27 Eylül 2017 Çarşamba

Gökhan TÜZÜN / Ajans32

“Bir Usta Bir Çırak”

01 Eylül 2016 Perşembe 14:37

Güzel bir gün..

Güneş öyle parlıyor ki, gülümsetiyor..

Okuldan eve dönüyorum..

Yalnızım..

Allah’a emanet, kendi başının çaresine bakmakla yükümlü çocuklardanım..

Bir cebimde 5 lira..

Düşürmeyeyim diye diğer cebimde, çatal iğneye bağlı evimizin anahtarları..

 

Eğri büğrü kaldırım taşları üzerinde akrobasi yaparak durağa doğru yürüdüm.

Kısa bir süre sonra, eski ve gösterişsiz bir otobüs yanaştı.

Durakta sakin sakin bekleyen dalgın insanlar, kapı açılınca binemeyeceğim telaşına düştüler.

Herkes bindikten sonra şoföre öğrenciliğimin ispatı olan pasomu gösterip arkaya doğru ilerledim.

Cam kenarı ama ayakta, kendime güzel bir yer buldum ve dışarıyı izlemeye başladım..

 

Şehrin olağan gürültüsü içerisinde bakarken çevreme..

Resmi binaların önünde, köşesinde daktilolu amcalar görürdüm.

Arzuhalciymişler meğer, sonradan öğrendim.

Düşük bir ücret karşılığı dilekçe yazarlarmış..

“İnsanlar kâğıda kendi el yazılarıyla yazsınlar o zaman” diye sorgulardım kendi kendime.

“Arzuhalci” ne diyor ki müşterisine..

“Nedir arzunuz ?..”

“Halimden anla, bir dilekçe yazdıracaktım..”

“Başka bir arzunuz ?..” :)

 

Evde babamın da bir daktilosu vardı, gizli gizli kurcalardım.

Merak ederdim nasıl çalışıyor diye.

Bizim zamanın çocukları klavye görseli ile ilk o zamanlar tanışmıştı..

 

Hayatın sıradan ayrıntılarını seyrederken otobüs son durağa gelmişti bile.

Otobüse en son binmiştim ama en son ben indim.

Şekerim düştüğü için soğuk soğuk ter dökerek yorgun argın eve geldim.

Kapımıza anahtarı takınca, kilit boşa döndü, birden şaşırdım..

İçimdeki endişeli ses:

“Evde biri olmalı..” dedi.

Kim acaba?..

Aklıma tuhaf düşünceler geldi birdenbire..

Yoksa, hayır hayır olamaz..

Nerde olursan ol içinden “oku” derdi annem..

Okudum hemencecik.

“Allah korusun” derken, kapıyı tuhaf bir güvenle yavaşça açtım.

Ve usulca içeri baktım.

Gördüm ki annem evde, ayakkabıları yerinde..

O da beni fark etmiş olacak ki:

“Hırsız gibi ne giriyorsun eve, ödümü kopardın..” diye mutfaktan söylendi.

Açtı ara kapıyı, sonra gülümsedi, neşeyle “hoş geldin” dedi.

“Hoş buldum da nereden çıktın Anne?..”

“Dersim erken bitti eve döndüm..”

“Yarın günüm var oğlum hazırlık yapıyorum..”

“Ooh altın günü mü? Yaşasın paralar gelecek, dertler bitecek..”

Muzip bir çocuk edasıyla:

“Anneciğim seni öpebilir miyim?..”

Tek kaşı havada..

“Önce git ellerini yüzünü yıka” dedi.

“Off anne mikroplu muyum ben?..”

 

Annem eve geldiğimizde kıyafetlerimizi de mutlaka değiştirmemizi isterdi.

İş-okul kıyafetiyle evde oturmamıza izin vermez, ev kıyafetin ayrı olacak derdi.

  “Şey… pijamalarımı giysem olmaz mı?..”

Evde babamla çubuklu pijamalarımızı giyer, daltonlar gibi olurduk..

Çok modaydı o zamanlar..

 “Hayır olmaz, koltukların üstünde oturcan sonra yatağa gircen öyle mi?..”

“Koltuklar divanlar pis mi ki?..”

 

“Lafı uzatma da hadi bana biraz yardım et..”

“İki lokma bir yemek yiyeyim, biraz da dinleneyim olmaz mı?..”

“Olmaz, yarın misafirler gittikten sonra dinlenirsin..”

 

“Çay demledim, içebilirsin istersen, hem bana da bir bardak koyar mısın?..”

Çayını öyle hızlı içerdi ki ağzında teneke var sanırdım..

Ben yemeğimi yerken, mutfağa yöneldi.

Bulaşıkları yıkarken karşısındaki paslanmaya yüz tutmuş küçük aynada kendini seyredip, Selâhattin Altınbaş'ın “söyleme bilmesinler bu aşkın bittiğini” isimli hüzzâm makamındaki Türk sanat müziği şarkısını söyledi.

İşini bitirdikten sonra geldi yanıma:

“Meh, al şu parayı, 2 kg yufka alıp geliver..” dedi.

Isparta şivesiyle söylemişti..

“Meh nedir anne ya?..” diye itiraz edince, gülümsedi..

Aldığım yufkadan börekleri, mayaladığı hamurdan Isparta’ya özgü tahinli ve haşhaşlı nokulları ve dolma sarmasını büyük bir özenle hazırladı.

 

Ertesi gün yine hepimizden önce ayaktaydı.

Ama düne göre daha stresliydi. Çünkü daha yetişecek işler vardı.

Ve böyle zamanlarda ben ortada yoksam, ağzından dökülen bana seslenişi şöyle olurdu:

“Oğlum hadi kalk öğlen oldu..”

“Hâlbuki saat daha sabahın körü..”

Tabi benden herhangi bir tepki yok o ân’da..

Ama beni yataktan kaldıracak sihirli sözcükler birazdan perona yanaşmak üzereydi...

“Hadi kalk da, pasta için hazırladığım, şu tencerenin dibindeki kremayı ye!..”

Çok hoşuma giderdi o tencerenin dibindeki kremanın üzerine Hindistan cevizi tozu döküp sıyırmak..

 

Annemle ilişkimiz “bir usta bir çırak” ilişkisiydi.

Yaptığım işi beğenmez, nasıl yapacağımı mutlaka gösterirdi.

“Bak böyle silcesin camları..”

“Yalap şap hızlıca yapma, dip bucak güzelce al tozları..”

“Televizyon kumandasının naylon poşetini değiştirmeyi unutma..”

 

Arkamdan yaptığım işleri kontrol etmeyi hiç ihmal etmez, azıcık itiraz edip, yüzümü buruştursam, hemen benimle çekişirdi:

“Gökhan yüzün ipek gibi huyun köpek gibi yavrum..”

“Senin çocuğun da sana aynısını yapsın annem..”

Duyduğumda, içimi burkan, vicdanımı çaresiz bırakan sözleri söylerdi..

 

İşlerimizi bitirdikten sonra güzel kıyafetlerimizi giyinip misafirlerimizi karşıladık.

Aynı ân’da konuşan ama birbirlerini anlamayı başarabilen konuklarımız, selamlaşmalarını tamamladıktan sonra hazırladığımız ikramları bir güzel yediler.

Rahmetli anneaannem “insanın boğazı dünyayı yer ama ertesi gün yine inkâr eder” derdi.

Annennemin sözünü ettiği kadınlar bu kadınlar olmalıydı, ikramlardan hiçbir tane kalmamıştı.. :)

 

Karınları doymuş, kendilerini güvende hisseden zarafetli kadınlar,

Koydular kasetçalara bir taverna kasedi,

Bellerine de eşarplarını bağlamışlar,

Şen kahkahalar içinde birlikte göbek atmaya zorluyorlar birbirlerini..

Biraz önce şişini ve örgüsünü eline almış, zamanı idareli kullanan asil ve modern görünümlü kadınlardan hiç eser kalmamış,

Hepsi gaza gelmiş, aman sabahlar olmasın modundalar..

Mimikleri, hareketleri öyle sempatikti ki onları gizli gizli seyretmeye doyamazdım..

Annem onları izlediğimi fark ettiğinde “bizi mi seyrediyorsun sen ayıp, haydi doğru odana” diyerek sosyalleşme çabalarımı sonlandırırdı..

 

Gülümsememe neden olan beynimin çok derinlerinde saklı tuttuğum bu özel hatıralar, benim bugün yegâne yazma nedenlerim arasında..

Ben o masum günlere hasretim, ötesi yok..

Bugün düşündüğümde, o ân’ları daha anlamlı yapan o günün koşullarıydı..

O duyguları yaşamak çok kıymetliydi..

Ucundan tutabildiğim zamanların hüznü ve özlemi ile..

Sevgiyle gülümsüyorum geçen yıllara..

 

Hepinize iyi bayramlar diliyorum..

 

Selam ve Sevgilerimle,

Cevdet Gökhan TÜZÜN

* Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya 5 yorum yapıldı.
    YAZARLAR