde..

 

Hepinize iyi günler ve mutluluklar diliyorum...

 

Selam ve Sevgilerimle,

Cevdet Gökhan TÜZÜN

Yorum Yap
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yorumlar (2)
Yükleniyor ...
Yükleme hatalı.