Isparta’yı Ve Gülü Yeterince Tanıtabiliyor Muyuz?
Ankara’da yapılan bir sokak röportajı son günlerde sosyal medyada dolaşıyor. Vatandaşlara, “Gülüyle meşhur il hangisidir?” diye soruluyor.
Isparta’yı ve gülü yeterince tanıtabiliyor muyuz?
Ankara’da yapılan bir sokak röportajı son günlerde sosyal medyada dolaşıyor.
Vatandaşlara, “Gülüyle meşhur il hangisidir?” diye soruluyor.
Kimi Isparta diyor, kimi başka bir şehir söylüyor, kimi ise sorunun cevabını bilmiyor.
Görüntüleri izleyen Ispartalıların bir kısmının tepkisi ise doğal olarak aynı:
“Isparta nasıl bilinmez?”
Ben ise videoyu izledikten sonra başka bir soru üzerinde durdum:
Acaba biz Isparta’yı ve gülü yeterince anlatabiliyor muyuz?
Çünkü meseleyi sadece Ankara’daki vatandaşların bilgisi üzerinden okumak bana biraz kolay geliyor.
Sonuçta birkaç kişinin katıldığı bir sokak röportajından hareketle Ankara’daki herkesin Isparta’yı tanımadığını söylemek mümkün değil. Böyle bir genellemenin de gazetecilik açısından karşılığı yok.
Fakat görüntüler, üzerinde düşünmeye değer bir soru ortaya çıkarıyor.
Isparta denildiğinde Türkiye’nin farklı şehirlerinde yaşayan insanların aklına ne geliyor?
Gül mü?
Elma mı?
Eğirdir Gölü mü?
Davraz mı?
Yalvaç’taki Antiokheia mı?
Yoksa Isparta hakkında akıllarında belirgin bir şey oluşmuyor mu?
Bence asıl mesele burada.
Çünkü gül, Isparta için sonradan ortaya çıkmış bir şehir sloganı değil.
Resmi kayıtlara göre Isparta’da gülcülüğün geçmişi 1888 yılına uzanıyor. Müftüzade İsmail Efendi’nin getirdiği gül fidanlarıyla başlayan üretim, zaman içerisinde kentin en önemli tarımsal faaliyetlerinden biri haline geliyor. Isparta Gülü de coğrafi işaretle tescillenmiş durumda.
Üstelik mesele sadece tarladaki gülden ibaret değil.
Gül yağı, gül suyu, gül konkreti ve kozmetik sektörü…
Bir çiçekten ortaya çıkan ekonomik zincir oldukça geniş.
Isparta İl Tarım ve Orman Müdürlüğünün yayımladığı verilere göre 2023 yılında kentte 35 bin 534 dekar alanda gül çiçeği üretimi gerçekleştirildi ve Türkiye’deki gül üretiminin yüzde 85,95’i Isparta’da yapıldı.
Yani Ankara’da sorulan sorunun cevabı aslında sadece “Isparta” değil.
Arkasında üretici var.
Emek var.
Tarih var.
Ekonomi var.
Ve yıllardır devam eden bir şehir kültürü var.
Peki bütün bunları Türkiye’nin geri kalanına ne kadar anlatabiliyoruz?
İşte burada biraz kendimize bakmamız gerekiyor.
Isparta’da gül sezonu geldiğinde bahçelere gidiyoruz.
Fotoğraflar çekiyoruz.
Gül hasadını paylaşıyoruz.
Festival düzenliyoruz.
Konserler yapıyoruz.
Gül suyunu, gül yağını anlatıyoruz.
Sonra sezon bitiyor.
Gül yine tarlada kalıyor.
Oysa tanıtımın sezonu olmamalı.
Bir şehrin tanıtımı yalnızca festival haftasına sıkıştırıldığında, o şehir yılın geri kalanında yeniden görünmez hale gelebiliyor.
2026 yılında da Isparta Uluslararası Gül Festivali düzenlendi. Programda gül bahçesi ziyaretleri, kortej, kültürel etkinlikler ve farklı ülkelerden ekiplerin katıldığı gösteriler yer aldı.
Bunlar elbette önemli.
Ancak festival yapmak başka, şehir markası oluşturmak başka.
İnsanların Isparta’yı yalnızca “gül festivali yapılan şehir” olarak değil, gülün üretildiği, işlendiği, dünyaya gönderildiği ve bir kültüre dönüştüğü şehir olarak tanıması gerekiyor.
Belki de eksik olan tam olarak bu hikâye.
Çünkü insanlara sadece “Isparta güller şehridir” dediğinizde, bu bir slogan olarak kalabilir.
Ama “Isparta’da gülcülük 1888’de başladı, bugün Türkiye’deki üretimin büyük bölümü burada yapılıyor, bu üretimden gül yağı ve kozmetik sanayisine uzanan bir ekonomik değer ortaya çıkıyor” dediğinizde, karşınızdaki insanın zihninde başka bir Isparta oluşur.
Bizim anlatmamız gereken de tam olarak bu.
Gülün fotoğrafını değil, hikâyesini anlatmak.
Belki Ankara’daki röportaja biraz da buradan bakmak gerekiyor.
Videodaki insanlara kızmak kolay.
“Bunu da bilmiyorlar” demek kolay.
Fakat bir gazeteci olarak benim daha çok ilgimi çeken soru şu:
Bir insan Isparta’yı neden bilsin?
Isparta’yı nerede görecek?
Hangi hikayeyi duyacak?
Hangi ürünle karşılaşacak?
Hangi turizm rotasında kenti tercih edecek?
Hangi sosyal medya içeriğinde Isparta’nın yalnızca gül bahçesinden ibaret olmadığını görecek?
Bunların cevabını vermeden sadece vatandaşların bilgisini sorgulamak çok da anlamlı değil.
Üstelik Isparta’nın elinde yalnızca gül de yok.
Eğirdir Gölü var.
Davraz var.
Yalvaç ve Pisidia Antiokheia var.
Kovada var.
Lavanta var.
Elma var.
Köyler var.
Yaylalar var.
Tarih var.
Ama bütün bu değerlerin aynı anda ve doğru bir hikâyeyle anlatılabilmesi gerekiyor.
Belki de Isparta’nın önündeki asıl mesele artık “Neyimiz var?” sorusu değil.
“Neyimizi, nasıl anlatıyoruz?” sorusu.
Ankara’daki sokak röportajı birkaç dakikalık bir video.
Bugün izlenir, yarın unutulur.
Fakat bize bıraktığı soru kalıcı olabilir.
Gülüyle meşhur ilin Isparta olduğunu Türkiye’ye tekrar tekrar anlatmak zorunda kalıyorsak, sadece karşı tarafı değil, kendimizi de sorgulamamız gerekiyor.
Çünkü tanınmak, yalnızca sahip olduğunuz değerlerle olmuyor.
O değeri anlatmanız gerekiyor.
Isparta’nın gülü var.
Hem de yüz yılı aşan bir hikâyeyle.
Şimdi mesele, o hikâyeyi Isparta sınırlarının dışına ne kadar taşıyabildiğimiz.
Belki de Ankara’daki röportajdan sonra kızmak yerine kendimize şu soruyu sormalıyız:
“Biz Isparta’yı ve gülü gerçekten yeterince tanıtabiliyor muyuz?”
Cevabı vermek, birkaç dakikalık bir sokak röportajını yorumlamaktan çok daha önemli.
M.Enes Yapalıkan
Gazeteci